bear - Turco Inglés Diccionario

bear

Play ENTRENus
Play ENTRENuk
Play ENTRENau

bear — Definition

Significado:
dayanmak, katlanmak, taşımak, ayı
Pronunciación (IPA):
(AmE /ber/ – BrE /beə/)
Categoría gramatical:
Düzensiz Fiil: bear (bears – bore/borne – born - bearing); İsim: bear (bears)
Sinónimo:
endure, tolerate, carry

Significados de "bear" en diccionario turco inglés : 150 resultado(s)

Inglés Turco
Common Usage
bear n. ayı
My grand-father is a bear; he is always grumpy around people.
Büyükbabam ayının biridir; milletin yanında hep huysuzluk eder.

More Sentences
bear v. dayanmak
He cannot bear to see anyone sad.
Kimseyi üzgün görmeye dayanamaz.

More Sentences
bear v. katlanmak
I can't bear the thought of losing you.
Seni kaybetme düşüncesine katlanamıyorum.

More Sentences
bear v. taşımak
My arms were tired from bearing trays of finger food for the guests all night.
Bütün gece misafirler için tepsi tepsi atıştırmalık taşımaktan kollarım yoruldu.

More Sentences
bear v. (ürün/meyve) vermek
Unfortunately, I do not believe that further attempts to change the date will bear fruit.
Ne yazık ki, tarihi değiştirmeye yönelik girişimlerin sonuç vereceğine inanmıyorum.

More Sentences
bear v. (birine bir duygu) beslemek
General
bear v. beslemek (belirli bir his)
She bears malice toward our group.
Grubumuza kin besliyor.

More Sentences
bear v. üstlenmek
But we alone should not bear the blame for the delay.
Ancak gecikmenin sorumluluğunu tek başımıza üstlenmemeliyiz.

More Sentences
bear v. davranmak (belirli bir şekilde)
The prisoner of war bore himself with great dignity.
Savaş tutuklusu şerefli davrandı.

More Sentences
bear v. doğurmak
She claims she was raped by a friend and subsequently she bore a child.
Bir arkadaşı tarafından tecavüze uğradığını ve daha sonra bir çocuk doğurduğunu iddia etmektedir.

More Sentences
bear v. çekmek
As usual, there is a great risk that women and children will bear the brunt of the suffering.
Her zaman olduğu gibi, acıların en büyük yükünü kadın ve çocukların çekmesi riski büyüktür.

More Sentences
bear v. sineye çekmek
Tom had no choice but to grin and bear it.
Tom'un sineye çekmekten başka seçeneği yoktu.

More Sentences
bear v. getirmek
I am pleased to bear glad tidings from my own country.
Kendi ülkemden müjdeli haberler getirmekten memnuniyet duyuyorum.

More Sentences
bear v. tahammül etmek
I can't bear the sight of him.
Onu görmeye tahammül edemiyorum.

More Sentences
bear v. değmek
The production figures did not bear scrutiny.
Üretim rakamları incelemeye değer bulunmamıştır.

More Sentences
bear v. tutmak
Therefore, we must bear all of this in mind and get to the roots of the conflict.
Bu nedenle, tüm bunları aklımızda tutmalı ve çatışmanın köklerine inmeliyiz.

More Sentences
bear v. (benzerlik) göstermek
Moreover, all the figures bear out that immigration to the European Union is restricted.
Ayrıca tüm rakamlar Avrupa Birliği'ne göçün kısıtlı olduğunu göstermektedir.

More Sentences
bear v. yüklenmek
Brussels cannot be made to bear all the responsibility for that, however.
Ancak bunun tüm sorumluluğu Brüksel'e yüklenemez.

More Sentences
bear v. bulunmak
This letter bears no signature.
Bu mektupta imza bulunmuyor.

More Sentences
bear v. değmek
The production figures did not bear scrutiny.
Üretim rakamları incelemeye değer bulunmamıştır.

More Sentences
bear v. bulundurmak
In my opinion, the Commission has borne this difference in mind at all times.
Kanaatimce Komisyon bu farkı her zaman göz önünde bulundurmuştur.

More Sentences
bear v. (kap, sıvı) almak
We bear the fruits of our patience.
Sabrımızın meyvelerini alıyoruz.

More Sentences
bear v. karşılamak
Residents will bear the total cost of repairs.
Konut sakinleri onarımların toplam maliyetini karşılayacaktır.

More Sentences
bear v. (iz vb.) taşımak
The building still bears marks from the paint gun party.
Bina hâlâ boya tabancası partisinin izlerini taşıyor.

More Sentences
Technical
bear v. taşımak
My arms were tired from bearing trays of finger food for the guests all night.
Bütün gece misafirler için tepsi tepsi atıştırmalık taşımaktan kollarım yoruldu.

More Sentences
General
bear n. borsada büyük oynayarak fiyatları etkileyen kimse
bear n. koca oğlan
bear n. spekülatör
bear n. kaba adam
bear n. hanzo
bear n. kıro
bear n. kaba saba tip
bear n. maganda
bear n. ayıcık
bear n. oyuncak ayı
bear n. özel yeteneği olan kimse
bear n. parlayan yıldız
bear v. beslemek
bear v. borsa fiyatlarını düşürmek
bear v. dönmek
bear v. yürümek (belirli bir şekilde)
bear v. sapmak
bear v. hazmetmek
bear v. spekülasyon yapmak
bear v. dünyaya getirmek
bear v. durmak (belirli bir şekilde)
bear v. kaldırmak
bear v. gitmek (belirli bir yöne doğru)
bear v. kin gütmek
bear v. yönelmek
bear v. üzerinde bulunmak
bear v. vermek (meyve)
bear v. götürmek
bear v. vermek
bear v. basmak
bear v. kuvvet uygulamak
bear v. -e gelmek
bear v. dişini sıkmak
bear v. katlanmak (birisine)
bear v. gütmek
bear v. yaymak
bear v. nakletmek
bear v. haiz olmak
bear v. yapmak/etmek
bear v. kullanmak
bear v. yürütmek
bear v. yöneltmek
bear v. (belirli bir istikamette) gitmek
bear v. yer almak
bear v. uygun olmak
bear v. sağlamak
bear v. bahşetmek
bear v. göze almak
bear v. kabul etmek
bear v. sürdürmek
bear v. iletmek
bear v. hak çerçevesinde sahip olmak
bear v. sürmek
bear v. itmek
bear v. (kendini) taşımak
bear v. (başını) belirli şekilde tutmak
bear v. görünür bir özellik olarak taşımak
bear v. arma olarak kullanmak
bear v. üzerinde açıkça göstermek
bear v. listede bulundurmak
bear v. kayıtlı olarak içeriğinde bulundurmak
bear v. yol açmak
bear v. neden olmak
bear v. kızıştırmak
bear v. rolü taşımak
bear v. kuvvetle iterek sürüklemek
bear v. konumlanmak
bear v. konumlandırılmak
bear v. alakalı olmak
bear v. geçerlilik taşımak
bear v. etki sahibi olmak
bear v. yürürlüğe koymak
bear v. harekete geçirmek
bear v. yakışık almak
bear v. münasip olmak
bear v. (mesaj) getirip anlatmak
bear v. baskıcı olmak
bear v. ağırlığını koymak
bear v. güç yetirmek
bear v. (bir şey) olmak
bear v. tedarik etmek
bear v. (hak, güç) kullanmak
bear v. uygulamak
bear v. (bir ilişki veya orana) sahip olmak
bear v. korelatif olarak sergilemek
Irregular Verb
bear v. bore - born/borne
Colloquial
bear n. yük
bear n. çetin/zorlu iş/görev
bear n. angarya
bear n. külfet
bear n. sıkıntılı iş/görev
bear n. problem yaratan iş/görev
bear n. zor bir iş/görev
bear n. rusya
bear n. iskambilde nadiren blöf yapan oyuncu
Trade/Economic
bear n. açıkçı
bear n. borsada fiyatların düşeceğini tahmin ederek menkul değer satan kimse
bear n. borsada satıcı spekülatör
bear n. hisselerin düşeceğini önceden tahmin edip hisseleri elinden çıkaran kişi
bear n. spekülatör
bear adj. açıkçı
bear adj. durgun
bear adj. fiyatların düştüğü (piyasa)
Construction
bear v. gerilmeye dayanmak
Dyeing
bear n. hafif kahverengimsi bir gri tonu
Transportation
bear v. taşıma aracıyla aktarmak
Marine
bear n. kumtaşı
Zoology
bear n. ayı benzeri hayvan
bear n. izcilikte bir derece
Geography
bear n. abd'de büyük tuz gölü'ne akan bir nehir
bear n. alaska'nın güneyinde bir dağ
Archaic
bear v. gibi görünmek
bear v. der gibi durmak
bear v. anlamında olmak
Engineering
bear n. portatif zımba
Slang
bear n. polis
bear n. aynasız
bear n. otoyol polisi
bear n. çirkin/kötü görünümlü kadın
bear n. gudubet kadın
bear n. tipsiz kadın
bear n. kokoroz
bear n. çok kıllı eşcinsel erkek
bear n. kilolu kıllı eşcinsel erkek
British Slang
bear n. geniş kıllı erkek

Significados de "bear" con otros términos en diccionario inglés turco: 150 resultado(s)

Inglés Turco
Common Usage
great bear n. büyükayı
General
woolly bear caterpillar n. tüylü tırtıl
growl of a bear n. ayı homurtusu
the great bear n. büyükayı
brown bear n. bozayı
grizzly bear n. boz ayı
panda bear n. panda
black bear n. kara ayı
teddy bear n. oyuncak ayı
brown bear n. boz ayı
koala bear n. koala
little bear n. küçükayı
polar bear n. kutupayısı
polar bear n. kutup ayısı
woolly bear n. tüylü tırtıl
american black bear n. amerikan siyah ayısı
bear keeper n. ayıcı
average age of women who bear their first child n. çocuk doğurma ortalama yaşı
ant bear n. karıncayiyen
the little bear n. küçükayı
bear garden n. ayı köpek kavgası gösterilerinin düzenlendiği yer
asiatic black bear n. asya siyah ayısı
grizzly bear n. korkunçayı (kuzey amerika'ya özgü)
the greater bear n. büyükayı
ice bear n. kutup ayısı
pole bear n. kutup ayısı
great bear n. büyükayı
bear hug n. sıkı sarılma
bear hug n. kaba kucaklama
bear hug n. sert kucaklama
bear hug n. ayı gibi sarılma
bear baiting n. bağlı haldeki ayıya köpek saldırtma gösterisi
bear trap n. ayı kapanı
polar bear plunge n. buz gibi suya dalış/atlayış etkinliği
cave bear n. mağara ayısı
yogi bear n. ayı yogi
teddy bear n. ayıcık
gummi bear n. ayı şeklinde jöleden şekerleme
gummi bear n. şeker ayıcığı
baby bear n. yavru ayı
baby bear n. ayı yavrusu
bug-bear n. öcü
bug-bear n. gulyabani
bear attack n. ayı saldırısı
bear cave n. ayı ini
grizzly bear n. birinci dünya savaşı döneminde popüler olan bir dans
average age of women who bear their first child n. ilk çocuğun doğurulduğu ortalama yaş
average age of women who bear their first child n. ortalama ilk çocuğu doğurma yaşı
gummy bear n. jöleli ayıcık
gummy bear n. jelibon ayı
bear cub n. ayı yavrusu
bear cub n. yavru ayı
bear cat n. güçlü kuvvetli insan
bear leader n. ayı oynatan kimse
bear-pit n. kaotik sahne
bear-pit n. kargaşalı ortam
bear paw n. bir tür ufak ve yuvarlak kar ayakkabısı
bear leader n. genç bir erkeği seyahatlerinde peşinde dolaştıran tip
bear cat n. vurdu mu deviren iri yarı tip
bear-paw n. bir tür ufak ve yuvarlak kar ayakkabısı
bear [scotland] n. arpa
bear [obsolete] n. açığa satılan hisse senedi veya emtia
bear-baiting n. zincirlenmiş ayıyı köpeklerle dövüştürme etkinliği
grin and bear it v. ağız kokusu çekmek
bear the blame for v. suçunu üzerine almak
bear up v. destek olmak
bear on v. etkisi olmak
bear away to leeward v. boca etmek
bear up v. dayanmak
bear in mind v. göz önünde bulundurmak
bear witness v. şahitlik etmek
bear tales v. dedikodu yapmak
bear up v. neşelenmek
bring pressure to bear on v. zorlamak
bear against v. baskı yapmak
bear in mind v. hatırda tutmak
bear on v. ilgilendirmek
bear a hand v. yardım etmek
bear no responsibility for v. sorumlusu olmamak
grin and bear it v. bağrına taş basmak
bear a grudge against v. kin beslemek
bear against v. karşı koymak
bear with v. dayanmak
bear against v. sıkıştırmak
bear away v. taşımak
bear down on v. büyük çaba harcamak
bear down on v. sıkıştırmak (azarlayarak/ısrarla)
bear up v. yardım etmek
bear a torch v. ışık tutmak
bear witness to an age v. bir çağa tanıklık yapmak
bear in mind v. göz önünde tutmak
bear in mind v. akıldan çıkarmamak
bear in mind v. unutmamak
bear up against v. dayanmak
bear on v. ilgilenmek
bear upon v. ilgilendirmek
bear with v. sabır göstermek
bear on v. ile ilgisi olmak
bear out v. yardım etmek
bear the blame v. kabahati üzerine almak
bring pressure to bear on v. sıkıştırmak
bear the brunt of v. kabak başına patlamak
bear down v. yenmek
bear up v. dayanabilmek
bear fruit v. meyve vermek
bear in mind v. zihinde tutmak
bear upon v. ateş etmek
bear the bell v. yenmek
bear fruit v. meyvesini vermek
bear the consequences v. sonuçlarına katlanmak
bear sorrow without complaining v. acısını içine gömmek
bring something to bear on v. bir şeyi uygulatmak
bear arms v. askerlik yapmak
bear on v. ateş etmek
bear fruit v. yemiş vermek
bear upon v. bağıntılamak
bear down on v. üstüne gelmek
bear a grudge v. kin gütmek
bear the consequence v. sonucuna katlanmak
bear in mind v. hatırlamak
bear arms v. asker olmak
bear on v. ilgisi olmak
bear the brunt of v. baskının en şiddetli kısmını çekmek
bear up v. cesareti elden bırakmamak
bear witness to v. tanıklık etmek
bear down on v. fazla bastırmak
bear in mind v. akılda tutmak
bear oneself v. davranmak
grit one's teeth and bear it v. dişini sıkmak
bear witness to v. bir şeye delalet etmek
bear away v. götürmek
bear the palm v. zafer kazanmak
bear a grudge v. kin beslemek
bear upon v. topa tutmak
bear one's sorrow without complaining v. acısını bağrına basmak
bear witness (to an age) v. tanıklık etmek (bir çağa vb)
bear down v. gayret etmek
bear a hand v. yardım eli uzatmak
bear in mind v. aklında tutmak
bear the brunt of v. saldırının en ağır kısmını çekmek
bear the expense of v. masrafı çekmek
bear resemblance to v. benzemek
bear the penalty of v. cezasını çekmek
bear out v. onaylamak
bear witness to an age v. bir çağa tanıklık etmek
bear testimony to v. ifade vermek
bear with v. çekmek
bear down on v. yaklaşmak
bear against v. bastırmak
bear upon v. ilgisi olmak