that - Türkçe İngilizce Sözlük
Geçmiş

that

Play ENTRENus
Play ENTRENuk
Play ENTRENau


"that" teriminin Türkçe İngilizce Sözlükte anlamları : 16 sonuç

İngilizce Türkçe
Common Usage
that zm. şu
that zm. o
General
that zf. o kadar
that zf. bu kadar
that zm. öteki
that bağ. -en
that bağ. -dığı
that bağ. -an
that bağ. -diği
that bağ. ki
that bağ. diye
that bağ. -diğini
Speaking
that ki onu
that ki ona
that ki o
that öyle

"that" teriminin diğer terimlerle kazandığı İngilizce Türkçe Sözlükte anlamları : 500 sonuç

İngilizce Türkçe
Common Usage
except that bağ. haricinde
General
(i) would like to indicate (that...) f. belirtmek istemek
accept/acknowledge that one is responsible for f. sorumluluğun kendisinde olduğunu kabul etmek
argue that f. savunmak
argue that f. iddia etmek
assure somebody that f. inandırmak
be a sign that f. haber vermek
be of opinion that f. kanısında olmak
be of the opinion that f. kanısına varmak
be of the opinion that f. kanısında olmak
be of the opinion that f. kanaatinde olmak
be of the opinion that f. düşüncesinde olmak
be persuaded that f. inanmak
be pleased that f. memnuniyet duymak
be so affected by something that one can't think of anything else f. gözü başka hiçbir şeyi göremeyecek kadar bir şeyden etkilenmek
be so affected by something that one can't think of anything else f. dünyayı gözü görmemek
be sorry to inform that f. üzülerek bildirmek
be suspicious that one's spouse is cheating on someone f. (eşinin) aldattığından şüphelenmek
be under the illusion that f. yanılgıya düşmek
believe mistakenly that f. yanılgıya düşmek
believe that something is possible f. aklı kesmek
come to a conclusion that f. kanaatine varmak
come to recognize that one is wrong f. yanıldığının farkına varmak
come to the inference that f. görüşüne varmak
ensure that globalization takes a humane course f. kültürümüzün insanca ilerlemesini sağlamak
ensure that globalization takes a humane course f. küreselleşmenin insancıl bir mecraya girmesini sağlamak
ensure that globalization takes a humane course f. küreselleşmenin insancıl bir seyir izlemesini sağlamak
ensure that it gets done f. yapılmasını sağlamak
establish an environment that is based on mutual respect and trust f. karşılıklı saygı ve güvene dayalı bir ortam oluşturmak
establish an environment that is based on mutual respect and trust f. karşılıklı saygı ve güvene dayalı bir ortam yaratmak
feel that you belong in a place f. kendini bir yere ait hissetmek
get it into one's head that ... f. kafasına koymak
get odd jobs that pay f. ufak tefek ayak işlerine girmek
get the feeling that f. hisse kapılmak
get the feeling that f. hissine kapılmak
get the idea that f. zannına kapılmak
get the mistaken impression (that) f. zehabına kapılmak
give an impression that it is an act of terror/terrorism f. terör süsü vermek
give the impression that f. hissini vermek
go on to claim that f. ...diyecek/iddia edecek kadar ileriye gitmek
go through life knowing that people hate him f. insanların ondan (kendisinden) nefret ettiğini bilerek yaşayabilmek
have a feeling that f. hisse kapılmak
have a feeling that f. hissine kapılmak
have a feeling that f. duyguya kapılmak
have a suspicion that f. şüphe etmek
have the idea that f. zannına kapılmak
have the opinion that f. görüşünde olmak
have the wedding that she wants f. istediği düğüne kavuşmak
indicate that f. haber vermek
inform that f. hakkında bilgi vermek
inform that f. haberdar etmek
inform that f. bildirmek
kill the goose that lays the golden eggs f. işini kendi eliyle bozmak
kill the goose that lays the golden eggs f. altın yumurtlayan kazı kesmek
leave that place f. oradan ayrılmak
maintain that it is so f. böyledir diye iddia etmek
make someone believe that something is true f. (bir şeyin) doğruluğuna inandırmaya çalışmak
make sure that f. sağlama almak
mean more than (that) f. daha öte bir anlam taşımak
mean more than (that) f. daha öte anlam taşımak
not get the attention that one deserves f. hak ettiği ilgiyi görmemek
note that f. dikkate almak
of the opinion that f. kanısında olmak
pretend that you didn't hear f. duymamazlıktan gelmek
reach the conclusion that f. kanaatine varmak
regret to inform that f. üzülerek bildirmek
regretfully inform that f. üzülerek bildirmek
show that f. haber vermek
speak the language that he understands f. anlayacağı dilde konuşmak
speak the language that he understands f. anladığı dilde konuşmak
suspect that the spouse is unfaithful f. (eşinin) aldattığından şüphelenmek
take account of the fact that... f. ...olgusunu/unsurunu/gerçeğini dikkate almak
take the chance that comes one's way f. fırsat ayağına gelmek
talk of this and that f. şundan bundan konuşmak
think that f. görüşünde olmak
undo the harm that has been done f. yapılan zararı telafi etmek
a bill that is due i. vadesi geçmiş fatura
a messy problem that has no easy solution i. yılan hikayesi
all that remains i. geriye kalan tek şey
an agreement that has yet to be notarised i. noterden geçmemiş sözleşme
an agreement that has yet to be notarized i. noterden geçmemiş sözleşme
decisions that were made i. alınan kararlar
factors that threaten i. tehdit eden unsurlar
features that make life easier i. yaşamı kolaylaştıran özellikler
in that case i. bu vakada
keep in mind that i. unutmamamız gerekir ki
knot that can't be untied i. kördüğüm
leadership that motivates i. teşvik edici liderlik
measures that must be taken i. alınması zorunlu önlemler
one that become clear i. belirginleşen
one that become evident i. belirginleşen
other side of that wall i. duvarın diğer tarafı
parties that have signed the contract i. sözleşmeyi imzalayan taraflar
place that never sleeps i. hiç uyumayan yer
prime minister at the time/during that time i. zamanın başbakanı
someone who believes that he is very intellectual i. entel
substances that are harmful to nature i. doğaya zarar veren maddeler
substances that are hazardous to nature i. doğaya zarar veren maddeler
that gate i. şu yer
that has to be paid for i. ücretli
that place i. şurası
that place i. orası
that place i. şura
that place i. ora
that's the sperm that won i. kazanan sperm
the inference is that i. kıssadan hisse
the murder that got snagged in phone tapping i. telefon dinlemesine takılan cinayet
the population that is becoming older the population that is aging i. yaşlanmakta olan nüfus
the population that is getting older i. yaşlanmakta olan nüfus
the powers that be i. baştakiler
the powers that be i. büyükler
the powers that be i. kodamanlar
of that place s. oralı
stating that s. şunu belirten
stating that s. belirten
such that s. öylesine ki
that kind of s. şöyle
that kind of s. sözkonusu
that which is indicated s. kastedilen
that which is intended s. kastedilen
after that zf. ondan sonra
as a consequence of that zf. bu durum üzerine
as for that zf. -e göre
as well as that zf. diği kadar
as well as that zf. -diği kadar
at that zf. bundan başka
at that zf. artık
at that zf. bile artık
at that zf. aynı zamanda
at that zf. onun üzerine
at that zf. bile
at that zf. mademki
at that zf. haliyle hatta
at that zf. hatta
at that zf. bu durumda, aynı zamanda
at that zf. bu durumda
at that zf. haliyle
at that zf. olduğu gibi
at that moment zf. o anda
at that place zf. orada
at that point zf. o noktada
at that point zf. o aşamaya gelince
at that point zf. o noktaya gelince
at that point zf. tam o zaman
at that point zf. o sırada
at that rate zf. o halde
at that rate zf. bu hızla
at that rate zf. bu gidişle
at that rate zf. bu şartlar altında
at that rate zf. bu durumda
at that rate zf. o hesapla
at that speed zf. bu hızda
at that speed zf. bu hızla
at that time zf. o zaman
at that time zf. o zamanda
at that time zf. o sıralarda
at that very moment zf. tam şu anda
beneath that veneer of politeness zf. kibar görünüm altında
besides that zf. bunun yanında
but for that zf. bu olmasa
but for that zf. olmasa
by doing that zf. bunu yapmak suretiyle
by that time zf. o zamana kadar
by the time that zf. zamana kadar
ever at that zf. öyle olduğu halde bile
ever at that zf. öyle olduğu halde, bile
exactly on that date zf. tam o tarihte
for all that zf. herşeye karşın
for all that zf. her şeye rağmen
for all that zf. -e rağmen
for all that zf. bütün bunlara rağmen
for all that zf. söylenen herşeye karşın
for that matter zf. hatta
for that matter zf. o hususta
for that matter zf. ona gelince
for that purpose zf. bu amaçla
for that reason zf. onun için
for that reason zf. ondan
for that reason zf. ondan dolayı
for that reason zf. ona sebep
for that reason zf. bu sebepten
for that reason zf. o sebepten dolayı
from that day forth zf. bundan böyle
from that day forward zf. o tarihten itibaren
from that day on zf. o günden itibaren
from that day on zf. o günden beri
from that day to this zf. o günden bu güne
from that day to this zf. o gün bu gündür
from that time zf. o tarihten beri
from that time zf. o zamandan beri
further to that zf. bunun ötesinde
having said that zf. bununla beraber
having said that zf. bunların ışığında
having said that zf. unutmamamız gerekir ki
having said that zf. bununla birlikte
in addition to that zf. buna ek olarak
in spite of that zf. buna karşın
in that case zf. o halde
in that case zf. öyleyse
in that case zf. o takdirde
in that case zf. o zaman
in that case zf. şu halde
in that period of time zf. o dönemlerde
in that place zf. orada
in that regard zf. o bağlamda
in that regard zf. o bakımdan
in that sense zf. o anlamda
in that sense zf. o manada
in that vein zf. aynı şekilde
in that vein zf. aynı doğrultuda
in that way zf. şöylelikle
in that way zf. o tarzda
in that way zf. o şekilde
in the way (that) zf. gibi
in ways that zf. -ecek şekilde
just at that moment zf. derken
just like that zf. işte böyle
like that zf. bunun gibi
like that zf. şöyle
like that zf. işte böyle
not all that zf. çok da
not all that zf. pek de
not only that zf. bu bir tarafa
not only that zf. üstelik
not only that zf. bununla kalmayıp
on that score zf. o nedenle
on that score zf. o konuda
on that very date zf. tam o tarihte
on the excuse that zf. bahane ederek
on the pretext that zf. bahane ederek
on top of that zf. her şeyin ötesinde
on top of that zf. bununla kalmayıp
on top of that zf. üstelik
only at that time zf. ancak o zaman
only at that time zf. ancak o vakit
other than that zf. kaldı ki
regardless of the fact that zf. karşın
save that zf. ancak
since that day zf. o günden beri
since that day zf. o gün bugündür
since that time zf. o zamandan bu yana
soon after that zf. (bundan) kısa bir süre sonra
starting from the fact that zf. gerçeğinden hareket ederek
that day zf. o gün
that evening zf. o akşam
that is to say zf. demek ki
that is to say zf. yani
that much zf. bu miktarda
that much zf. bu kadar
that much zf. bu oranda
that said zf. bununla beraber
that said zf. bununla birlikte
that year zf. o yıl
that year zf. o sene
the minute (that) zf. dığı an
to that degree zf. o dereceye
to that effect zf. bu mealde
to that effect zf. o anlamda
to that effect zf. bu hususta
to that effect zf. o etkiye
to that end zf. bu niyetle
to that end zf. bu amaçla
to that end zf. bu amaçla/maksatla/düşünceyle
to that end zf. bu maksatla
to that extent zf. o uzunluğa
to that place zf. o yere
to the degree that zf. -dığı ölçüde
towards that place zf. oraya doğru
undoubtedly that zf. kuşkusuz ki
undoubtedly that zf. şüphesiz ki
until that moment zf. o ana kadar
until this/that date zf. bu tarihe kadar
up to that point zf. o noktaya kadar
up to that time zf. o zamana kadar
with that zf. onu söyledikten sonra
with that zf. onu yaptıktan sonra
with that zf. bunun üzerine
with that meaning zf. o anlamla
with the thought that zf. düşüncesiyle
within that period zf. bu süreçte
without wishing to boast i'd like to say that zf. ayıptır söylemesi
apart from that ed. bunun dışında
but that ed. -nın dışında
in addition that ed. bundan başka
just after (that) ed. hemen akabinde
just after (that) ed. hemen sonrasında
right after (that) ed. hemen sonrasında
right after (that) ed. hemen akabinde
so... that ed. denli
to the end that ed. gayesi ile
to the end that ed. amacıyla
to the end that ed. gayesiyle
that one zm. şu
as for that bağ. ise
assuming that bağ. farzederek
considering that bağ. göz önünde bulundurduğumuzda
considering that bağ. göz önünde bulundurursak
considering that bağ. ele alındığında
considering the fact that bağ. gerçeğinden hareket ederek
considering the fact that bağ. gerçeğinden hareketle
despite the fact that bağ. karşın
despite the fact that bağ. karşın her ne kadar
despite the fact that bağ. her ne kadar
despite the fact that bağ. -e rağmen
discounting the fact that bağ. saymazsak
discounting the fact that bağ. bir tarafa bırakırsak
dismissing the fact that bağ. bir tarafa bırakırsak
dismissing the fact that bağ. saymazsak
due to the fact that bağ. -den dolayı
examining that bağ. ele alındığında
except for the fact that bağ. bir yana
except for the fact that bağ. … bir yana
except that bağ. bir yana
except that bağ. dışında
except that bağ. … bir yana
except that bağ. fakat
failing that bağ. aksi takdirde
following that bağ. bunu takiben
for fear that bağ. korkusu ile
for that reason that bağ. işte bu sebepten dolayı
for that reason that bağ. işte bu sebepten ötürü
for the reason that bağ. sebebiyle
given that bağ. tahminlerimizce
given that bağ. farzedersek
given that bağ. farz edersek
given that bağ. tahminen
given the fact that bağ. eğer
given the fact that bağ. göz önüne alınacak olursa
given the fact that bağ. göz önünde tutulursa
heaven forbid (that) bağ. allah saklasın
ignoring the fact that bağ. bir tarafa atarsak
ignoring the fact that bağ. bir tarafa bırakırsak
in addition that bağ. üstelik
in case that bağ. olduğu takdirde
in case that bağ. ettiği halde
in dread that bağ. diye
in dread that bağ. korkusuyla
in fear that bağ. korkusuyla
in fear that bağ. diye
in order that bağ. olması için
in order that bağ. ta ki
in order that bağ. -sin diye
in order that bağ. -mesi için
in order that bağ. için
in order that bağ. -sın diye
in order that bağ. diye
in spite of the fact that bağ. gerçeğine rağmen
in spite of the fact that bağ. karşın
in spite of the fact that bağ. her ne kadar
in spite of the fact that bağ. karşı
in such a manner that bağ. şekilde
in such a manner that bağ. gibi
in such a way that bağ. şöyle ki
in such a way that bağ. şekilde
in such a way that bağ. gibi
in that bağ. şu bakımdan ki
in that bağ. -diğinden dolayı
in that bağ. -diğinden
in that bağ. madem
in that bağ. bakımından
in that bağ. mademki
in that bağ. çünkü
in that bağ. -diğine göre
in that bağ. yönüyle
in that bağ. mademki
in the belief that bağ. diye
in the belief that bağ. inancıyla
in the case that bağ. olması halinde
in the event that bağ. durumunda
in the event that bağ. takdirde
in the event that bağ. ihtimaline karşı
in the expectation that bağ. diye
in the expectation that bağ. beklentisiyle
in the expectation that bağ. ümidiyle
in the hope that bağ. ümidiyle
in the manner that bağ. gibi
in the manner that bağ. şekilde
in the sense that bağ. -mesiyle
in the sense that bağ. bakımından
in the way that bağ. şeklinde
in the way that bağ. gibi
in view of the fact that bağ. göz önünde bulundurarak
insomuch that bağ. hatta
insomuch that bağ. o kadar ki
no matter that bağ. -e rağmen
notwithstanding that bağ. böyle olmakla birlikte
now that bağ. mademki
now that bağ. şimdi
now that bağ. için
now that bağ. madem
now that bağ. hazır
on condition that bağ. şartı ile
on condition that bağ. kaydıyla
on condition that bağ. koşuluyla
on condition that bağ. eğer
on condition that bağ. dahil olmak üzere
on condition that bağ. koşullu olarak
on condition that bağ. şartıyla
on condition that bağ. karşılığında
on the assumption that bağ. varsayarsak
on the assumption that bağ. varsayımıyla
on the chance that bağ. ümidiyle
on the condition that bağ. ... olmak kaydıyla
on the excuse that bağ. bahanesiyle
on the grounds that bağ. -e dayanarak
on the grounds that bağ. olması nedeniyle
on the grounds that bağ. temeline dayandırılarak
on the pretext that bağ. bahanesiyle
on the understand that bağ. şartıyla
one thing is certain that bağ. şurası gerçektir ki
one would think that bağ. güya
one would wish that bağ. gönül ister ki
people say that bağ. söylentilere göre
provided that bağ. şartıyla
provided that bağ. şayet
provided that bağ. -se
provided that bağ. kaydıyla
provided that bağ. koşuluyla se
provided that bağ. eğer
provided that bağ. şu şartla
provided that bağ. şartı ile
provided that bağ. ... olmak kaydıyla
provided that bağ. koşuluyla
providing that bağ. şartı ile
providing that bağ. koşuluyla
providing that bağ. -se
providing that bağ. şayet
providing that bağ. şartıyla
providing that bağ. eğer
rest assured that bağ. inanınız ki
rumour has it that bağ. söylentiye göre
rumour has it that bağ. şayialara göre
rumour has it that bağ. rivayete göre
rumour has it that bağ. söylentilere bakılırsa
save that bağ. yalnız
seeing that bağ. madem
seeing that bağ. -eceğine göre
seeing that bağ. -e göre
seeing that bağ. için
seeing that bağ. hazır…
seeing that bağ. -diğine göre
seeing that bağ. mademki
seeing that bağ. -diği için
so much so that bağ. zaten
so much so that bağ. hatta o kadar ki
so much so that bağ. öyle ki
so that bağ. o kadar ki
so that bağ. ta ki
so that bağ. için
so that bağ. diye
so that bağ. bu durum üzerine
so that bağ. -sin diye
so that bağ. böylece
so that bağ. -mesi için
so that not bağ. -mesin diye
so that not bağ. -memesi için
such that bağ. öyle ki
such that bağ. öyleki
such that bağ. kadar ki
supposing (that) bağ. faraza
supposing that bağ. takdirde
supposing that bağ. eğer
supposing that bağ. sanki
taking account of the fact that... bağ. ...olgusunu/unsurunu/gerçeğini dikkate alarak
taking into consideration that bağ. göz önünde bulundurursak
taking into consideration that bağ. göz önünde bulundurduğumuzda
the fact is that bağ. gerçek şudur ki
the point is that bağ. mesele şöyle
the reason is that bağ. bunun nedeni
the trouble is that bağ. işin kötüsü
the truth is that bağ. gerçek şu ki
the truth of the matter is that bağ. işin aslı
the truth of the matter is that bağ. işin aslı şu ki
the way (that) bağ. gibi
the way that bağ. şekilde
the way that bağ. gibi
this much that bağ. şu kadar ki
would that... bağ. keşke
god forbid (that) ünl. allah saklasın
is that a lie? ünl. yalan mı yani?
is that a lie? ünl. yalan mı?
is that right? ünl. öyle mi?
is that so ünl. öyle değil mi
is that wrong? ünl. yalan mı yani?
is that wrong? ünl. yalan mı?
roger that ünl. tamam
roger that ünl. ok
roger that ünl. anlaşıldı
so much for that ünl. şimdilik bu kadar yeter
that settles it! ünl. tamam! genellikle kızınca söylenir
that will do ünl. kafi
that will do ünl. yetişir
that´s that ünl. vesselam
Phrases
such a pitch that i. öyle bir derecede ki
at that stage zf. o aşamada
after all that time onca zaman sonra
after that time bu andan sonra
amen to that kesinlikle katılıyorum
and there is also that ve şu da var ki
another point worth mentioning is that söz edilmeye değer bir başka nokta da şudur ki