hayat - Türkçe İngilizce Sözlük
Geçmiş

hayat



"hayat" teriminin İngilizce Türkçe Sözlükte anlamları : 24 sonuç

Türkçe İngilizce
Common Usage
hayat life i.
General
hayat experience i.
hayat veranda i.
hayat world i.
hayat vita i.
hayat movement i.
hayat vitality i.
hayat liveliness i.
hayat living i.
hayat porch i.
hayat patio i.
hayat existence i.
hayat race i.
hayat life i.
hayat lifetime i.
hayat heart's blood i.
hayat lining i.
hayat breath i.
hayat being i.
hayat wick [dialect] i.
hayat hide i.
hayat life s.
Colloquial
hayat the breaks i.
hayat life and limb i.

"hayat" teriminin diğer terimlerle kazandığı İngilizce Türkçe Sözlükte anlamları : 500 sonuç

Türkçe İngilizce
Common Usage
hayat dolu vivacious s.
General
faal bir hayat sürmek be in the swim f.
sahte hayat geçirmek live a lie f.
hayat kurtarmak rescue life f.
faal bir hayat sürmek be in the swim of things f.
hayat vermek refresh f.
ikiyüzlü bir hayat yaşamak live a double life f.
hayat vermek inspirit f.
hayat vermek regenerate f.
zor bir hayat geçirmek have a rough time f.
hayat sürmek spend life f.
kuru ve anlamsız bir hayat sürmek vegetate f.
hayat dolu olmak be full of life f.
yeni bir hayat vermek revivify f.
istediği hayat standardına ulaşmak live up to f.
hayat standartlarından şikayet etmek quarrel with one's bread and butter f.
yaşamak (hayat) live f.
hayat vermek animate f.
yeniden hayat vermek regenerate f.
hayat vermek bring to life f.
hayat vermek vitalize f.
olmak (hayat/işler herhangi bir durumda) go f.
tasasız bir hayat yaşamak lead a carefree life f.
hayat dolu olmak be full of beans f.
hayat vermek vivify f.
hayat kurtarmak save life f.
hayat belirtisi göstermek show signs of life f.
hayat belirtisi göstermemek show no signs of life f.
herhangi bir hayat belirtisi göstermemek show no signs of life f.
hiçbir hayat belirtisi göstermemek show no signs of life f.
hayat vermek give life f.
mutlu bir hayat sürmek lead a happy life f.
hayat bulmak enliven f.
hayat bulmak energize f.
hayat bulmak strengthen f.
hayat bulmak arouse f.
hayat bulmak animate f.
hayat bulmak invigorate f.
hayat tecrübesi kazandırmak sophisticate f.
hayat sürdürmek spend life f.
hayat yaşamak live life f.
hayat standardı tutturmak maintain a standard of living f.
hayat dersi vermek teach a life lesson f.
hayat vermek procreate f.
mütevazı bir hayat yaşamak lead a modest life f.
mütevazı bir hayat yaşamak live a modest life f.
terki hayat etmek depart this life f.
mütevazı bir hayat yaşamak live a humble life f.
yeniden hayat bulmak revive f.
hayat öpücüğü uygulamak give somebody the kiss of life f.
hayat öpücüğü vermek give somebody the kiss of life f.
mutlu bir hayat sürmek live a happy life f.
farklı bir hayat istemek want a different life f.
kendine iyi/güzel bir hayat kurmak make a good life for oneself f.
hayat sigortası yaptırmak insure one's life f.
hayat hikayesini anlatmak tell her life story f.
hayat hikayesini anlatmak tell his life story f.
birine biraz hayat dersi vermek give someone some life lessons f.
hayat vermek vitalise f.
hayat bulmak energise f.
çifte hayat yaşamak live a double life f.
birisine rahat bir hayat sağlamak provide a comfortable living for someone f.
erdemli bir hayat yaşamak lead a life of virtue f.
hayat vermek alacrify f.
hayat vermek refocillate [obsolete] f.
yeniden hayat vermek reinspirit f.
(hayat şekli, hareket tarzı) benimsemek walk f.
hayat vermek vivify f.
hayat vermek vivificate f.
hayat sürmek live f.
hayat geçirmek live f.
hayat sürmek live f.
hayat ağacı tree of life i.
ortalama hayat süresi average life expectancy i.
hayat arkadaşı yokemate i.
azizlerin hayat öyküsü hagiography i.
hayat kurtarma rescue i.
hayat dolu olma corkiness i.
gerçek hayat real life i.
hayat verme vitalization i.
sosyal hayat public life i.
hayat standardı living standard i.
hayat arkadaşı wife i.
hayat becerisi life skill i.
yeni hayat bulma resurrection i.
hayat şartları living conditions i.
hayat arkadaşı partner i.
çok zengin ve lüks hayat yaşayan nabob i.
hayat kaynağı sap i.
hayat doluluk animateness i.
hayat kadını street walker i.
gerçek hayat hikayesi real life story i.
sosyal hayat social life i.
hayat veren refresher i.
nefsinin isteklerini kırarak çok sade bir hayat yaşayan kimse ascetic i.
hayat kurtarma life saving i.
mücadele içinde olma {hayat mücadelesi vb} struggling i.
hayat hikayesinin özeti biographical sketch i.
hayat arkadaşı spouse i.
kendi hayat hikayesi autobiography i.
hayat kadını prostitute i.
hayat sigortası life assurance i.
hayat akışı life fluency i.
hayat pahalılığı high cost of living i.
hayat hakkında çok şey bilme sophistication i.
hayat felsefesi world view i.
dini hayat religious life i.
hayat standardı standard of living i.
yaban hayat wilderness i.
hayat arkadaşı goodwife i.
lüks hayat high living i.
başka gezegenlerdeki hayat life on other planets i.
sosyal hayat ve gelenekler social life and customs i.
hayat memat meselesi a matter of life and death i.
yerleşik hayat settled life i.
hayat veren kan lifeblood i.
cinsel hayat sexual life i.
hayat kurtaran life saver i.
asgari hayat standardı subsistence level i.
gündelik hayat daily life i.
hayat hikayesi cv curriculum vitae i.
hayat alanı life space i.
nefsinin isteklerini kırarak çok sade bir hayat yaşama asceticism i.
hayat pahalılığı ayarlaması equalisation pay i.
hayat arkadaşı husband i.
hayat hadiseleri life events i.
günlük hayat everyday life i.
hayat standardı quality of life i.
hayat verme vitalisation i.
hayat hikayesi life story i.
bohem hayat yaşayan kimse bohemian i.
lüks hayat high life i.
özel hayat private life i.
vahşi hayat jungle i.
sağlıklı bir yaşam/hayat a healthy life i.
hayat bulma nascensy i.
hayat bulma nascence i.
hayat arkadaşı fere i.
hayat ve gelenekler life and customs i.
ölümden sonra hayat life after death i.
hayat mücadelesi struggle for life i.
hayat belirtisi signs of life i.
sağlıklı hayat healthy life i.
yüksek hayat stili good life i.
yüksek hayat standardı good life i.
acımasız hayat merciless life i.
acımasız hayat wicked life i.
zor hayat tuff life i.
zor hayat hard life i.
hayat tarzları lifestyles i.
canlı hayat lively life i.
sivil hayat civilian life i.
hayat tehlikesi vital danger i.
hayat uzunluğu length of life i.
hayat pahalılığı cost of living i.
hayat arkadaşı better half i.
hayat iksiri elixir of life i.
ortalama hayat süresi average life-span i.
hayat çevrimi sistem yönetim modeli life-cycle system management model i.
hayat tarzı life-style i.
hayat çizgisi world-line i.
hayat görüşü world-view i.
hayat tehlikesi health risk i.
hayat öpücüğü kiss of life i.
hayat seviyesi level of living i.
yabani hayat wildlife i.
hayat felsefesi a philosophy of life i.
hayat felsefesi life philosophy i.
dereceli hayat tablosu graduate life table i.
hayat süresi life time i.
ortalama hayat average life i.
rahat ve sıkıntısız hayat an easy and pleasant life i.
hayat kurtarma lifesaving i.
hayat düzeyi level of living i.
temelde tahıl ve bakliyat tüketimine dayalı bir diyet uygulayarak uzun ve sağlıklı bir hayat yaşamayı öngören bir öğreti macrobiotics i.
hayat karmaşası chaos of life i.
yerleşik hayat permanent settlement i.
hayat değiştiren deneyim life-changing experience i.
hayat neşesi joy of life i.
tüketim toplumuna karşı olup eldeki kaynakların sınırlı ve tutumlu kullanımına dayalı bir hayat biçimi freeganism i.
hayat felsefesi philosophy of life i.
acı hayat the bitter life i.
hayat borcu life debt i.
hayat tarzı alışkanlıkları lifestyle habits i.
islami hayat islamic life i.
islami hayat biçimi islamic lifestyle i.
islami hayat tarzı islamic lifestyle i.
islami hayat tarzı islamic way of life i.
islami hayat biçimi islamic way of life i.
sanal hayat virtual life i.
harika bir hayat a wonderful life i.
stres dolu hayat stress-filled life i.
akademik hayat academic life i.
hayat bilimci life scientist i.
stres dolu hayat/yaşam stress-filled life i.
yerleşik hayat yaşayanların üzerine yerleştikleri arazi settled land i.
geleneksel hayat/yaşam traditional life i.
mutluluk dolu bir hayat a life full of happiness i.
hayat arkadaşı significant other i.
hayat arkadaşı spouse equivalent i.
hayat arkadaşı domestic partner i.
hayat arkadaşı spousal equivalent i.
hayat arkadaşı live-in lover i.
hayat üniversitesi life university i.
hayat üniversitesi university of life i.
saf hayat pure life i.
hayat çizgisi lifeline i.
yabancı uyruklu hayat kadını foreign prostitute i.
yabancı uyruklu hayat kadınları foreign prostitutes i.
hayat tecrübesi life experience i.
hayat tecrübesi savoir vivre i.
hayat arkadaşı yokefellow i.
hayat arkadaşı yoke mate i.
zor hayat tough life i.
geçici/ölümlü hayat transitory life i.
lüks hayat luxurious life i.
toplumsal hayat social life i.
-den sonraki hayat life after something i.
boş hayat aimless life i.
boş hayat empty life i.
amaçsız hayat aimless life i.
boş hayat useless life i.
kiralık hayat life for rent i.
vahşi hayat wild life i.
gelecekteki hayat life in the future i.
(çin kültüründe) hayat enerjisi qi i.
(nehir/göl üzerinde yapılan) vahşi hayat gezisi wildlife cruise i.
hayal edilen eş/ideal hayat arkadaşı dream partner i.
düzenli hayat regular life i.
düzenli hayat orderly life i.
kurulu düzeni reddeden aşırı özgürlükçü hayat tarzını benimsemiş kişi hipster i.
döngü (hayat) reencarnation i.
münzevi hayat yaşayan kadın anchoress i.
münzevi hayat yaşayan adam anchorite i.
tatlı hayat dolce vita i.
inişli çıkışlı hayat a life with ups and downs i.
bitkisel hayat permanent vegetative state i.
bitkisel hayat vegetative state i.
günlük hayat daily life i.
hayat süresi life i.
hayat tarzı life i.
hayat kalitesi quality of life i.
hayat bilgisi dersi life science i.
hayat bilgisi dersi life sciences i.
doğal hayat wildlife i.
doğal hayat müzesi wildlife museum i.
hayat koşulları living conditions i.
hayat arkadaşı life partner i.
hayat biçimi path i.
hayat damarı lifeblood i.
i̇zole hayat secluded life i.
i̇zole hayat isolated life i.
hayat ağacı tree of life (etz chaim) i.
hayat tasarımcısı life designer i.
bir bakışta hayat life at a glance i.
okuldan öğrenilen hayat dersleri take-home lessons i.
aynü’l-hayat fountain of youth i.
nehrü’l-hayat fountain of youth i.
hayat kaynağı fountain of youth i.
hayat çeşmesi fountain of youth i.
1847'de ingiltere'de kurulan, gençleri hayat boyu alkolden uzak durmaya teşvik eden dernek band of hope i.
hayat kadını callat i.
hayat kadını callet i.
ölümden sonraki hayat afterlife i.
hayat kadını rannel [obsolete] i.
serbest hayat yaşayan kimse raver [brit] i.
gerçek hayat reality i.
hayat verme refocillation [obsolete] i.
hayat kadını laced mutton [obsolete] i.
bir yere bağlı olunmayan heyecan verici hayat tarzı nomadism i.
teknolojiden ve fazla eşyadan uzak hayat the simple life i.
birden fazla kişiyle cinsel hayat yaşama tomcatting i.
hayat boyu yapılan iş a job for life i.
barlarda çalışan hayat kadını bar girl i.
hayat kadını escort i.
hayat dolu olma jantiness i.
hayat enerjisi vital principle i.
hayat enerjisi life principle i.
hayat doluluk vivaciousness i.
hayat doluluk vivacity i.
hayat verme vivification i.
bir azizin hayat hikayesi legend i.
hayat formu life form i.
hayat dersi life lesson i.
ölümden sonraki hayat everlasting life i.
hayat dolu olma exuberance i.
hayat dolu olma exuberancy i.
hayat arkadaşı make [dialect] [uk] i.
ölümcül hastalık sebebiyle hayat sigortası poliçesini satan ya da satmaya hazırlanan kimse viator i.
hayat veren şey vitalizer i.
hayat veren şey vitaliser i.
(avuç içi) hayat çizgisi line of life i.
(avuç içi) hayat çizgisi life line i.
(avuç içi) hayat çizgisi lifeline i.
hayat biçimi/şekli living i.
hayat standardı living standard i.
hayat verme quickening i.
şatafatlı hayat bling bling i.
hayat kadını blowen i.
bohem hayat yaşayan topluluk bohemia i.
hayat dolu ve yaramaz genç hempy [scotland] i.
bu hayat here i.
hayat kadını brim [dialect] [uk] i.
hayat kadını brothel [obsolete] i.
lüks hayat süren kimse high liver i.
hayat dolu full of life s.
hayat dolu vivid s.
hayat dolu vibrant s.
hayat kurtaran life saving s.
hayat dolu dewy s.
hayat verme gücüne sahip animative s.
hayat yorgunu weary of life s.
hayat dolu quick s.
hayat dolu lively s.
hayat verici exhilarant s.
hayat dolu vital s.
hayat dolu animated s.
hayat dolu genial s.
hayat verici exhilarative s.
hayat dolu live s.
hayat dolu exuberant s.
hayat dolu sprightly s.
hayat hakkında çok şey bilen (kimse) sophisticated s.
hayat dolu vivacious s.
hayat dolu as fresh as daisy s.
hayat dolu corky s.
kaydı hayat ile vazifelendirilmiş commissioned for life s.
hayat dolu fresh s.
hayat dolu animate s.
hayat boyu lifelong s.
hayat dolu alive s.
hayat kurtaran life-saving s.
hayat kurtarıcı lifesaving s.
hayat dolu full of spirit s.
bohem hayat yaşayan bohemian s.
hayat dolu elfin s.
hayat dolu elvish s.
hayat dolu elfish s.
kayd-ı hayat şartıyla ebedi self-perpetuating s.
hayat dolu life-affirming s.
hayat dolu heartwarming s.
hayat taşıyan veya yaşam olan life-bearing s.
hayat dolu alacrious s.
hayat dolu alacritous s.
yerinde duramayacak kadar hayat dolu ve neşeli tiggerish s.
hayat dolu trotty s.
hayat dolu effervescent s.
hayat dolu juicy s.
hayat dolu şey zingy s.
hayat dolu kimse zingy s.
hayat veren vivificative s.
hayat dolu lifeful s.
hayat veren life-giving s.
hayat dolu lifesome s.
hayat veren vivific s.
hayat hakkında çok şey bilen worldly s.
hayat dolu mouvementé s.
yeni hayat ve enerji veren renewing s.
hayat dolu bir biçimde vibrantly zf.
hayat dolu bir şekilde vivaciously zf.
hayat verici bir şekilde inspiritingly zf.
hayat tarzı olarak as a way of life zf.
hayat boyunca for life zf.
Phrasals
talih, hayat (birinin) yüzüne gülmek smile at (one) f.
hayat öpücüğü vermek breathe into f.
hayat/canlılık/hareket getirmek breathe into f.
(bir şeye) hayat vermek bring (something) back to life f.
Phrases
bu benim hayat arkadaşım this is my partner expr.
hayat/yaşam sürprizlerle doludur life is like a box of chocolates expr.
hayat inişli çıkışlı/yokuşlu bir yoldur life is like a box of chocolates expr.
hayat işte böyledir that's the breaks expr.
hayat işte böyledir those are the breaks expr.
hayat öngörülmezdir life is like a box of chocolates expr.
hayat bir tiyatro sahnesidir all the world's a stage expr.
hayat böyledir that's how the ball bounces expr.
hayat böyledir that's how the cookie crumbles expr.
hayat zor the first hundred years are the hardest expr.
hayat boyu rahat yüzü yok the first hundred years are the hardest expr.
hayat boyu to the end of (one's) days expr.
Proverb
hayat eğlenceden ibaret değildir life is not beer and skittles
hayat eğlenceden ibaret değildir not all beer and skittles
hayat keşkelerle (eğerlerle) geçmez If ifs and ands were pots and pans there'd be no work for tinkers' hands
hayat böyledir that's the way the cookie crumbles
hayat böyledir that's the way the ball bounces
hayat böyledir that's the way the mop flops
hayat kırkında başlar life begins at forty
hayat sadece yemekten ibaret değildir man does not live by bread alone
hayat sadece yemekten ibaret değildir man cannot live by bread alone
hayat (çok) kısa ve (hızla) akıp gidiyor life is short and time is swift
Colloquial
hayat mektebinde okumuş olmak be through the mill f.
iki hayat yaşamak live a double life f.
yasal/meşru bir hayat sürmek/sürmeye başlamak go legit f.
zengin bir hayat sürmek live high f.
zengin bir hayat sürmek live well f.
iş değiştirip/emekli olup daha yalın bir hayat sürmek cash out f.
pasaklı ve tembel bir hayat yaşamak be pigging it f.
canlandıran/hayat veren şey a shot in the arm i.
hayat veren/dirilten/enerji veren şey a shot in the arm i.
acı bir hayat deneyimi a rude awakening i.
bolluk içinde hayat a life of riley i.
çok kolay bir hayat a cushy life i.
çok kolay bir hayat a cushy life i.
çekilmez hayat a living death i.
hayat kaynağı meat and drink to i.
lüks hayat high living i.
mutlu bir hayat a happy life i.
rahat ve sıkıntısız hayat a life of riley i.
sarhoş hayat lush life i.
sarhoş hayat drunk life i.
hayat kadını lady/woman of easy virtue i.
hayat tecrübesi olan kimse graduate i.
hayat dolu şey zinger i.
hayat dolu kimse zinger i.
gerçek hayat jungle i.
hayat dolu yauld [scot] s.
hayat dolu zingy s.
hayat devam ediyor life goes on expr.
hayat göründüğü gibi değildir life is not what it seems expr.
hayat zor life's hard expr.
hayat sıkıcı life is boring expr.
hayat yaşamaya değer life's worth living expr.
hayat yaşamaya değer life is worth living expr.
hayat böyle bir şey işte! such is life! expr.
hayat ucuz life is cheap expr.
hayat onlar için zordu life was hard for them expr.
hayat inişler ve çıkışlarla doludur life is full of its ups and downs expr.
hayat dolu in good heart expr.
gerçek hayat sırça köşkün dışındadır life begins at the end of your comfort zone expr.
hayat bana iyi davrandı life's been good to me expr.
hayat işte böyledir them's the breaks expr.
ne yaparsın hayat böyle that's the breaks expr.
hayat seni yoruyor mu? (is) life getting you down? expr.
hayat seni üzüyor mu? (is) life getting you down? expr.
iyi bir hayat yaşadı/yaşadım/yaşadın life has been good expr.
hayat ona/bana/sana iyi davrandı life has been good expr.
hayat böyle bir şey işte that's the way life is expr.
hayat böyle bir şey that's the way life is expr.
hayat işte that's the way life is expr.
hayat bu that's the way life is expr.
hayat zor the struggle is real expr.
hayat bu way it plays expr.
hayat böyledir way it plays expr.
hayat bu the way it plays expr.
hayat böyledir the way it plays expr.
hayat çok acımasız ve sonunda da ölüm var labtyd (life’s a bitch, then you die) expr.
hayat zor labtyd (life’s a bitch, then you die) expr.
hayat bu c'est la vie [french] expr.
hayat işte c'est la vie [french] expr.
işte hayat c'est la vie [french] expr.
Idioms
farklı bir hayat yolu seçmek reinvent oneself f.
farklı bir hayat seçmek reinvent oneself f.
bir şeye hayat vermek bring something to life f.
hayat bulmak have (one's) wig blown off f.
hayat şartlarının geçmişe ya da başkalarının yaşamına nazaran ne kadar iyileştiğinden bihaber olmak not know (one is) born f.
hayat şartlarının geçmişe ya da başkalarının yaşamına nazaran ne kadar iyileştiğinden bihaber olmak not know you are born f.
sıra dışı bir/hayat/yaşam tarzı seçmek march to a different beat f.
sıra dışı bir/hayat/yaşam tarzı seçmek march to a different drummer f.
hayat öpücüğü vermek breathe into (something) f.
hayat/canlılık/hareket getirmek breathe into (something) f.
hayat/canlılık/hareket getirmek breathe something into something f.
hayat öpücüğü vermek breathe into something f.
kolay/sıkıntısız/kaygısız bir hayat/yaşam sürmek breeze along f.
hayat katmak bring (someone or something) alive f.
hayat vermek bring (someone or something) alive f.
(şaka yollu) hayat/yaşam mücadelesi vermek ride the struggle bus f.
(şaka yollu) hayat/yaşam kavgası vermek ride the struggle bus f.
doğaya yakın/daha sade bir hayat tarzını seçmek go bush f.
sıkıntısız, dertsiz tasasız bir hayat yaşamak have a charmed existence f.
sıkıntısız, dertsiz tasasız bir hayat yaşamak lead a charmed existence f.
sıkıntısız, dertsiz tasasız bir hayat yaşamak live a charmed existence f.
birisine hayat dersi vermek teach someone a life lesson f.
birisinin hayat tarzına uymak fit into one's way of life f.
hayat dersi vermek teach a life lesson f.
hayat vermek bring into being f.
hayat mücadelesini bırakmak roll over and play dead f.
hayat kazanmak come to life f.
hayat kazanmak spring to life f.
hayat vermek bring into existence f.
hayat bulmak come to life f.
hayat bulmak spring to life f.
monoton ve kendini tekrar eden bir hayat yaşamak be stuck on a treadmill f.
mutsuz bir hayat sürmek lead a dog's life f.
şansızlıklardan uzak bir hayat sürmek lead a charmed life f.
şatafatlı bir hayat sürmek live high on the hog f.
sahte bir hayat sürmek live a lie f.
şatafatlı bir hayat sürmek live high off the hog f.
lüks hayat yaşamak dance the antic hay f.
hayat (birine) güzel olmak have an easy time of it f.
(birine) hayat/her şey kolay olmak have an easy time of it f.
yüksek standartta hayat yaşamak eat high off the hog f.
hayat deneyimi kazanmak see the elephant [us] f.
hayat deneyimi kazanmak see the elephant f.
hayat dolu olmak be feeling (one's) moxie f.
doğaya daha yakın bir hayat yaşamak get back to nature f.
şehirden daha uzak bir hayat yaşamak get back to nature f.
doğaya daha yakın bir hayat yaşamak go back to nature f.
şehirden daha uzak bir hayat yaşamak go back to nature f.
hayat standardı yükselmek come up in the world f.
hayat standardı düşmek go down in the world f.
(birine) hayat öpücüğü vermek breathe (new) life into (someone) f.