dayanmak - Turco Inglés Diccionario

dayanmak

Significados de "dayanmak" en diccionario inglés turco : 150 resultado(s)

Turco Inglés
Common Usage
dayanmak bear v.
I could not bear to see my mother weeping.
Annemin ağladığını görmeye dayanamıyordum.

More Sentences
dayanmak tolerate v.
This new medication is not tolerated in young patients.
Bu yeni ilaca genç hastalar dayanamıyorlar.

More Sentences
dayanmak resist v.
The building has well resisted the test of time.
Bina geçen yılların etkisine iyi dayandı.

More Sentences
dayanmak endure v.
How much more can one country endure?
Bir ülke daha ne kadar dayanabilir?

More Sentences
dayanmak hold v.
This debate is premature and you are, I am sure, launching it because the Commission has a gun held to its head.
Bu tartışma henüz erken ve eminim ki Komisyon'un kafasına silah dayandığı için bu tartışmayı başlatıyorsunuz.

More Sentences
dayanmak lean v.
General
dayanmak arrive v.
The Russians have arrived at the gates of Brandenburg.
Ruslar, Brandenburg kapılarına dayandı.

More Sentences
dayanmak put up with v.
I can't put up with the noise any longer.
Bu gürültüye daha fazla dayanamıyorum.

More Sentences
dayanmak stand up v.
They stand up well to even the most extreme of work conditions.
En zorlu çalışma koşullarına bile iyi dayanırlar.

More Sentences
dayanmak rely on v.
I therefore recommend that we rely on the firm foundations of European law and criteria.
Bu nedenle Avrupa hukuku ve kriterlerinin sağlam temellerine dayanmamızı tavsiye ediyorum.

More Sentences
dayanmak abide v.
I can't abide that noise.
Bu gürültüye dayanamıyorum.

More Sentences
dayanmak rest v.
Council Regulation No 3760/92 established the framework upon which the CFP rests.
3760/92 sayılı Konsey Tüzüğü OBP'nin dayandığı çerçeveyi oluşturmuştur.

More Sentences
dayanmak lean on v.
Tom didn't have anyone to lean on.
Tom'un dayanacak kimsesi yoktu.

More Sentences
dayanmak trace v.
His fear of heights was traced back to a childhood incident.
Yükseklik korkusu çocukluğunda yaşadığı bir olaya dayanıyor.

More Sentences
dayanmak root in v.
I understand full well that parliamentary debate is rooted in polemics.
Parlamento tartışmalarının polemiklere dayandığını çok iyi anlıyorum.

More Sentences
dayanmak take it v.
I don’t know what to do, I can’t take it anymore.
Ne yapacağımı bilmiyorum, artık dayanamıyorum.

More Sentences
dayanmak base on v.
He wrote a novel based on ancient myths.
O, antik efsanelere dayanan bir roman yazdı.

More Sentences
dayanmak hold on v.
This means they are prone to either withdrawing too soon or holding on for too long.
Bu, ya çok erken çekilmeye ya da çok uzun süre dayanmaya eğilimli oldukları anlamına gelir.

More Sentences
dayanmak stand v.
Some plants can't stand direct sunlight.
Bazı bitkiler doğrudan güneş ışığı almaya dayanamaz.

More Sentences
dayanmak hold v.
This debate is premature and you are, I am sure, launching it because the Commission has a gun held to its head.
Bu tartışma henüz erken ve eminim ki Komisyon'un kafasına silah dayandığı için bu tartışmayı başlatıyorsunuz.

More Sentences
dayanmak stick v.
She can't stick the sight of blood.
Kan görmeye dayanamıyor.

More Sentences
dayanmak base upon v.
The third is that, as has already been said, all systems of health care are based upon the principle of solidarity.
Üçüncüsü, daha önce de söylendiği gibi, tüm sağlık sistemlerinin dayanışma ilkesine dayanmasıdır.

More Sentences
dayanmak bear with v.
Please bear with me until I finish the story.
Lütfen ben hikayeyi tamamlayana kadar dayanın.

More Sentences
dayanmak rely v.
Consequently, this directive relies wholly on the quality of information and consultation.
Sonuç olarak bu direktif tamamen bilgilendirme ve istişare kalitesine dayanmaktadır.

More Sentences
dayanmak press v.
The angry crowd pressed against the gates.
Kızgın kalabalık kapılara dayandı.

More Sentences
dayanmak stand on v.
This is what it says in the Seville conclusions, and I take my stand on these.
Sevil sonuçlarında böyle yazıyor ve ben de bunlara dayanıyorum.

More Sentences
dayanmak rest on v.
The procedure rests on the distinction between framework legislation and secondary legislation.
Prosedür, çerçeve mevzuat ile ikincil mevzuat arasındaki ayrıma dayanmaktadır.

More Sentences
dayanmak be based on v.
Another drawback is that the premium is based on deficiency payments.
Diğer bir dezavantaj ise primin eksik ödemelere dayanmasıdır.

More Sentences
dayanmak hinge on v.
To my mind, all future action should hinge on three priorities.
Bana göre gelecekte atılacak tüm adımlar üç önceliğe dayanmalıdır.

More Sentences
dayanmak hinge upon v.
Both ideas are starting points, hinges, upon which the construction of CFP reform rests.
Her iki fikir de OBP reformunun inşasının dayandığı başlangıç noktaları, menteşelerdir.

More Sentences
dayanmak wear v.
This T-shirt wore quite well.
Bu tişört oldukça iyi dayandı.

More Sentences
dayanmak go v.
How long could you go without technology?
Teknoloji olmadan ne kadar dayanabilirsin?

More Sentences
dayanmak hang on v.
Try to hang on.
Dayanmaya çalış.

More Sentences
dayanmak take v.
How long is the human body able to take this?
İnsan vücudu buna ne kadar dayanabilir?

More Sentences
dayanmak sustain v.
At present these holdings could not sustain competition from Community agriculture.
Şu anda bu işletmeler Topluluk tarımının rekabetine dayanamamaktadır.

More Sentences
dayanmak survive v.
Tom won't survive three years in prison.
Tom hapiste üç yıl dayanamaz.

More Sentences
dayanmak lean against v.
Don't lean against this wall.
Bu duvara dayanma.

More Sentences
dayanmak hold out v.
I don't know how long I can hold out.
Daha ne kadar dayanabilirim bilmiyorum.

More Sentences
dayanmak rely upon v.
Nuclear power plants rely upon the fission of uranium to generate heat.
Nükleer enerji santralleri ısı üretmek için uranyum fisyonuna dayanır.

More Sentences
dayanmak base v.
The Commission makes every effort to base itself on available objective information, in particular IAEA sources.
Komisyon, başta IAEA kaynakları olmak üzere, mevcut objektif bilgilere dayanmak için her türlü çabayı göstermektedir.

More Sentences
dayanmak hang v.
Just hang in there.
Sadece dayanın.

More Sentences
dayanmak hold up v.
Fast aid because the dikes which have been inundated will not hold up forever.
Hızlı yardım çünkü sular altında kalan setler sonsuza kadar dayanmayacaktır.

More Sentences
dayanmak stick it v.
Stick it out.
Sonuna kadar dayan.

More Sentences
dayanmak withstand v.
This phone can withstand extremely cold temperatures.
Bu telefon aşırı soğuk havalara dayanabilir.

More Sentences
dayanmak last v.
The best that can be said about the Treaty is that it will only last for a year or two.
Antlaşma hakkında söylenebilecek en iyi şey, sadece bir ya da iki yıl dayanacağıdır.

More Sentences
dayanmak endure v.
How much more can one country endure?
Bir ülke daha ne kadar dayanabilir?

More Sentences
Phrasals
dayanmak bear with v.
Please bear with me until I finish the story.
Lütfen ben hikayeyi tamamlayana kadar dayanın.

More Sentences
Idioms
dayanmak put up with v.
I can't put up with the noise any longer.
Bu gürültüye daha fazla dayanamıyorum.

More Sentences
dayanmak lean against v.
Don't lean against this wall.
Bu duvara dayanma.

More Sentences
dayanmak lean on v.
Tom didn't have anyone to lean on.
Tom'un dayanacak kimsesi yoktu.

More Sentences
Technical
dayanmak resist v.
The building has well resisted the test of time.
Bina geçen yılların etkisine iyi dayandı.

More Sentences
dayanmak withstand v.
This phone can withstand extremely cold temperatures.
Bu telefon aşırı soğuk havalara dayanabilir.

More Sentences
General
dayanmak stand the racket v.
dayanmak continue v.
dayanmak stomach v.
dayanmak support v.
dayanmak hinge v.
dayanmak hold one's own v.
dayanmak brook v.
dayanmak bide v.
dayanmak thole v.
dayanmak repose v.
dayanmak defy v.
dayanmak go on v.
dayanmak be tolerant of v.
dayanmak bear up v.
dayanmak osculate v.
dayanmak rest against v.
dayanmak repose on v.
dayanmak lean upon v.
dayanmak offer resistance v.
dayanmak consist in v.
dayanmak fast v.
dayanmak reach v.
dayanmak stay v.
dayanmak consist v.
dayanmak hold fast v.
dayanmak stick out v.
dayanmak push v.
dayanmak ground v.
dayanmak be predicated on v.
dayanmak stand upon v.
dayanmak thru v.
dayanmak found v.
dayanmak thro v.
dayanmak abut against v.
dayanmak bear up against v.
dayanmak sweat out v.
dayanmak reside in v.
dayanmak tabler (fr) v.
dayanmak abut v.
dayanmak digest v.
dayanmak leak v.
dayanmak recline v.
dayanmak perdure v.
dayanmak maintain v.
dayanmak get (through/over) v.
dayanmak abear v.
dayanmak abrooke [obsolete] v.
dayanmak abye [obsolete] v.
dayanmak calculate v.
dayanmak abear v.
dayanmak againstand v.
dayanmak recumb v.
dayanmak remain firm v.
dayanmak hold tack v.
dayanmak underbear v.
dayanmak upbear v.
dayanmak upgird v.
dayanmak get v.
dayanmak aby [obsolete] v.
Phrasals
dayanmak bring off v.
dayanmak carry through v.
dayanmak lie on v.
dayanmak take up with v.
dayanmak stand under v.
dayanmak see off v.
dayanmak lean toward v.
dayanmak count on v.
dayanmak stand for v.
dayanmak hold out for v.
dayanmak live with something v.
dayanmak bear up v.
dayanmak count upon v.
dayanmak weather out v.
dayanmak weather out of v.
dayanmak last out v.
dayanmak last out v.
dayanmak brave out v.
dayanmak ride on v.
dayanmak gut out v.
dayanmak struggle along v.
Colloquial
dayanmak cut it v.
dayanmak git along v.
dayanmak guts out v.
dayanmak gutses v.
dayanmak hold own v.
Idioms
dayanmak fly in the face of v.
dayanmak stand one's ground v.
dayanmak take on the chin v.
dayanmak hold one's ground v.
dayanmak hold/stand your ground v.
dayanmak stand ground v.
Technical
dayanmak lean v.
dayanmak abut v.
dayanmak recline v.
Marine
dayanmak outstand v.
Military
dayanmak hold the line v.
Archaic
dayanmak put up v.
dayanmak bide v.

Significados de "dayanmak" con otros términos en diccionario inglés turco: 150 resultado(s)

Turco Inglés
General
acıya dayanmak endure v.
iyi dayanmak wear well v.
acıya dayanmak tolerate (the pain) v.
var oluşuna dayanmak presuppose v.
acıya dayanmak put up with v.
daha uzun süre dayanmak outlast v.
kapıya dayanmak threaten somebody to get v.
daha uzun dayanmak outwear v.
arkaya dayanmak recline v.
acıya dayanmak take v.
acıya dayanmak tolerate v.
açlığa dayanmak endure hunger v.
açlığa dayanmak withstand hunger v.
sınırına dayanmak press in upon v.
açlığa dayanmak tolerate hunger v.
yıkanmaya dayanmak (kumaş) wash v.
daha çok dayanmak outlive v.
dayanmak (bir şeye) stand up to v.
dayanmak (bir duruma) face v.
kapıya dayanmak turn up v.
dayanmak (bir sebebe) ground v.
-e dayanmak reside v.
dayanmak (belirli bir süre için) be good for v.
gelip dayanmak come v.
daha çok dayanmak outlast v.
gelip dayanmak arrive v.
acıya dayanmak endure (the pain) v.
yarışın veya zor bir olayın sonuna kadar dayanmak stay the course v.
esasına dayanmak be based on basis of v.
esasına dayanmak be based on v.
temeline dayanmak be based on the ground of v.
kişisel tecrübelere dayanmak be based on personal experiences v.
tecrübeye dayanmak be based on experience v.
sıkıntıya veya yorgunluğa dayanmak stand the gaff v.
yorgunluğa dayanmak stand the gaff v.
sonuna kadar dayanmak stand the gaff v.
geçmişe dayanmak date from v.
alacaklıları kapıya dayanmak (creditors) wait at one's doorstep/door v.
alacaklılar kapıya dayanmak (creditors) be at the door v.
alacaklıları kapıya dayanmak (creditors) knock on one's door v.
alacaklılar kapıya dayanmak (creditors) wait at one's doorstep/door v.
alacaklıları kapıya dayanmak (creditors) beat one's door down v.
alacaklıları kapıya dayanmak be pounding at the door v.
alacaklılar kapıya dayanmak (creditors) knock on one's door v.
alacaklıları kapıya dayanmak (creditors) be at the door v.
alacaklılar kapıya dayanmak (creditors) beat one's door down v.
alacaklılar kapıya dayanmak be pounding at the door v.
alacaklılar kapıya dayanmak be upon one v.
alacaklıları kapıya dayanmak be upon one v.
-e dayanmak be based on v.
-e dayanmak hinge on v.
-e dayanmak hinge upon v.
-e dayanmak rest against v.
-e dayanmak rest upon v.
-e dayanmak stick v.
-den çok dayanmak outlast v.
-e dayanmak rest on v.
(yaşayabilmek için) bir şeye dayanmak get by on v.
(yaşayabilmek için) bir şeye dayanmak get by upon v.
dayanmak (bir işi sürdürebilmek için bir söze/kanıta) go on v.
bir şeye dayanmak be based on v.
eskiye dayanmak date back to old times v.
eskiye dayanmak go long way back v.
eskiye dayanmak date back to v.
geçmişe dayanmak go long way back v.
geçmişe dayanmak date back to v.
geçmişe dayanmak date back to old times v.
yalana dayanmak be based on a lie v.
acıya dayanmak resist pain v.
acıya dayanmak bear the pain v.
ağrıya dayanmak bear the pain v.
esasına dayanmak be based upon v.
-e dayanmak be based upon v.
temeline dayanmak be based upon v.
bir tarihe dayanmak date v.
dayanmak (bir tarihe) date v.
bir temele dayanmak be built on a foundation v.
bir temele dayanmak be based on something v.
bir temele dayanmak have a foundation v.
kökenleri...'e dayanmak have their origins in v.
kökleri ...e'ye dayanmak have their origins in v.
dayanmak (zorluklara) absorb v.
dayanmak (içkiye) carry v.
sıkıntıya dayanmak labour v.
sıkıntıya dayanmak labor v.
(bir şeye) dayanmak uplean [obsolete] v.
hava etkisine dayanmak weather v.
mantığa dayanmak logicise v.
mantığa dayanmak logicize v.
(kökeni) bir şeye dayanmak hark back to v.
(bir şeye) dayanmak ride v.
daha çok dayanmak overbide [obsolete] v.
kış boyu dayanmak overwinter v.
daha çok dayanmak outstand v.
(konserveleme ile) bozulmaya dayanmak preserve v.
belirli olgulara dayanmak supervene v.
bir önceki olaya dayanmak supervene v.
(yiyecek vb.) dayanmak keep v.
öncesine dayanmak predate v.
daha uzun dayanmak outfast v.
karşı gelerek dayanmak outbrave v.
daha uzun dayanmak outdwell v.
daha uzun dayanmak outdure v.
önceye dayanmak predate v.
karmaşık fikirlere dayanmak puzzleheaded adj.
Phrasals
cesurca dayanmak/üstesinden gelmek brave something out v.
bir şeyin karşısında dayanmak ride something out v.
sonuna kadar dayanmak live out v.
cesurca dayanmak carry off v.
başarıyla dayanmak ride out v.
zor bir duruma dayanmak go through v.
(birinin/bir şeyin) kötü muamelesine dayanmak take from (someone or something) v.
dişinin doldurulmasına başka şeyler düşünerek dayanmak lash back (at someone or something) v.
'-e dayanmak press on v.
(bir şeye) dayanmak repose on (something) v.
(bir şey) temeline/esasına dayanmak repose upon (something) v.
belli bir miktara/seviyeye dayanmak run into v.
(bir şey) temeline/esasına dayanmak repose on (something) v.
(bir şeye) dayanmak repose upon (something) v.
(birine/bir şeye) dayanmak lean into (someone or something) v.
bir süre boyunca dayanmak last out v.
bir şeyin sonuna kadar dayanmak last something out v.
sonuna kadar dayanmak last out v.
bir şeye dayanmak slant against something v.
(bir şeyin) sonuna kadar dayanmak stick through (something) v.
zor/çaba gerektiren (bir şeye) dayanmak struggle on with (something) v.
(birine/bir şeye) dayanmak lean back against (someone or something) v.
bir şeye dayanmak abut on something v.
(bir şeye) dayanmak back (someone or something) up to (something) v.
temeli (bir şeye) dayanmak base off (of) (something else) v.
(birine/bir şeye) dayanmak bear with (someone or something) v.
birine/bir şeye dayanmak bear someone or something up v.
(bir şeyin baskısına) dayanmak bear up (under something) v.
(bir şeyin altında) dayanmak bear up (under something) v.
bara dayanmak belly up (to something) v.
birine/bir şeye dayanmak butt (up) against someone or something v.
(bir fikre ) dayanmak bottom (on) v.
(bir fikre ) dayanmak bottom (upon) v.
bakış açısı/yaklaşımı (birine/bir şeye) dayanmak come from (someone or something) v.
(bir şey) temeline dayanmak consist in (something) v.
(bir şeye) dayanmak consist in (something) v.
bir soruna dayanmak contend with a problem v.
tarihi/geçmişi (birine/bir şeye) dayanmak date back (to someone or some time) v.
(bir şeye/bir şey boyunca) zor dayanmak flounder through (something) v.
'-e zor dayanmak flounder through v.
kökenleri (belirli bir yere) dayanmak go back (to) v.
(zamanı) geriye dayanmak go down v.
(biri/bir şey olmadan) dayanmak get on (without someone or something) v.
(biri/bir şey olmadan) dayanmak get along without (someone or something) v.
(biri/bir şey olmadan) dayanmak get by (without someone or something) v.