| İngilizce | Türkçe | |||
|---|---|---|---|---|
| Yaygın Kullanım | ||||
| Yaygın Kullanım | trace i. | iz | ||
|
Kimmy looked in the mirror with a trace of a smile on her face. Kimmy yüzünde gülümsemenin iziyle aynaya baktı. More Sentences |
||||
| Yaygın Kullanım | trace f. | izini sürmek | ||
|
This research traces the development of the feminist movement. Bu araştırma feminist hareketin gelişiminin izini sürmektedir. More Sentences |
||||
| Yaygın Kullanım | trace f. | iz sürmek | ||
|
The chain of events leading to the disaster must also be traced. Felakete yol açan olaylar zincirinin de izi sürülmelidir. More Sentences |
||||
| Yaygın Kullanım | trace f. | izlemek | ||
|
It can be traced to the storage of organic grains in a warehouse that had been used in the past to store pesticides. Geçmişte böcek ilacı depolamak için kullanılan bir depoda organik tahılların depolanmasına kadar izlenebilir. More Sentences |
||||
| Yaygın Kullanım | trace i. | işaret | ||
| Genel | ||||
| Genel | trace i. | belirti | ||
|
There was a trace of anger in her voice. Sesinde bir öfke belirtisi vardı. More Sentences |
||||
| Genel | trace i. | zerre | ||
|
There was no trace of evil in her. Onda kötülüğün zerresi bile yoktu. More Sentences |
||||
| Genel | trace i. | iz | ||
|
Kimmy looked in the mirror with a trace of a smile on her face. Kimmy yüzünde gülümsemenin iziyle aynaya baktı. More Sentences |
||||
| Genel | trace i. | eser | ||
|
There is no trace of subsidiarity in this report. Bu raporda yerindelikten eser yoktur. More Sentences |
||||
| Genel | trace i. | takip | ||
|
The CIA put a trace on all of his calls. CIA onun tüm aramalarını takibe aldı. More Sentences |
||||
| Genel | trace i. | çizgi | ||
|
The blue trace tells us if you are lying or not. Mavi çizgi bize yalan söyleyip söylemediğinizi gösteriyor. More Sentences |
||||
| Genel | trace i. | kayış | ||
|
He fastened the traces directly to breast collars. Kayışları doğrudan göğüs yakalarına bağladı. More Sentences |
||||
| Genel | trace f. | dayanmak | ||
|
His fear of heights was traced back to a childhood incident. Yükseklik korkusu çocukluğunda yaşadığı bir olaya dayanıyor. More Sentences |
||||
| Genel | trace f. | dayandırmak | ||
|
The causes of this can be traced back to a number of factors. Bunun nedenleri bir dizi faktöre dayandırılabilir. More Sentences |
||||
| Genel | trace f. | izini takip etmek | ||
|
He traced his finger along the crack in the wall. Parmağıyla duvardaki çatlağın izini takip etti. More Sentences |
||||
| Genel | trace f. | izini bulmak | ||
|
The FBI hopes to trace her before it is too late. FBI çok geç olmadan onun izini bulmayı umuyor. More Sentences |
||||
| Genel | trace f. | kopyalamak | ||
|
They traced the layout of the construction site. İnşaat alanının planını kopyaladılar. More Sentences |
||||
| Genel | trace f. | takip etmek | ||
|
The transfers take place without documentation and can therefore never be traced. Transferler belgelenmeden gerçekleşiyor ve bu nedenle asla takip edilemiyor. More Sentences |
||||
| Teknik | ||||
| Teknik | trace i. | iz | ||
|
Kimmy looked in the mirror with a trace of a smile on her face. Kimmy yüzünde gülümsemenin iziyle aynaya baktı. More Sentences |
||||
| Teknik | trace f. | izlemek | ||
|
It can be traced to the storage of organic grains in a warehouse that had been used in the past to store pesticides. Geçmişte böcek ilacı depolamak için kullanılan bir depoda organik tahılların depolanmasına kadar izlenebilir. More Sentences |
||||
| Medikal | ||||
| Medikal | trace s. | eser | ||
|
There is no trace of subsidiarity in this report. Bu raporda yerindelikten eser yoktur. More Sentences |
||||
| Gıda | ||||
| Gıda | trace i. | iz | ||
|
Kimmy looked in the mirror with a trace of a smile on her face. Kimmy yüzünde gülümsemenin iziyle aynaya baktı. More Sentences |
||||
| Gıda | trace s. | eser | ||
|
There is no trace of subsidiarity in this report. Bu raporda yerindelikten eser yoktur. More Sentences |
||||
| Dilbilim | ||||
| Dilbilim | trace i. | iz | ||
|
Kimmy looked in the mirror with a trace of a smile on her face. Kimmy yüzünde gülümsemenin iziyle aynaya baktı. More Sentences |
||||
| Genel | ||||
| Genel | trace i. | yer | ||
| Genel | trace i. | patika (orman) | ||
| Genel | trace i. | ipucu | ||
| Genel | trace i. | telem | ||
| Genel | trace i. | karine | ||
| Genel | trace i. | ufacık bir miktar | ||
| Genel | trace i. | tarihçe | ||
| Genel | trace i. | koşum kayışı | ||
| Genel | trace f. | kopya etmek | ||
| Genel | trace f. | tasarlamak | ||
| Genel | trace f. | izinden gitmek | ||
| Genel | trace f. | oymak | ||
| Genel | trace f. | ortaya çıkmak | ||
| Genel | trace f. | çizmek | ||
| Genel | trace f. | safha safha vermek (bir olayın tarihini belirli bir süre boyunca) | ||
| Genel | trace f. | üzerine şeffaf bir kağıt koyup kopyasını çıkarmak | ||
| Genel | trace f. | kalke etmek | ||
| Genel | trace f. | çizimi aktarmak | ||
| Genel | trace f. | keşfetmek | ||
| Genel | trace f. | bulmak | ||
| Genel | trace f. | ilerlemek | ||
| Genel | trace f. | içyüzünü araştırmak | ||
| Genel | trace f. | tarihçesine ulaşmak | ||
| Genel | trace f. | yolunu bulmak | ||
| Genel | trace f. | örmek | ||
| Genel | trace f. | örgü yaparak sabitlemek | ||
| Genel | trace s. | zerre kadar | ||
| Genel | trace s. | standart limitin altında | ||
| Ticaret/Ekonomi | ||||
| Ticaret/Ekonomi | trace i. | yerine ulaşmayan sevkıyatlarla ilgili yapılan soruşturma | ||
| Ticaret/Ekonomi | trace f. | bulup çıkarmak | ||
| Teknik | ||||
| Teknik | trace i. | iki düzlem arasında dönme sağlayan bağlantı çubuğu | ||
| Teknik | trace i. | krank kolu | ||
| Teknik | trace i. | hareketi aktaran çubuk şeklinde parça | ||
| Teknik | trace i. | org düğmesini dönmesini sağlayan parça | ||
| Teknik | trace i. | kalıntı | ||
| Teknik | trace i. | tarihçe | ||
| Teknik | trace f. | (grafikte bir değişkeni) kaydetmek | ||
| Teknik | trace f. | geçirmek | ||
| Teknik | trace f. | işlemek | ||
| Teknik | trace s. | eser (miktar) | ||
| Bilgisayar | ||||
| Bilgisayar | trace i. | izleme | ||
| Bilgisayar | trace expr. | izle | ||
| Tekstil | ||||
| Tekstil | trace f. | (tasarımı) kumaş üzerine baskı yapmak | ||
| Otomotiv | ||||
| Otomotiv | trace i. | sızıntı belirleme boyası | ||
| Ulaştırma | ||||
| Ulaştırma | trace i. | atın koşum takımını faytona bağlayan yan kayışlar | ||
| Psikoloji | ||||
| Psikoloji | trace i. | bellek | ||
| Psikoloji | trace i. | olayın sinir sisteminde bıraktığı psişik etki | ||
| Matematik | ||||
| Matematik | trace i. | çizgi veya yüzeyin koordinat düzlemiyle kesiştiği nokta | ||
| Botanik | ||||
| Botanik | trace i. | yaprak veya dalı besleyen damar yolu | ||
| Tarım | ||||
| Tarım | trace i. | örgüyle sabitlenmiş ot/lif | ||
| Tarım | trace f. | kuru otları örterek demet halinde sabitlemek | ||
| Balıkçılık | ||||
| Balıkçılık | trace i. | oltanın kancasına takılan bir parça naylon | ||
| Dilbilim | ||||
| Dilbilim | trace i. | soru kelimesi ve pasif gibi yapıların oluşturulmasında kullanılan, fonolojik değeri olmayan sembol | ||
| Meteoroloji | ||||
| Meteoroloji | trace i. | ölçülemeyecek kadar az miktarda yağış | ||
| Meteoroloji | trace i. | trase | ||
| Askeri | ||||
| Askeri | trace f. | (askeri üssün) izini sürmek | ||
| Sanat | ||||
| Sanat | trace f. | yaprak şeklindeki oymalarla süslemek | ||
| Sanat | trace f. | çizgilerle süslemek | ||
| Kütüphanecilik | ||||
| Kütüphanecilik | trace f. | katalog kartına kaydetmek | ||
| Eski Kullanım | ||||
| Eski Kullanım | trace i. | rota | ||
| Eski Kullanım | trace i. | yaşam biçimi | ||
| Eski Kullanım | trace i. | sülale | ||
| Eski Kullanım | trace i. | davranış tarzı | ||
| Eski Kullanım | trace i. | insan konvoyu | ||
| Eski Kullanım | trace f. | bir şeyin yanından (yavaşça/dikkatlice) geçmek | ||
| Eski Kullanım | trace f. | boydan boya geçmek | ||
| Eski Kullanım | trace f. | dans figürleri yapmak | ||
| Eski Kullanım | trace f. | (atı) koşum ile zapt etmek | ||