| Anglais | Turc | |||
|---|---|---|---|---|
| Common Usage | ||||
| Common Usage | hold v. | (ağırlık) taşımak | ||
|
The roads in America are designed to hold 80,000 pounds. Amerika'daki yollar 80,000 ton taşıyacak şekilde tasarlanmıştır. More Sentences |
||||
| Common Usage | hold v. | devam etmek | ||
|
Should these tendencies hold, the Islamist movement cannot succeed. Bu eğilimler devam ederse İslamcı hareket başarılı olamaz. More Sentences |
||||
| Common Usage | hold v. | sahip olmak | ||
|
Too many positions held are marked by national interests alone and ideological mindsets. Sahip olunan çok sayıda mevki, yalnızca ulusal çıkarlar ve ideolojik zihniyetler tarafından belirlenmektedir. More Sentences |
||||
| Common Usage | hold v. | düzenlemek | ||
|
It is the indisputable right of the Chechens to hold a peaceful conference in Copenhagen if it is their wish to do so. Eğer arzu ederlerse Kopenhag'da barışçıl bir konferans düzenlemek Çeçenlerin tartışılmaz hakkıdır. More Sentences |
||||
| Common Usage | hold v. | (elinde) (bir şey) tutmak | ||
|
Can you hold my phone for me? Telefonumu tutabilir misin? More Sentences |
||||
| Common Usage | hold v. | tutmak | ||
|
How can we hold individuals personally liable for a mushroom picked in a forest or for a fish caught from a river? Ormandan toplanan bir mantar ya da nehirden tutulan bir balık için bireyleri nasıl kişisel olarak sorumlu tutabiliriz? More Sentences |
||||
| Common Usage | hold v. | dayanmak | ||
|
This debate is premature and you are, I am sure, launching it because the Commission has a gun held to its head. Bu tartışma çok erken ve eminim ki Komisyon'un kafasına silah dayandığı için bu tartışmayı başlatıyorsunuz. More Sentences |
||||
| Common Usage | hold v. | zaptetmek | ||
| Common Usage | hold v. | tutuklu olarak tutmak | ||
| Common Usage | hold v. | (uçak/kap) (yolcu/su vb) taşımak | ||
| General | ||||
| General | hold n. | ambar | ||
|
The cargo hold is full, we cannot take any more containers. Yük ambarımız dolu, daha fazla konteyner alamayız. More Sentences |
||||
| General | hold n. | tutunma | ||
|
Genetically manipulated products will have to maintain their hold on the market. Genetiğiyle oynanmış ürünler piyasada tutunmaya devam etmek zorunda kalacaktır. More Sentences |
||||
| General | hold n. | etki | ||
|
Nancy has a hold on her husband. Nancy'nin kocası üzerinde büyük bir etkisi var. More Sentences |
||||
| General | hold n. | tutuş | ||
|
Addie tightened her hold, refusing to let him go. Addie adamı bırakmamak için tutuşunu sıkılaştırdı. More Sentences |
||||
| General | hold n. | tutunacak yer | ||
|
The mountain was steep and slippery and it was difficult to find a hold. Dağ dik ve kaygandı ve tutunacak yer bulmak zordu. More Sentences |
||||
| General | hold n. | tutamak | ||
|
There were no holds for hand or foot on the rock. Kayanın üzerinde el ya da ayak için bir tutamak yoktu. More Sentences |
||||
| General | hold n. | bekletme | ||
|
Don't put me on hold. Beni bekletme. More Sentences |
||||
| General | hold v. | almak | ||
|
Women were included in the delegations in Bonn; women will hold office in the Interim Administration. Bonn'daki delegasyonlarda kadınlar da yer aldı; Geçici Yönetimde kadınlar da görev alacak. More Sentences |
||||
| General | hold v. | barındırmak | ||
|
This rich biodiversity holds the assets for the development of future generations. Bu zengin biyoçeşitlilik, gelecek nesillerin gelişimi için gerekli varlıkları barındırmaktadır. More Sentences |
||||
| General | hold v. | alıkoymak | ||
|
So what’s holding organisations back from making the most of it? Peki kuruluşları bundan en iyi şekilde yararlanmaktan alıkoyan nedir? More Sentences |
||||
| General | hold v. | göstermek | ||
|
I wonder whether the weather will hold. Acaba hava durumu neler gösterecek? More Sentences |
||||
| General | hold v. | durmak | ||
|
We are faced with a decisive choice that it would be unrealistic and tragic to hold back from. Geri durmanın gerçekçi olmayacağı ve trajik olacağı belirleyici bir seçimle karşı karşıyayız. More Sentences |
||||
| General | hold v. | korumak | ||
|
The Afghanistan army will hold the town from ISIS. Afganistan ordusu kasabayı IŞİD'den koruyacaktır. More Sentences |
||||
| General | hold v. | kavramak | ||
|
Tom held Mary tightly. Tom Mary'yi sıkıca kavradı. More Sentences |
||||
| General | hold v. | muhafaza etmek | ||
|
That is why we want to hold on to this Statute as it stands. İşte bu yüzden bu Tüzüğü olduğu gibi muhafaza etmek istiyoruz. More Sentences |
||||
| General | hold v. | geçerli olmak | ||
|
Does your invitation to the theatre still hold? Tiyatro davetiyeniz hâlâ geçerli mi? More Sentences |
||||
| General | hold v. | çekmek | ||
|
Tom held up the queen of spades. Tom maça kızı çekti. More Sentences |
||||
| General | hold v. | durdurmak | ||
|
When Thanos's forces attack Wakanda, the Avengers join forces with Wakanda's army to hold off Thanos' forces. Thanos'un güçleri Wakanda'ya saldırdığında Yenilmezler, Thanos'un güçlerini durdurmak için Wakanda'nın ordusuyla güçlerini birleştirir. More Sentences |
||||
| General | hold v. | dayanmak | ||
|
This debate is premature and you are, I am sure, launching it because the Commission has a gun held to its head. Bu tartışma çok erken ve eminim ki Komisyon'un kafasına silah dayandığı için bu tartışmayı başlatıyorsunuz. More Sentences |
||||
| General | hold v. | tutunmak | ||
|
The problem is that at the moment the peace agreement is holding in Monrovia, but less well outside. Sorun şu ki şu anda barış anlaşması Monrovia'da tutunuyor ancak dışarıda daha az iyi. More Sentences |
||||
| General | hold v. | tutuşmak | ||
|
Tom saw Mary and John holding hands. Tom, Mary ve John'un el tutuştuğunu gördü. More Sentences |
||||
| General | hold v. | salıvermemek | ||
|
The Sheriff told the police officers to hold the rioters in place. Şerif polis memurlarına isyancıları salıvermemelerini söyledi. More Sentences |
||||
| General | hold v. | savunmak | ||
|
I was the only one to hold this view in the Committee on Regional Policy, Transport and Tourism. Bölgesel Politika, Ulaştırma ve Turizm Komitesinde bu görüşü savunan tek kişi ben oldum. More Sentences |
||||
| General | hold v. | içinde tutabilmek | ||
|
I couldn't hold all this joy in. Bu sevinci içimde tutamadım. More Sentences |
||||
| Trade/Economic | ||||
| Trade/Economic | hold n. | bulundurma | ||
|
The dubious honour of holding the world record in human rights abuses goes to the Taliban regime in Afghanistan. İnsan hakları ihlallerinde dünya rekorunu elinde bulundurma onuru Afganistan'daki Taliban rejimine aittir. More Sentences |
||||
| Law | ||||
| Law | hold v. | (toplantı/duruşma vb) yapmak | ||
|
The trial has been held behind closed doors. Duruşma kapalı kapılar ardında yapıldı. More Sentences |
||||
| Technical | ||||
| Technical | hold n. | tutuş | ||
|
Addie tightened her hold, refusing to let him go. Addie adamı bırakmamak için tutuşunu sıkılaştırdı. More Sentences |
||||
| Computer | ||||
| Computer | hold v. | basılı tutmak | ||
|
Press and hold the Bluetooth button (or the green ✓ button) on your card reader for 5 seconds. Kart okuyucunuzdaki Bluetooth düğmesini (veya yeşil ✓ düğmesini) 5 saniye basılı tutun. More Sentences |
||||
| Computer | hold expr. | tut | ||
|
Hold the ball with both hands. Topu iki elinle tut. More Sentences |
||||
| Hunting | ||||
| Hunting | hold v. | doğrultmak | ||
|
Fadil told Layla to hold the gun on Rami. Fadıl, Leyla'ya Rami'ye silah doğrultmasını söyledi. More Sentences |
||||
| General | ||||
| General | hold n. | eşya taşıma işleri yapan kurum veya ortaklık | ||
| General | hold n. | yiyecek ve bazı eşyanın saklandığı yer | ||
| General | hold n. | hapishane | ||
| General | hold n. | gemi veya uçaklarda bagaj ve kargonun saklandığı yer | ||
| General | hold n. | destek | ||
| General | hold n. | nüfuz | ||
| General | hold n. | dayanak noktası | ||
| General | hold n. | geminin iç tarafı | ||
| General | hold n. | durdurma | ||
| General | hold n. | gemi ambarı | ||
| General | hold n. | genellikle tahıl saklanan yer | ||
| General | hold n. | sığınacak yer | ||
| General | hold n. | kum vb yapı malzemelerini ölçmekte kullanılan ve her yanı çoğunlukla 75cm olan küp ölçek | ||
| General | hold n. | hüküm | ||
| General | hold n. | tutma | ||
| General | hold n. | elde tutma | ||
| General | hold n. | meşgul etme | ||
| General | hold n. | kesinleşmemiş durum | ||
| General | hold n. | iş | ||
| General | hold n. | bağlayan kuvvet | ||
| General | hold n. | kısıtlayan bağ | ||
| General | hold n. | etkileyen bağ | ||
| General | hold n. | etkilenen kuvvet | ||
| General | hold n. | tam kontrol | ||
| General | hold n. | mutlak kontrol | ||
| General | hold v. | kaldırmak | ||
| General | hold v. | karar vermek | ||
| General | hold v. | yapışmak | ||
| General | hold v. | arkası kesilmemek | ||
| General | hold v. | kabul etmek | ||
| General | hold v. | değişmemek | ||
| General | hold v. | işgal etmek (makam) | ||
| General | hold v. | süregelmek | ||
| General | hold v. | sadık kalmak | ||
| General | hold v. | bırakmamak | ||
| General | hold v. | inanmak | ||
| General | hold v. | ilerlemek | ||
| General | hold v. | engel olmak | ||
| General | hold v. | düzenlemek (toplantı) | ||
| General | hold v. | yapışmak (zamk) | ||
| General | hold v. | yetmek | ||
| General | hold v. | tıkamak | ||
| General | hold v. | sabit olmak | ||
| General | hold v. | içine almak | ||
| General | hold v. | savunmak (mevzi) | ||
| General | hold v. | gözaltına almak | ||
| General | hold v. | karara bağlamak | ||
| General | hold v. | el koymak | ||
| General | hold v. | elinde tutmak | ||
| General | hold v. | düşünmek | ||
| General | hold v. | saymak | ||
| General | hold v. | tutturmak | ||
| General | hold v. | (toplantı vb) düzenlemek | ||
| General | hold v. | üstünde etkisi olmak | ||
| General | hold v. | güçlü bir şekilde etkilemek | ||
| General | hold v. | sınırlamak | ||
| General | hold v. | kısıtlamak | ||
| General | hold v. | kendini korumak için kaslarını kasmak | ||
| General | hold v. | kusmayarak içinde tutmak | ||
| General | hold v. | rezerve etmek | ||
| General | hold v. | davranmak | ||
| General | hold v. | tavır takınmak | ||
| General | hold v. | içkiden etkilenmemek | ||
| General | hold v. | içine alabilmek | ||
| General | hold v. | içinde taşıyabilmek | ||
| General | hold v. | ödül olarak yedekte bulundurmak | ||
| General | hold v. | abone olmak | ||
| General | hold v. | değer biçmek | ||
| General | hold v. | ortak bir şekilde yapmak | ||
| General | hold v. | toplamak | ||
| General | hold v. | bir pozisyonda bulunmak | ||
| General | hold v. | bir mevkide bulunmak | ||
| General | hold v. | mantığa uymak | ||
| General | hold v. | düzeltme yapmak amacıyla metni okumak | ||
| General | hold v. | geri sayım sırasında saymayı bırakmak | ||
| Irregular Verb | ||||
| Irregular Verb | hold v. | held - held | ||
| Trade/Economic | ||||
| Trade/Economic | hold n. | bakiye tutma | ||
| Trade/Economic | hold n. | gemi ambarı | ||
| Law | ||||
| Law | hold n. | cezaevi hücresi | ||
| Law | hold n. | hapishane hücresi | ||
| Law | hold v. | hamil olmak | ||
| Law | hold v. | elinde bulundurmak | ||
| Law | hold v. | hüküm vermek | ||
| Law | hold v. | icra etmek | ||
| Law | hold v. | ifa etmek | ||
| Law | hold v. | karar vermek | ||
| Law | hold v. | uhdesinde bulundurmak | ||
| Law | hold v. | zilyet sıfatıyla elinde bulundurmak | ||
| Technical | ||||
| Technical | hold n. | tutma | ||
| Technical | hold v. | devam ettirmek | ||
| Technical | hold v. | mevcut durumu muhafaza etmek | ||
| Computer | ||||
| Computer | hold n. | meşgul etme | ||
| Computer | hold n. | tutma | ||
| Computer | hold expr. | dur-bekle | ||
| Automotive | ||||
| Automotive | hold n. | tutma modu | ||
| Aeronautic | ||||
| Aeronautic | hold n. | bagaj bölümü | ||
| Aeronautic | hold n. | uçakta bagaj bölümü | ||
| Aeronautic | hold v. | mevcut durumu muhafaza etmek | ||
| Marine | ||||
| Marine | hold n. | gemi ambarı | ||
| Agriculture | ||||
| Agriculture | hold n. | tahılın çok üretildiği bölge | ||
| Breeding | ||||
| Breeding | hold v. | (dişi memeli) gebe kalmak | ||
| Linguistics | ||||
| Linguistics | hold n. | durak | ||
| Hunting | ||||
| Hunting | hold v. | hedef almak | ||
| Hunting | hold v. | nişan almak | ||
| Sport | ||||
| Sport | hold v. | okçulukta oku çektikten sonra atmadan önce duraksamak | ||
| Music | ||||
| Music | hold n. | durak işareti | ||
| Music | hold n. | durak | ||
| Music | hold n. | es | ||
| Music | hold n. | uzatma işareti | ||
| Slang | ||||
| Slang | hold v. | üzerinde uyuşturucu madde bulundurmak | ||