lay! - Turc Anglais Dictionnaire

lay!

Play ENTRENus
Play ENTRENuk
Play ENTRENau

Sens de "lay!" avec d'autres termes dans le Dictionnaire Anglais-Turc : 500 résultat(s)

Anglais Turc
Common Usage
lay v. sermek
She laid the cloth flat on the table.
Bezi masanın üzerine düz bir şekilde serdi.

More Sentences
General
lay v. sunmak (teklif)
I would now like to lay before you the main aspects of the improvements we are planning.
Şimdi sizlere planladığımız iyileştirmelerin ana unsurlarını sunmak istiyorum.

More Sentences
lay v. açılmak
You should lay your cards out on the table.
Kartlarınızı masaya açmalısınız.

More Sentences
lay out v. tasarlamak
This is the garden I laid out last year.
Bu geçen yıl tasarladığım bahçedir.

More Sentences
lay stress on v. üzerinde durmak
The speaker laid stress on the need for thrift.
Konuşmacı tasarrufun gerekliliği üzerinde durdu.

More Sentences
lay out v. hazırlamak
Mr Karas and I have prepared amendments which he will lay out tomorrow orally, which I hope will solve this problem.
Sayın Karas ve ben, yarın sözlü olarak açıklayacağı ve bu sorunu çözeceğini umduğum değişiklik önerileri hazırladık.

More Sentences
lay off v. işten çıkarmak
Tom was afraid that he might get laid off.
Tom işinden çıkarılabileceğinden korkuyordu.

More Sentences
lay down v. koymak
It therefore breaks the law - if I may put it that way - by flouting the rules that we have laid down several times.
Dolayısıyla bu durum, daha önce defalarca ortaya koyduğumuz kuralların çiğnenmesi anlamına gelmektedir.

More Sentences
lay down v. bırakmak
Weapons were laid down and all hostilities ceased while the Games were on.
Oyunlar devam ederken silahlar bırakılmış ve tüm düşmanlıklar sona ermiştir.

More Sentences
lay awake v. gözüne uyku girmemek
She lay awake for a long time, thinking of her future.
Uzun süre gözüne uyku girmedi, geleceğini düşündü.

More Sentences
lay v. sermek
The marionette took off his clothes and laid them on the sand to dry.
Kukla kıyafetlerini çıkardı ve kuruması için kumun üzerine serdi.

More Sentences
lay v. yüklemek (suç)
Don't lay your fault at my door.
Hatanı bana yükleme.

More Sentences
lay off v. bırakmak
I said lay off.
Bırak dedim.

More Sentences
lay by v. biriktirmek
You should lay by something against a rainy day.
Zor günler için bir şeyler biriktirmelisiniz.

More Sentences
lay eggs v. yumurtlamak
Those hens lay eggs almost every day.
Bu tavuklar neredeyse her gün yumurtlar.

More Sentences
lay v. hazırlamak
She laid the table for six.
O altı kişilik masa hazırladı.

More Sentences
lay out v. düzenlemek
He laid out this garden.
Bu bahçeyi o düzenledi.

More Sentences
lay claim to v. sahip çıkmak
John laid claim to the painting.
John resme sahip çıktı.

More Sentences
lay v. yumurtlamak (yumurta)
Caretta Carettas lay their eggs by the beach in the sand.
Caretta Carettalar yumurtalarını sahilde kuma bırakırlar.

More Sentences
lay in v. sağlamak
Their importance lies in the credibility they give to long-term objectives.
Önemleri, uzun vadeli hedeflere sağladıkları inandırıcılıkta yatmaktadır.

More Sentences
lay down v. kural koymak
The Commission is ready to lay down specific rules for such exceptions.
Komisyon, bu tür istisnalar için belirli kurallar koymaya hazırdır.

More Sentences
lay v. koymak
I thoroughly support your plan, as you have laid it before us.
Önümüze koyduğunuz planınızı sonuna kadar destekliyorum.

More Sentences
lay the foundation v. temel atmak
They laid the foundation of the house.
Evin temelini attılar.

More Sentences
lay the foundations v. temellerini atmak
I see it as a task for the Joint Research Centre to lay the foundations for common safety standards of this kind.
Ortak Araştırma Merkezi'nin bu tür ortak güvenlik standartlarının temellerini atmasını bir görev olarak görüyorum.

More Sentences
lay aside v. bir kenara koymak
He laid aside a few dollars each week.
O her hafta beş dolar bir kenara koydu.

More Sentences
lay emphasis on v. önemine vurgu yapmak
We lay emphasis on the importance of being sincere.
Samimi olmanın önemine vurgu yapıyoruz.

More Sentences
lay emphasis on v. önemini vurgulamak
We lay emphasis on the importance of being sincere.
Biz samimi olmanın önemini vurgularız.

More Sentences
lay stress on v. önemine vurgu yapmak
He laid stress on the importance of being punctual.
Dakik olmanın önemine vurgu yaptı.

More Sentences
lay claim to v. hak iddia etmek
John laid claim to the painting.
John tablo üzerinde hak iddia etti.

More Sentences
lay claims to v. sahiplenmek
John laid claim to the painting.
John tabloyu sahiplendi.

More Sentences
lay v. (üzerine) yıkmak
She laid the work on him.
İşi onun üzerine yıktı.

More Sentences
lay v. bırakmak
Tom laid flowers at Mary's grave.
Tom, Mary'nin mezarına çiçek bıraktı.

More Sentences
lay v. getirmek
The London Agreement of 1953 laid down such provisions in favour of Germany.
1953 Londra Anlaşması Almanya lehine bu tür hükümler getirmiştir.

More Sentences
lay v. sermek
The marionette took off his clothes and laid them on the sand to dry.
Kukla, elbiselerini çıkardı ve kurumaları için onları kumun üzerine serdi.

More Sentences
lay v. (kimyasal/krem) sürmek
Tom didn't lay a hand on me.
Tom bana elini bile sürmedi.

More Sentences
lay v. (masa) hazırlamak
By the time I arrived, he had already laid the table.
Ben varana dek o masayı hazırlamıştı bile.

More Sentences
lay v. uzanmak
It's hard to choose; we have several options laid before us.
Seçim yapmak zor; önümüzde uzanan birkaç seçenek var.

More Sentences
lay v. (bahis) yatırmak
He laid all his money on a horse named Daisy.
Bütün parasını Daisy adında bir ata yatırdı.

More Sentences
lay down v. belirlemek
These criteria are laid down in the Paris Memorandum of Understanding and include the ship's flag.
Bu kriterler Paris Mutabakat Zaptında belirlenmiştir ve geminin bayrağını da içermektedir.

More Sentences
lay adj. sıradan
It wasn't an expert but a lay witness that changed the course of the trial.
Davanın seyrini değiştiren bir uzman değil, sıradan bir tanık olmuştu.

More Sentences
lay adj. meslekten olmayan
For lay people it is indeed often incomprehensible and confusing.
Meslekten olmayan insanlar için bu konu gerçekten de çoğu zaman anlaşılmaz ve kafa karıştırıcıdır.

More Sentences
lay-by n. cep
lay n. vaziyet
lay n. arazi yapısı
lay n. şiir
lay n. mürit
lay n. şarkı
lay n. sevişme
lay figure n. önemsiz kimse
lay n. durum
lay n. duruş
lay reader n. şiir okuyucu
lay n. mevki
lay n. konum
lay n. yatış
lay n. nağme
lay n. meslek
lay n. ezgi
lay n. hal
pipe lay vessel n. boru döşeme gemisi
lay n. şarkı sözü
lay figure n. model
lay brother n. gönüllü çalışan rahip
lay brother n. keşiş olmayıp, manastırda çalışan kimse
lay-by n. park yeri
lay-by n. konaklama tesisi
lay-down n. şekerleme
lay-flat hose n. yassı hortum
lay-down n. kestirme
lay-by n. anayolun kenarında araçların geçici olarak konaklamaları için yapılmış yol
lay-down n. uyuklama
lay-by n. arabaların kısa süreli duraklama yapabilecekleri cep
lay-by n. araba durağı
lay-by n. durak
lay-by n. son işlem olarak tarlayı sürüp ekme
lay terminology n. herkesin anlayacağı şekle uyarlanmış terminoloji
lay terminology n. halk ağzında söyleniş
lay terminology n. gündelik dil
lay figure n. mağaza mankeni
lay figure n. giysi mankeni
lay audience n. vasıfsız kitle
lay down area n. stok/depolama alanı
lay member n. bir kurulda halkı temsil eden görevli
lay interpreter n. iki dilde de yeterli olup gönüllü tercumanlık yapan alaylı kimse
lay scholar n. eğitim almadan bir bilim alanında uzmanlaşmış kimse
lay teacher n. katolik okullarında görev yapan, inançlı fakat rahibeler gibi dini kurumlara ve evlenmeme kuralı gibi kurallara bağlı olmayan kiliseye mensup öğretmen
lay scholar n. alaylı bilgin
lay n. hisse
lay n. kar
lay n. hasılat
lay n. tabaka
lay n. katman
lay n. bahis
lay n. şans
lay n. risk
lay n. yerel yönetim vergisi
lay n. saklanılan yer
lay n. plan
lay n. ücret
lay n. kumaş katı
lay n. topografik özellik
lay n. yumurtlama
lay n. dokuma tahtası
lay n. dokuma takozu
lay n. bükme derecesine göre lif halat kalitesi
lay n. kumaş katları
lay n. düzen
lay n. yerleşim
lay n. alaka
lay n. ayarlama
lay n. göl
lay person n. ruhban sınıfından olmayan kimse
lay person n. meslekten olmayan kimse
lay-by n. nehir veya kanallarda teknelerin durduğu veya geçtiği genişletilmiş kısım
lay-by n. (madencilik) boş vagonların park yeri
lay-by n. araba park yeri
lay-off n. mola
ordinary lay n. ipliklerin telin tersi yönünde döndüğü bir çelik halat tipi
lay one's hands on v. bulmak
lay off v. ara vermek
lay v. hamletmek
lay v. sunmak
lay v. bahse girmek
lay the cards on the table v. dürüst ve açık olmak
lay low v. mahvetmek
lay bare v. açıkça ortaya koymak
lay down the law v. direktif vermek
lay somebody out v. yere sermek
lay at someone's door v. bir suçu birine yüklemek
lay it on thickly v. yağ çekmek
lay eyes on v. süzmek
lay up brick v. tuğla örmek
lay out v. sergilemek
lay on v. yüklemek
lay a cable v. kablo döşemek
lay hands on v. ele geçirmek
lay it on with a trowel v. pohpohlamak
lay bare v. açığa çıkarmak
lay something at one's door v. üstüne yıkmak
lay mines v. mayınlamak
lay down one's arms v. silahlarını bırakmak
lay bare v. açmak
lay in v. depolamak
lay the groundwork for v. bir iş için ön hazırlık yapmak
lay to v. vurmak
lay hands on v. el atmak
lay out v. ölüyü gömülmeye hazırlamak
lay v. düdüklemek
lay up v. saklamak
lay a trap for v. tuzak kurmak
lay up v. stok etmek
lay the blame on v. suçu başkasının üzerine atmak
lay aside v. vazgeçmek
lay siege to v. ikna etmeye çalışmak
lay one's hands on v. elde etmek
lay into v. dayak atmak
lay in v. biriktirmek
lay on v. halletmek
lay siege to v. kuşatmak
not to lay a finger on someone v. kılına dokunmamak
lay down v. döşemek
lay off v. kesmek
lay up v. toplamak
lay v. yatıştırmak
lay open v. açıklamak
lay siege to v. bir yeri kuşatma altına almak
lay the cards on the table v. fikirlerini açıkça söylemek
lay v. dizmek
lay out v. yere sermek
lay v. emretmek
lay a foundation v. temel atmak
lay out v. vurmak
lay out v. planlamak
lay down v. bir şeyi bir yere koymak
lay on v. koymak
lay something up v. depo etmek
lay over v. sonraya bırakmak
lay v. kurmak
lay hold of v. ele geçirmek
lay up v. depolamak
lay down arms v. teslim olmak
lay down v. saklamak
lay in v. stoklamak
lay down as a condition v. şart koşmak
lay to rest v. gömmek
lay a trap v. tuzak kurmak
lay into v. haşlamak
lay open v. kesip içini açmak
lay oneself down v. yatmak
lay by v. yığmak
lay up v. biriktirmek
lay store by v. önem vermek
lay a plot v. komplo kurmak
lay v. becermek
lay off v. bitmek
lay something at one's door v. üzerine atmak
lay flat v. sermek
lay v. toplamak
lay over v. kaplamak
lay something up v. depolamak
lay hands on v. zor kullanmak
lay down the law v. zart zurt etmek
lay hold of v. yakasına yapışmak
lay v. yerleştirmek
lay something to rest v. nahoş bir olayı unutmak ve sanki olmamış gibi davranmak
lay down arms v. silahları bırakmak
lay store by v. önemsemek
lay stress v. vurgulamak
lay v. sevişmek
lay v. dinmek
lay low v. yatağa düşürmek
lay one's hand on v. bulmak
lay for v. pusuda beklemek
lay for v. pusu kurmak
lay waste to v. yakıp yıkmak
lay one's hands on v. ele geçirmek
lay away v. ayırmak
lay at one's door v. üstüne atmak
lay aside v. bir yana koymak
lay on v. sürmek
lay v. saldırmak
lay on v. ayarlamak
lay waste to v. yerle bir etmek
lay aside v. biriktirmek
lay v. örmek (tuğla)
lay stress on v. vurgulamak
lay in ruins v. mahvetmek
lay waste v. tahrip etmek
lay off v. geçici olarak yol vermek (işçiye)
lay the foundations of v. temelini atmak
lay on v. saldırmak
lay about one v. sağına soluna vurmak
lay v. kurmak (sofra)
lay the blame on v. üstüne atmak
lay down one's arms v. teslim olmak
lay v. tasarlamak
lay a bridge v. köprü kurmak
lay on v. üzerine atılmak
lay out v. sermek
lay hands on v. yakalamak
lay v. kaymak
lay hands on v. yakalamak (cezalandırmak/dövmek için)
lay v. ileri sürmek
lay one's hands on v. yakalamak (cezalandırmak/dövmek için)
lay on v. üstüne sürmek
lay on v. yüklenmek
lay v. yüklenmek
lay v. devirmek
lay into v. azarlamak
lay away v. bir yana koymak
lay the cards on the table v. kartlarını açmak
lay up v. yığmak
lay down v. şart koşmak
lay v. harcamak
lay down v. başlamak
lay at someone's door v. suçu birinin üstüne atmak
lay flagstones v. taş döşemek
lay something at somebody's door v. suçu üzerine atmak
lay something at one's door v. yüklemek
lay bare v. açığa vurmak
lay someone to rest v. cenazeyi toprağa vermek
lay to rest v. örtbas etmek
lay it on with a trowel v. abartmak
lay in v. dayak atmak
lay v. döşemek (halı)
lay aside v. rafa kaldırmak
lay the blame on somebody v. kabahati birinin üzerine atmak
lay an ambush v. pusu kurmak
lay off from a job v. açığa almak
lay low v. yere sermek
lay down as a condition v. şart koymak
lay it on v. abartmak
lay down one's life v. canını feda etmek
lay v. koymak (dikkatle)
lay open v. açmak
lay hands on something v. bir şeye el atmak
lay somebody up v. yatağa düşürmek
lay v. sergilemek
lay bare v. ortaya çıkarmak
lay one's hands on v. sahip olmak
lay flat v. yere sermek
lay on the stocks v. kızağa çekmek
lay hands on v. bulmak
lay it on v. pohpohlamak
not to lay oneself open to criticism v. açık vermemek
lay down one's arms v. savaşmaktan vazgeçmek
lay it on thick v. çok pohpohlamak
lay down v. yatırmak
lay eyes on v. bakmak
lay about v. saldırmak
lay mines v. mayın döşemek
lay v. yakalamak
lay v. bulunmak (iddiada)
lay something down v. yatırmak
lay v. kurmak (plan, tuzak vb'ni)
lay low v. yatırmak
lay a plot v. tuzak kurmak
lay v. yüklemek
lay on v. sağlamak
lay into v. pataklamak
lay out v. harcamak
lay v. ayırmak
lay away v. saklamak
lay v. yumurtlamak
lay aside v. terketmek
lay over v. ara vermek
lay the table v. sofrayı kurmak
lay low v. indirmek
lay mines v. mayın dökmek
lay it on with a trowel v. methetmek
lay off v. kovmak
lay off v. ertelemek
lay v. yaymak
lay out v. sarf etmek
lay a tax on v. vergi koymak
lay somebody low v. yere sermek
lay into v. girişmek (kavga)
lay it on v. göklere çıkartmak
lay the base v. temel atmak
lay in v. ev donatmak
lay on party v. parti düzenlemek
lay on entertainment v. eğlence tertip etmek
lay on entertainment v. eğlence düzenlemek
lay on party v. parti tertip etmek
lay mine v. mayın döşemek
lay down a condition v. koşul öne sürmek
lay place v. yer ayırmak
lay out a garden v. bahçe kurmak
lay a foundation v. zemin yaratmak
lay brick v. tuğla örmek
lay impose conditions v. şart getirmek
lay/impose conditions v. şart koşmak
lay down conditions v. şart getirmek
lay down conditions v. şart koşmak
lay down criterion v. kıstas koymak
lay table v. masa hazırlamak
lay wreath v. çelenk koymak
lay a table v. masa kurmak
lay siege to v. kuşatma altına almak
lay a table v. sofra kurmak
lay the groundwork v. zemin hazırlamak
lay v. döşemek
lay a table v. masa açmak
lay weight on v. üzerinde durmak
lay emphasis on v. vurgulamak
lay emphasis on v. üzerinde durmak
lay weight on v. vurgulamak
lay brick v. tuğla döşemek
lay (something) down as a condition v. şart koymak
lay (something) down as a condition v. şart getirmek
lay (something) down as a condition v. şart koşmak
lay the foundation of the building v. binanın temelini atmak
lay hands on v. -e el sürmek
lay hands on v. -e dokunmak
lay at one's door v. -e yüklemek
lay low an empire v. bir imparatorluğu yıkmak
lay a foundation v. temelini atmak
lay the foundations of v. temellerini atmak
lay up v. (hastalık) yatağa düşürmek
lay off v. vazgeçmek
lay waste v. yakıp yıkmak
lay on v. temin etmek
lay waste v. harap etmek
lay claim to v. hak talebinde bulunmak
lay aside by v. (sonradan kullanmak için) bir tarafa koymak
lay a bed v. yatak yapmak
lay down the law v. ukalalık etmek
lay an ambush v. pusuya düşürmek
lay bare v. üzerindekileri çıkartmak
lay an ambush v. tuzağa düşürmek
lay before v. resmi makamlara sunmak
lay a bed v. yatak sermek
lay before v. gündeme sunmak
lay a burden on v. birine sorumluluk yüklemek
lay aside by v. saklamak
lay bare v. soymak
lay aside v. bir kenara atmak (para vb)
lay a snare under someone v. ardından kuyu kazmak
lay down the law v. ahkam kesmek
lay a burden on v. birine yük yüklemek
lay to one's charge v. (suç vb) birisinin üzerine yüklemek
lay a burden on v. yükü birinin sırtına yüklemek
lay hopes on v. umudunu bağlamak
lay hopes on v. bel bağlamak
lay emphasis on v. altını çizerek belirtmek
lay weight on v. önemini vurgulamak
lay weight on v. önemine vurgu yapmak
lay stress on v. altını çizerek belirtmek
lay stress on v. önemini vurgulamak
lay emphasis on v. önemini belirtmek
lay weight on v. önemini belirtmek
lay stress on v. önemini belirtmek
lay weight on v. altını çizerek belirtmek
lay down to work v. işe gömülmek
lay claim to v. talep etmek
lay eyes on someone v. birisini gözüne kestirmek
lay eyes on someone v. birini gözüne kestirmek
lay eyes on someone v. gözüne birini kestirmek
lay too much stress on v. üzerinde önemle durmak
lay too much stress on v. önemle üzerinde durmak
lay v. (tuğla) örmek
lay marble v. mermer döşemek
lay off staff v. eleman çıkarmak
lay something before someone v. birisine bir şey sunmak
lay something before someone v. takdirine/kararına sunmak
lay in the sun v. güneşte uzanmak
lay things out straight v. olanları açıklığa kavuşturmak
lay great stress on something v. bir şeyin üzerinde ısrarla durmak
lay something at someone's feet v. (birinin ayaklarının ucuna) bir şey koymak
lay the problem to the inadequacy of training v. sorunu antrenman eksikliğine bağlamak
lay down under a tree v. bir ağacın altına/altında uzanmak
lay spread-eagle on the floor v. kol ve bacaklar yanlara açılmış olarak yatmak
lay low v. (mec.) geriye çekilmek
lay a claim v. üzerinde hak iddia etmek
lay the table v. masayı kurmak
re-lay v. yeniden sermek
re-lay v. yeniden kurmak
re-lay v. yeniden dizmek
re-lay v. yeniden toplamak
re-lay v. yeniden yerleştirmek
lay against the field v. tüm yarışmacılara karşı (at, vb. üzerine) bahse girmek
lay in balance v. rehin olarak bırakmak
lay in lavender v. saklamak
lay on one's oars v. (kürek) çekmeyi kesmek
lay on the oars v. (kürek) çekmeyi kesmek
lay stress upon v. altını çizerek belirtmek
lay wait v. tuzak kurmak
lay in lavender v. bir yana ayırmak
lay in balance v. ipotek etmek
lay stress upon v. önemine vurgu yapmak
lay in lavender v. riske atmak
lay in lavender v. rehin bırakmak
lay v. (ceza) vermek
lay v. açmak
lay v. atfetmek
lay v. bükmek
lay v. defnetmek
lay v. düzgünleştirmek
lay v. gidermek
lay v. nişan almak
lay v. önüne getirmek
lay v. sakinleştirmek
lay v. takdim etmek
lay v. tesis etmek
lay v. teskin etmek
lay v. toprağa vermek
lay v. yöneltmek
lay v. (probleme/sıkıntıya) sürüklemek
lay v. bahse girmek
lay v. çöktürmek
lay v. düzeltmek
lay v. gömmek
lay v. yönelmek
lay up v. biriktirmek
lay v. cezalandırmak için (sopa, kamçı ile) vurmak
lay v. iplikleri bükerek halat haline getirmek
lay v. (deniz taşıtını) belirli bir yöne çevirmek
lay v. (köpeklere) iz sürdürmek
lay v. azalmak
lay v. hafiflemek
lay adj. alaylı
lay adj. ruhani sınıftan olmayan
lay adj. laik
lay adj. halka ait
lay adj. mesleği olmayan
lay adj. papaz sınıfına ait olmayan
lay adj. profesyonel olmayan
lay adj. uzman olmayan
lay adj. alelade
without wishing to lay down the law adv. haddim olmayarak
Irregular Verb
lay v. laid - laid
Phrasals
lay about v. her yönden şiddetle saldırmak
lay at [dialect] v. vurmak
lay in for v. razı olduğunu belli etmek
lay on v. vurmak
lay out v. boylu boyunca uzatmak
lay out [dialect] v. izinsiz gelmemek
lay out v. baskı için düzenlemek
lay out [dialect] v. devamsızlık yapmak
lay on v. dövmek
lay in for v. güvenceye almak
lay about v. rastgele vurmak
lay at [dialect] v. saldırmak
lay out v. dizayn etmek
lay about v. hazırlık için adımlar atmak
lay on v. saldırmak
lay about v. işe koyulmak
lay out v. niyet etmek
lay on v. suç atmak
lay on v. itham etmek
lay out v. önermek
lay on v. yüzeye uygulamak
lay on v. (kilo) almak
lay on v. (su, gaz vb.) dolum yapmak
lay on v. düzenleme yapmak
lay on v. (etkinlik) ayarlamak
lay on v. (kağıtları) baskı makinesine yerleştirmek
lay on v. bırakmak
lay on v. kaplamak
lay down something v. açık ve net söylemek

Sens de "lay!" avec d'autres termes dans le Dictionnaire Anglais-Turc : 5 résultat(s)

Turc Anglais
Irregular Verb
lay - lain lie v.
lay - laid laid v.
Phrases
lay lay lay tralira expr.
Idioms
hayat hep lay lay lom değildir life isn't all beer and skittles expr.
Speaking
lay lay lay tra-la/tra-la-la expr.