| İngilizce | Türkçe | |||
|---|---|---|---|---|
| Yaygın Kullanım | ||||
| Yaygın Kullanım | strike i. | çarpma | ||
|
We have to do something to prevent meteor strikes from happening. Meteor çarpmalarını önlemek için bir şeyler yapmak zorundayız. More Sentences |
||||
| Yaygın Kullanım | strike i. | grev | ||
|
The commuters will face a big problem if there is a rail strike. Demiryolu grevi olursa yolcular büyük bir sorunla karşı karşıya kalacak. More Sentences |
||||
| Yaygın Kullanım | strike f. | çarpmak | ||
|
He was walking by the courts when a tennis ball struck him on the head. Kortların yanından geçerken kafasına bir tenis topu çarptı. More Sentences |
||||
| Yaygın Kullanım | strike f. | vurmak | ||
|
Many colleagues come from Member States which were this summer struck by floods and landslides. Birçok meslektaşımız bu yaz sel ve toprak kaymalarının vurduğu Üye Devletlerden geliyor. More Sentences |
||||
| Yaygın Kullanım | strike i. | darbe | ||
| Genel | ||||
| Genel | strike i. | keşif | ||
|
The population of this little town expanded after a gold strike in 1880. Bu küçük kasabanın nüfusu 1880'de kasabada altın keşfinden sonra arttı. More Sentences |
||||
| Genel | strike i. | grev | ||
|
The commuters will face a big problem if there is a rail strike. Demiryolu grevi olursa yolcular büyük bir sorunla karşı karşıya kalacak. More Sentences |
||||
| Genel | strike i. | keşif | ||
|
The population of this little town expanded after a gold strike in 1880. Bu küçük kasabanın nüfusu 1880'de kasabada altın keşfinden sonra arttı. More Sentences |
||||
| Genel | strike f. | gibi gelmek | ||
|
The directive strikes me, though, as something of a patchwork rug. Ancak bu direktif bana yamalı bir bohça gibi geldi. More Sentences |
||||
| Genel | strike f. | izlenim bırakmak (birinde) | ||
|
How does that strike you? Bu sende nasıl bir izlenim bıraktı? More Sentences |
||||
| Genel | strike f. | grev yapmak | ||
|
The factory workers are striking for higher wages. Fabrika işçileri daha yüksek ücretler için grev yapıyorlar. More Sentences |
||||
| Genel | strike f. | isabet etmek | ||
|
The gun went off while he was cleaning it, and the bullet almost struck his wife. Silahı temizlerken ateş aldı ve kurşun neredeyse karısına isabet ediyordu. More Sentences |
||||
| Genel | strike f. | çalmak (saat) | ||
|
I didn't hear how many times the clock struck. Saatin kaç kez çaldığını duymadım. More Sentences |
||||
| Genel | strike f. | düşmek (yıldırım) | ||
|
Nevertheless, I wish to strike a note of realism. Bununla birlikte, gerçekçi bir not düşmek istiyorum. More Sentences |
||||
| Genel | strike f. | gelmek | ||
|
The depiction of Saddam Hussein as someone who represents no real danger does not strike me as credible. Saddam Hüseyin'in gerçek bir tehlike arz etmeyen biri olarak tasvir edilmesi bana inandırıcı gelmiyor. More Sentences |
||||
| Genel | strike f. | çıkarmak | ||
|
The truth is that this disease can strike anywhere and at any time. Gerçek şu ki, bu hastalık her yerde ve her zaman ortaya çıkabilir. More Sentences |
||||
| Genel | strike f. | etkilemek | ||
|
His sickness struck him very hard and very fast. Hastalığı onu çok ağır ve çok hızlı etkiledi. More Sentences |
||||
| Genel | strike f. | dövmek | ||
|
You have to strike the iron while it's hot. Demir tavında dövülmeli. More Sentences |
||||
| Genel | strike f. | dikkati çekmek | ||
|
In fact, what really strikes me here is the large element of sheer hypocrisy. Aslında burada dikkatimi çeken şey, katıksız ikiyüzlülüğün büyük bir unsur olması. More Sentences |
||||
| Ticaret/Ekonomi | ||||
| Ticaret/Ekonomi | strike i. | grev | ||
|
The commuters will face a big problem if there is a rail strike. Demiryolu grevi olursa yolcular büyük bir sorunla karşı karşıya kalacak. More Sentences |
||||
| Ticaret/Ekonomi | strike f. | grev yapmak | ||
|
The factory workers are striking for higher wages. Fabrika işçileri daha yüksek ücretler için grev yapıyorlar. More Sentences |
||||
| Hukuk | ||||
| Hukuk | strike i. | grev | ||
|
The commuters will face a big problem if there is a rail strike. Demiryolu grevi olursa yolcular büyük bir sorunla karşı karşıya kalacak. More Sentences |
||||
| Teknik | ||||
| Teknik | strike i. | grev | ||
|
The commuters will face a big problem if there is a rail strike. Demiryolu grevi olursa yolcular büyük bir sorunla karşı karşıya kalacak. More Sentences |
||||
| Teknik | strike f. | çarpmak | ||
|
He was walking by the courts when a tennis ball struck him on the head. Kortların yanından geçerken kafasına bir tenis topu çarptı. More Sentences |
||||
| Teknik | strike f. | vurmak | ||
|
Many colleagues come from Member States which were this summer struck by floods and landslides. Birçok meslektaşımız bu yaz sel ve toprak kaymalarının vurduğu Üye Devletlerden geliyor. More Sentences |
||||
| Askeri | ||||
| Askeri | strike i. | saldırı | ||
|
The air forces were planning a strike on the island. Hava kuvvetleri adaya bir saldırı planlıyordu. More Sentences |
||||
| Eski Kullanım | ||||
| Eski Kullanım | strike f. | darbe vurmak | ||
|
The new law strikes a blow at fundamental human rights. Yeni yasa temel insan haklarına darbe vuruyor. More Sentences |
||||
| Genel | ||||
| Genel | strike i. | mükemmellik | ||
| Genel | strike i. | maden bulma | ||
| Genel | strike i. | üstünlük | ||
| Genel | strike i. | vurma | ||
| Genel | strike i. | bırakım | ||
| Genel | strike i. | vurgun | ||
| Genel | strike i. | pişirme | ||
| Genel | strike i. | keşfetme | ||
| Genel | strike i. | petrol bulma | ||
| Genel | strike i. | çalma | ||
| Genel | strike i. | beklenmedik başarı | ||
| Genel | strike i. | doluluk | ||
| Genel | strike i. | tatil-i eşgal | ||
| Genel | strike i. | vuruş | ||
| Genel | strike i. | doğrultu | ||
| Genel | strike i. | uzanış | ||
| Genel | strike i. | sıyırma | ||
| Genel | strike i. | (bira yapımında) arpa miktarını gösteren bir ölçüm birimi | ||
| Genel | strike i. | biranın sertliği | ||
| Genel | strike i. | biranın yoğunluğu | ||
| Genel | strike i. | (madeni para, madalya üzerinde yer alan) kabartma | ||
| Genel | strike i. | (şekerin kaynatılması sonucu geriye kalan) ağda kıvamlı şeker kütlesi | ||
| Genel | strike i. | ansızın açılan şans | ||
| Genel | strike i. | tesadüfi petrol keşfi | ||
| Genel | strike i. | tesadüfi maden keşfi | ||
| Genel | strike i. | handikap | ||
| Genel | strike i. | engel | ||
| Genel | strike i. | kısıt | ||
| Genel | strike i. | köstek | ||
| Genel | strike i. | şantaj ile para alma | ||
| Genel | strike i. | tehdit ile para alma | ||
| Genel | strike i. | para tırtıklama | ||
| Genel | strike i. | rüşvete karşı çıkarılan bir yasama kanun teklifi | ||
| Genel | strike i. | (saatte) vurma mekanizması | ||
| Genel | strike i. | sahne dekorunu bozma | ||
| Genel | strike i. | sahne dekorunu toplama | ||
| Genel | strike i. | (çin porseleni veya farklı bir yemek takımında) özel tasarım | ||
| Genel | strike i. | tesadüfi değerli mineral keşfi | ||
| Genel | strike f. | çakmak (kibriti) | ||
| Genel | strike f. | yer etmek | ||
| Genel | strike f. | yolunu tutmak | ||
| Genel | strike f. | çalmak (saat belirli bir zamanı) | ||
| Genel | strike f. | basmak | ||
| Genel | strike f. | basmak (madeni parayı) | ||
| Genel | strike f. | takınmak | ||
| Genel | strike f. | aşk etmek | ||
| Genel | strike f. | işlemek | ||
| Genel | strike f. | para basmak | ||
| Genel | strike f. | çatmak | ||
| Genel | strike f. | akdetmek | ||
| Genel | strike f. | etki bırakmak | ||
| Genel | strike f. | kök salmak | ||
| Genel | strike f. | ilerlemek | ||
| Genel | strike f. | gelip çatmak | ||
| Genel | strike f. | indirmek | ||
| Genel | strike f. | izlenim bırakmak | ||
| Genel | strike f. | gözüne ilişmek | ||
| Genel | strike f. | birdenbire anlamak | ||
| Genel | strike f. | bulmak | ||
| Genel | strike f. | ayırmak | ||
| Genel | strike f. | basmak (piyanonun/daktilonun tuşlarına) | ||
| Genel | strike f. | hesap bakiyesini tespit etmek | ||
| Genel | strike f. | ulaşmak | ||
| Genel | strike f. | çakmak | ||
| Genel | strike f. | yakmak | ||
| Genel | strike f. | çalmak | ||
| Genel | strike f. | birdenbire aklına gelmek (birinin) | ||
| Genel | strike f. | tabetmek | ||
| Genel | strike f. | bozmak | ||
| Genel | strike f. | sökmek | ||
| Genel | strike f. | karşılaşmak | ||
| Genel | strike f. | rastlamak | ||
| Genel | strike f. | fazlasıyla etkilemek | ||
| Genel | strike f. | dikkat çekmek | ||
| Genel | strike f. | (kalıp) sökmek | ||
| Genel | strike f. | rast gelmek | ||
| Genel | strike f. | kürek çekmek | ||
| Genel | strike f. | (ışık) vurmak | ||
| Genel | strike f. | (ışık) yansımak | ||
| Genel | strike f. | (ışık) düşmek | ||
| Genel | strike f. | (ses) duyulmak | ||
| Genel | strike f. | kalemle üstünü çizmek | ||
| Irregular Verb | ||||
| Irregular Verb | strike f. | struck - stricken | ||
| Irregular Verb | strike f. | struck - struck/stricken | ||
| Ticaret/Ekonomi | ||||
| Ticaret/Ekonomi | strike i. | işçilerin taleplerini işverene kabul ettirebilmek için hep birlikte işi bırakmaları biçimindeki sendikal hak | ||
| Ticaret/Ekonomi | strike i. | iş bırakma eylemi | ||
| Hukuk | ||||
| Hukuk | strike i. | grev yapma | ||
| Teknik | ||||
| Teknik | strike i. | elektrikli kaplanmış ince katman | ||
| Teknik | strike i. | vuruş | ||
| Mimarlık | ||||
| Mimarlık | strike f. | (kemer veya tonozun orta bölümünü) kademeli olarak alçaltmak | ||
| Gıda | ||||
| Gıda | strike i. | pişirme | ||
| Mutfak | ||||
| Mutfak | strike i. | pişirme | ||
| Botanik | ||||
| Botanik | strike i. | köklenme | ||
| Botanik | strike i. | çimlenme | ||
| Botanik | strike f. | (kesilmiş bitki) köklenmek | ||
| Botanik | strike f. | (tohum) çimlenmek | ||
| Botanik | strike f. | (kesilmiş bitkiyi) büyüyebileceği bir alana yerleştirmek | ||
| Botanik | strike f. | (bitkiyi) keserek çoğaltmak | ||
| Balıkçılık | ||||
| Balıkçılık | strike i. | (oltada) balığın yemi kapmasıyla oluşan gerilme | ||
| Balıkçılık | strike f. | oltayı çekmek | ||
| Balıkçılık | strike f. | (balık) yemi yutmak | ||
| Balıkçılık | strike f. | (balığı) olta ile yakalamak | ||
| Balıkçılık | strike f. | (balığı) oltaya getirmek | ||
| Balıkçılık | strike f. | (balık) oltaya takılmak | ||
| Balıkçılık | strike f. | (balık, yemi) yakalamak | ||
| Jeoloji | ||||
| Jeoloji | strike i. | tabaka yönü | ||
| Askeri | ||||
| Askeri | strike i. | vuruş | ||
| Spor | ||||
| Spor | strike i. | bowlingde tek atışta bütün labutların devrilmesi | ||
| Beysbol | ||||
| Beysbol | strike i. | vurucuya karşı atılan top | ||
| Beysbol | strike i. | vurucunun kaçırdığı atış | ||
| Beysbol | strike i. | strike bölgesinden geçen vuruş | ||
| Beysbol | strike i. | yumuşak faul vuruşu | ||
| Beysbol | strike i. | ikiden az ıska ile gerçekleştirilen faul atışı | ||
| Beysbol | strike i. | kusursuz vuruş | ||
| Beysbol | strike i. | mükemmel atış | ||
| Ciltçilik | ||||
| Ciltçilik | strike f. | (kitap cildini) sıcak kalıpla damgalamak | ||
| Eski Kullanım | ||||
| Eski Kullanım | strike i. | işlenmeye hazır taraklanmış keten/jüt/kenevir | ||
| Eski Kullanım | strike f. | şoke etmek | ||
| Eski Kullanım | strike f. | şaşkına uğratmak | ||
| Eski Kullanım | strike f. | canını sıkmak | ||
| Eski Kullanım | strike f. | keyfini kaçırmak | ||
| Böcek Bilimi | ||||
| Böcek Bilimi | strike f. | (böcek) yumurtlamak | ||
| Böcek Bilimi | strike f. | (böcek) üzerine yumurtlamak | ||