hold - Turc Anglais Dictionnaire

hold

Play ENTRENus
Play ENTRENuk
Play ENTRENau

hold — Definition

Signification:
tutmak, alıkoymak
Prononciation (IPA):
(AmE /hoʊld/ – BrE /həʊld/)
Partie du discours:
Fiil; İsim: hold (holds); Düzensiz Fiil: hold (holds – held – held - holding)
Synonymes:
grasp, retain
Antonymes:
release

Sens de "hold" dans le Dictionnaire Turc-Anglais : 150 résultat(s)

Anglais Turc
Common Usage
hold v. (ağırlık) taşımak
The roads in America are designed to hold 80,000 pounds.
Amerika'daki yollar 80,000 ton taşıyacak şekilde tasarlanmıştır.

More Sentences
hold v. devam etmek
Should these tendencies hold, the Islamist movement cannot succeed.
Bu eğilimler devam ederse İslamcı hareket başarılı olamaz.

More Sentences
hold v. sahip olmak
Too many positions held are marked by national interests alone and ideological mindsets.
Sahip olunan çok sayıda mevki, yalnızca ulusal çıkarlar ve ideolojik zihniyetler tarafından belirlenmektedir.

More Sentences
hold v. düzenlemek
It is the indisputable right of the Chechens to hold a peaceful conference in Copenhagen if it is their wish to do so.
Eğer arzu ederlerse Kopenhag'da barışçıl bir konferans düzenlemek Çeçenlerin tartışılmaz hakkıdır.

More Sentences
hold v. (elinde) (bir şey) tutmak
Can you hold my phone for me?
Telefonumu tutabilir misin?

More Sentences
hold v. tutmak
How can we hold individuals personally liable for a mushroom picked in a forest or for a fish caught from a river?
Ormandan toplanan bir mantar ya da nehirden tutulan bir balık için bireyleri nasıl kişisel olarak sorumlu tutabiliriz?

More Sentences
hold v. dayanmak
This debate is premature and you are, I am sure, launching it because the Commission has a gun held to its head.
Bu tartışma çok erken ve eminim ki Komisyon'un kafasına silah dayandığı için bu tartışmayı başlatıyorsunuz.

More Sentences
hold v. zaptetmek
hold v. tutuklu olarak tutmak
hold v. (uçak/kap) (yolcu/su vb) taşımak
General
hold n. ambar
The cargo hold is full, we cannot take any more containers.
Yük ambarımız dolu, daha fazla konteyner alamayız.

More Sentences
hold n. tutunma
Genetically manipulated products will have to maintain their hold on the market.
Genetiğiyle oynanmış ürünler piyasada tutunmaya devam etmek zorunda kalacaktır.

More Sentences
hold n. etki
Nancy has a hold on her husband.
Nancy'nin kocası üzerinde büyük bir etkisi var.

More Sentences
hold n. tutuş
Addie tightened her hold, refusing to let him go.
Addie adamı bırakmamak için tutuşunu sıkılaştırdı.

More Sentences
hold n. tutunacak yer
The mountain was steep and slippery and it was difficult to find a hold.
Dağ dik ve kaygandı ve tutunacak yer bulmak zordu.

More Sentences
hold n. tutamak
There were no holds for hand or foot on the rock.
Kayanın üzerinde el ya da ayak için bir tutamak yoktu.

More Sentences
hold n. bekletme
Don't put me on hold.
Beni bekletme.

More Sentences
hold v. almak
Women were included in the delegations in Bonn; women will hold office in the Interim Administration.
Bonn'daki delegasyonlarda kadınlar da yer aldı; Geçici Yönetimde kadınlar da görev alacak.

More Sentences
hold v. barındırmak
This rich biodiversity holds the assets for the development of future generations.
Bu zengin biyoçeşitlilik, gelecek nesillerin gelişimi için gerekli varlıkları barındırmaktadır.

More Sentences
hold v. alıkoymak
So what’s holding organisations back from making the most of it?
Peki kuruluşları bundan en iyi şekilde yararlanmaktan alıkoyan nedir?

More Sentences
hold v. göstermek
I wonder whether the weather will hold.
Acaba hava durumu neler gösterecek?

More Sentences
hold v. durmak
We are faced with a decisive choice that it would be unrealistic and tragic to hold back from.
Geri durmanın gerçekçi olmayacağı ve trajik olacağı belirleyici bir seçimle karşı karşıyayız.

More Sentences
hold v. korumak
The Afghanistan army will hold the town from ISIS.
Afganistan ordusu kasabayı IŞİD'den koruyacaktır.

More Sentences
hold v. kavramak
Tom held Mary tightly.
Tom Mary'yi sıkıca kavradı.

More Sentences
hold v. muhafaza etmek
That is why we want to hold on to this Statute as it stands.
İşte bu yüzden bu Tüzüğü olduğu gibi muhafaza etmek istiyoruz.

More Sentences
hold v. geçerli olmak
Does your invitation to the theatre still hold?
Tiyatro davetiyeniz hâlâ geçerli mi?

More Sentences
hold v. çekmek
Tom held up the queen of spades.
Tom maça kızı çekti.

More Sentences
hold v. durdurmak
When Thanos's forces attack Wakanda, the Avengers join forces with Wakanda's army to hold off Thanos' forces.
Thanos'un güçleri Wakanda'ya saldırdığında Yenilmezler, Thanos'un güçlerini durdurmak için Wakanda'nın ordusuyla güçlerini birleştirir.

More Sentences
hold v. dayanmak
This debate is premature and you are, I am sure, launching it because the Commission has a gun held to its head.
Bu tartışma çok erken ve eminim ki Komisyon'un kafasına silah dayandığı için bu tartışmayı başlatıyorsunuz.

More Sentences
hold v. tutunmak
The problem is that at the moment the peace agreement is holding in Monrovia, but less well outside.
Sorun şu ki şu anda barış anlaşması Monrovia'da tutunuyor ancak dışarıda daha az iyi.

More Sentences
hold v. tutuşmak
Tom saw Mary and John holding hands.
Tom, Mary ve John'un el tutuştuğunu gördü.

More Sentences
hold v. salıvermemek
The Sheriff told the police officers to hold the rioters in place.
Şerif polis memurlarına isyancıları salıvermemelerini söyledi.

More Sentences
hold v. savunmak
I was the only one to hold this view in the Committee on Regional Policy, Transport and Tourism.
Bölgesel Politika, Ulaştırma ve Turizm Komitesinde bu görüşü savunan tek kişi ben oldum.

More Sentences
hold v. içinde tutabilmek
I couldn't hold all this joy in.
Bu sevinci içimde tutamadım.

More Sentences
Trade/Economic
hold n. bulundurma
The dubious honour of holding the world record in human rights abuses goes to the Taliban regime in Afghanistan.
İnsan hakları ihlallerinde dünya rekorunu elinde bulundurma onuru Afganistan'daki Taliban rejimine aittir.

More Sentences
Law
hold v. (toplantı/duruşma vb) yapmak
The trial has been held behind closed doors.
Duruşma kapalı kapılar ardında yapıldı.

More Sentences
Technical
hold n. tutuş
Addie tightened her hold, refusing to let him go.
Addie adamı bırakmamak için tutuşunu sıkılaştırdı.

More Sentences
Computer
hold v. basılı tutmak
Press and hold the Bluetooth button (or the green ✓ button) on your card reader for 5 seconds.
Kart okuyucunuzdaki Bluetooth düğmesini (veya yeşil ✓ düğmesini) 5 saniye basılı tutun.

More Sentences
hold expr. tut
Hold the ball with both hands.
Topu iki elinle tut.

More Sentences
Hunting
hold v. doğrultmak
Fadil told Layla to hold the gun on Rami.
Fadıl, Leyla'ya Rami'ye silah doğrultmasını söyledi.

More Sentences
General
hold n. eşya taşıma işleri yapan kurum veya ortaklık
hold n. yiyecek ve bazı eşyanın saklandığı yer
hold n. hapishane
hold n. gemi veya uçaklarda bagaj ve kargonun saklandığı yer
hold n. destek
hold n. nüfuz
hold n. dayanak noktası
hold n. geminin iç tarafı
hold n. durdurma
hold n. gemi ambarı
hold n. genellikle tahıl saklanan yer
hold n. sığınacak yer
hold n. kum vb yapı malzemelerini ölçmekte kullanılan ve her yanı çoğunlukla 75cm olan küp ölçek
hold n. hüküm
hold n. tutma
hold n. elde tutma
hold n. meşgul etme
hold n. kesinleşmemiş durum
hold n.
hold n. bağlayan kuvvet
hold n. kısıtlayan bağ
hold n. etkileyen bağ
hold n. etkilenen kuvvet
hold n. tam kontrol
hold n. mutlak kontrol
hold v. kaldırmak
hold v. karar vermek
hold v. yapışmak
hold v. arkası kesilmemek
hold v. kabul etmek
hold v. değişmemek
hold v. işgal etmek (makam)
hold v. süregelmek
hold v. sadık kalmak
hold v. bırakmamak
hold v. inanmak
hold v. ilerlemek
hold v. engel olmak
hold v. düzenlemek (toplantı)
hold v. yapışmak (zamk)
hold v. yetmek
hold v. tıkamak
hold v. sabit olmak
hold v. içine almak
hold v. savunmak (mevzi)
hold v. gözaltına almak
hold v. karara bağlamak
hold v. el koymak
hold v. elinde tutmak
hold v. düşünmek
hold v. saymak
hold v. tutturmak
hold v. (toplantı vb) düzenlemek
hold v. üstünde etkisi olmak
hold v. güçlü bir şekilde etkilemek
hold v. sınırlamak
hold v. kısıtlamak
hold v. kendini korumak için kaslarını kasmak
hold v. kusmayarak içinde tutmak
hold v. rezerve etmek
hold v. davranmak
hold v. tavır takınmak
hold v. içkiden etkilenmemek
hold v. içine alabilmek
hold v. içinde taşıyabilmek
hold v. ödül olarak yedekte bulundurmak
hold v. abone olmak
hold v. değer biçmek
hold v. ortak bir şekilde yapmak
hold v. toplamak
hold v. bir pozisyonda bulunmak
hold v. bir mevkide bulunmak
hold v. mantığa uymak
hold v. düzeltme yapmak amacıyla metni okumak
hold v. geri sayım sırasında saymayı bırakmak
Irregular Verb
hold v. held - held
Trade/Economic
hold n. bakiye tutma
hold n. gemi ambarı
Law
hold n. cezaevi hücresi
hold n. hapishane hücresi
hold v. hamil olmak
hold v. elinde bulundurmak
hold v. hüküm vermek
hold v. icra etmek
hold v. ifa etmek
hold v. karar vermek
hold v. uhdesinde bulundurmak
hold v. zilyet sıfatıyla elinde bulundurmak
Technical
hold n. tutma
hold v. devam ettirmek
hold v. mevcut durumu muhafaza etmek
Computer
hold n. meşgul etme
hold n. tutma
hold expr. dur-bekle
Automotive
hold n. tutma modu
Aeronautic
hold n. bagaj bölümü
hold n. uçakta bagaj bölümü
hold v. mevcut durumu muhafaza etmek
Marine
hold n. gemi ambarı
Agriculture
hold n. tahılın çok üretildiği bölge
Breeding
hold v. (dişi memeli) gebe kalmak
Linguistics
hold n. durak
Hunting
hold v. hedef almak
hold v. nişan almak
Sport
hold v. okçulukta oku çektikten sonra atmadan önce duraksamak
Music
hold n. durak işareti
hold n. durak
hold n. es
hold n. uzatma işareti
Slang
hold v. üzerinde uyuşturucu madde bulundurmak

Sens de "hold" avec d'autres termes dans le Dictionnaire Anglais-Turc : 150 résultat(s)

Anglais Turc
Common Usage
hold on to v. tutunmak
General
wrestling hold n. kurtkapanı
hold a meeting n. toplantı düzenlemek
cargo hold n. yük ambarı
hold baggage n. bagaj kasası
baggage hold n. bagaj yeri
wrestling hold n. güreş tutuşu
choke hold n. mutlak hakimiyet
call hold n. çağrı tutma
hold-all n. çuval
hold-up n. tıkanıklık
hold-all n. bavul
hold-up n. gecikme
hold-up n. engel
toe-hold n. ilk adım
hold-up n. durdurma
hold-up n. silahlı soygun
hold-up n. soygun
taking hold n. bir şeyi sıkıca kavrama
anchor-hold n. güvence
anchor-hold n. sıkı bağlanma
hold-off n. gecikme
hold-down n. aşağıda tutma
hold fast n. destekleyen şey
hold-off n. erteleme süresi
hold-down n. sınır
hold fast n. yerinde tutan şey
hold-up [us] n. gasp
hold-up [us] n. aşırı ücret
hold-down n. aşağıda tutma
hold-down n. limit
hold-off n. gecikme süresi
hold fast n. başka şeyin sıkıca sabitlendiği şey
hold fast n. sabitleyen şey
hold-down n. iki parçayı birbirine tutturmak için kullanılan kıskaç alet
hold-off n. erteleme
choke hold n. boyuna baskı uygulanan tutuş
choke hold n. boğma hareketi
strangle hold n. kısıt
strangle hold n. mani
strangle hold n. engel
strangle hold n. baskı
strangle hold n. ket
strangle hold n. kısıtlama
release one's hold v. elinden bırakmak
hold off v. uzakta tutmak
hold one's breath while straining v. ıkınmak
hold forth v. yüksekten atmak
hold one's peace v. dilini tutmak
hold at bay v. yaklaştırmamak
hold up v. kaldırmak
hold out v. direnmek
hold up v. arzetmek
hold up v. direnmek
hold a consultation v. konsültasyon yapmak
hold onto v. tutmaya çalışmak
hold incommunicado v. başkalarıyla görüşmesine izin vermemek
hold with v. onaylamak
hold down v. ezmek
hold over v. uzamak
hold the phone line open v. hatta kalmak
hold out v. ileri sürmek
hold out v. yetmek
get hold of v. yakasına yapışmak
hold somebody responsible v. mesul tutmak
hold the purse strings of v. para birinin elinde olmak
hold close v. yakında tutmak
hold no brief for v. taraftarı olmamak
hold in esteem v. adam yerine koymak
hold straight v. dik tutmak
hold the line v. değişikliğe karşı olmak
hold out v. devam etmek
hold out v. tutunmak
get hold of v. bulmak (birini)
hold oneself back v. kendini tutmak
hold out for v. aşırı istemek
lay hold of v. yakasına yapışmak
hold forth v. öne sürmek
hold the rope at both ends v. kendini helak etmek
hold a good job v. dikiş tutturmak
hold up v. soymak
hold on v. süregelmek
hold back v. tutmak
hold on to v. bırakmamak
hold back v. zaptetmek
hold in derision v. alay etmek
take hold v. tutunmak
hold out v. ayak diremek
hold sway over v. hakim olmak
hold still v. kıpırdamamak
hold a funeral v. cenazeyi kaldırmak
hold tight v. sıkı tutmak
get hold of oneself v. kendini tutmak
hold up v. çevirmek
hold up as v. örnek göstermek
hold up v. tutmak
hold one's tongue v. dilini tutmak
claw hold of v. yakalamak
hold against v. yüzüne vurmak
hold with v. doğrulamak
hold on v. sarılmak
hold firm v. sıkı durmak
hold in contempt v. hor görmek
get hold of v. ele geçirmek
hold a funeral v. cenaze kaldırmak
hold cheap v. önem vermemek
hold together v. bir arada tutmak
hold forth v. önermek
hold a candle to v. mukayese etmek
hold one's own v. yerini korumak
take hold of v. tutmak
hold one's breath v. nefesini tutmak
hold one's tongue v. konuşmamak
get hold of v. eline geçirmek
hold a candle to v. kıyaslamak
hold on to v. tutmak
hold with v. ile aynı fikirde olmak
hold the field v. üstünlüğünü korumak
hold a public demonstration v. miting yapmak
hold in disrespect v. küçümsemek
hold up v. engellemek
hold on v. dayanmak
hold a referendum on v. halk oylamasına sunmak
hold back v. durdurmak
hold in v. tutmak
be unable to hold one's tongue v. dilini tutamamak
cause to hold v. tutturmak
let go one's hold of v. serbest bırakmak
hold on v. tutmak
hold tight v. sıkıca tutmak
catch hold of v. yakalamak
hold tightly v. kıskıvrak yakalamak
hold forth v. nutuk çekmek
hold a press conference v. basın toplantısı düzenlemek
hold on v. tutunmak
hold an exhibition v. sergi açmak
hold firmly v. sıkı durmak
hold on v. durmak
hold off v. çekinmek
hold one's head high v. başını dik tutmak
get hold the wrong end of the stick v. ters anlamak
hold together v. ayrılmamak
hold up v. gecikmek
hold down v. tutmak
hold incommunicado v. kimseyle görüştürmemek
hold a grudge v. kıskanmak
hold water v. tutar tarafı olmak
hold in v. kendini tutmak
hold the line v. telefonu kapatmamak
lay hold of v. ele geçirmek