| İngilizce | Türkçe | |||
|---|---|---|---|---|
| Yaygın Kullanım | ||||
| Yaygın Kullanım | face i. | yüz | ||
|
Her face is so beautiful I can't stop looking at her. Yüzü o kadar güzel ki ona bakmadan duramıyorum. More Sentences |
||||
| Yaygın Kullanım | face i. | surat | ||
|
I experience this as a slap in the face of the Commission and Parliament. Bunu Komisyon ve Parlamento'nun suratına atılmış bir tokat olarak görüyorum. More Sentences |
||||
| Yaygın Kullanım | face i. | çehre | ||
|
The struggles for power and for the social face of Europe have now really broken out. İktidar ve Avrupa'nın sosyal çehresi için verilen mücadeleler artık gerçekten çığırından çıkmıştır. More Sentences |
||||
| Yaygın Kullanım | face i. | sima | ||
|
It's nice to see a new face around here. Buralarda yeni bir sima görmek ne hoş. More Sentences |
||||
| Yaygın Kullanım | face i. | yüz ifadesi | ||
|
He came out with an angry face. Öfkeli bir yüz ifadesiyle dışarı çıktı. More Sentences |
||||
| Yaygın Kullanım | face f. | yüzleşmek | ||
|
Jill refused to face him after the incident. Jill olaydan sonra onunla yüzleşmeyi reddetti. More Sentences |
||||
| Yaygın Kullanım | face f. | yüz yüze gelmek | ||
|
One is born one and, from that moment, one faces a huge number of obstacles which would not be there if one were a man. Kişi bir kez doğar, ve o andan itibaren, erkek olsaydı hiç var olmayacak olan çok sayıda engelle yüz yüze gelir. More Sentences |
||||
| Yaygın Kullanım | face f. | bakmak | ||
|
The balcony faces North. Balkon kuzeye bakıyor. More Sentences |
||||
| Yaygın Kullanım | face f. | yönelmek | ||
|
Muslims always pray facing toward Mecca. Müslümanlar her zaman Mekke'ye doğru yönelerek dua ederler. More Sentences |
||||
| Yaygın Kullanım | face i. | ön | ||
| Yaygın Kullanım | face i. | tavır | ||
| Yaygın Kullanım | face i. | hal | ||
| Yaygın Kullanım | face f. | karşı olmak | ||
| Yaygın Kullanım | face f. | göğüs germek | ||
| Yaygın Kullanım | face f. | yüzünü dönmek | ||
| Genel | ||||
| Genel | face i. | üst | ||
|
Tom tripped and fell flat on his face in the snow. Tom tökezledi ve karda yüz üstü kapaklandı. More Sentences |
||||
| Genel | face i. | sima | ||
|
It's nice to see a new face around here. Buralarda yeni bir sima görmek ne hoş. More Sentences |
||||
| Genel | face i. | cephe | ||
|
Climbing the north face of Everest is not a joke. Everest'in kuzey cephesine tırmanmak öyle çocuk oyuncağı değil. More Sentences |
||||
| Genel | face i. | surat | ||
|
I experience this as a slap in the face of the Commission and Parliament. Bunu Komisyon ve Parlamento'nun suratına atılmış bir tokat olarak görüyorum. More Sentences |
||||
| Genel | face i. | çehre | ||
|
The struggles for power and for the social face of Europe have now really broken out. İktidar ve Avrupa'nın sosyal çehresi için verilen mücadeleler artık gerçekten çığırından çıkmıştır. More Sentences |
||||
| Genel | face i. | görünüş | ||
|
This report is on the face of it well-intentioned and recognises the need for ACP countries to export their goods. Bu rapor görünüşte iyi niyetlidir ve ACP ülkelerinin mallarını ihraç etme ihtiyacını kabul etmektedir. More Sentences |
||||
| Genel | face i. | itibar | ||
|
England doesn't want a war but doesn't want to lose face. İngiltere savaş istemiyor ama itibarını da kaybetmek istemiyor. More Sentences |
||||
| Genel | face i. | yüz ifadesi | ||
|
He came out with an angry face. Öfkeli bir yüz ifadesiyle dışarı çıktı. More Sentences |
||||
| Genel | face i. | kadran | ||
|
The base model is the standard square face DW-5600 that retains the look of the original G-SHOCK. Temel model, orijinal G-SHOCK'un görünümünü koruyan standart kare kadranlı DW-5600'dür. More Sentences |
||||
| Genel | face i. | yüz | ||
|
Her face is so beautiful I can't stop looking at her. Yüzü o kadar güzel ki ona bakmadan duramıyorum. More Sentences |
||||
| Genel | face i. | yüzey | ||
|
How many vertices and faces does a pentagonal prism have? Bir beşgen prizmanın kaç köşesi ve yüzeyi vardır? More Sentences |
||||
| Genel | face i. | ön yüz | ||
|
Only the errors on the face of the fabric will be shown. Sadece kumaşın ön yüzündeki hatalar gösterilecektir. More Sentences |
||||
| Genel | face i. | ön yüz | ||
|
Only the errors on the face of the fabric will be shown. Sadece kumaşın ön yüzündeki hatalar gösterilecektir. More Sentences |
||||
| Genel | face f. | bakmak | ||
|
The balcony faces North. Balkon kuzeye bakıyor. More Sentences |
||||
| Genel | face f. | karşı karşıya olmak | ||
|
We still might be facing criminal charges. Hala cezai suçlamalarla karşı karşıya olabiliriz. More Sentences |
||||
| Genel | face f. | karşı karşıya gelmek | ||
|
Tom didn't face serious opposition. Tom ciddi bir muhalefetle karşı karşıya gelmedi. More Sentences |
||||
| Genel | face f. | yönelmek | ||
|
Muslims always pray facing toward Mecca. Müslümanlar her zaman Mekke'ye doğru yönelerek dua ederler. More Sentences |
||||
| Genel | face f. | yüz yüze gelmek | ||
|
One is born one and, from that moment, one faces a huge number of obstacles which would not be there if one were a man. Kişi bir kez doğar, ve o andan itibaren, erkek olsaydı hiç var olmayacak olan çok sayıda engelle yüz yüze gelir. More Sentences |
||||
| Genel | face f. | -e karşı oynamak | ||
|
He faced the legend in the semi-finals. Yarı finalde efsaneye karşı oynadı. More Sentences |
||||
| Teknik | ||||
| Teknik | face i. | yüz | ||
|
Her face is so beautiful I can't stop looking at her. Yüzü o kadar güzel ki ona bakmadan duramıyorum. More Sentences |
||||
| Teknik | face i. | yüzey | ||
|
How many vertices and faces does a pentagonal prism have? Bir beşgen prizmanın kaç köşesi ve yüzeyi vardır? More Sentences |
||||
| Otomotiv | ||||
| Otomotiv | face i. | yüz | ||
|
Her face is so beautiful I can't stop looking at her. Yüzü o kadar güzel ki ona bakmadan duramıyorum. More Sentences |
||||
| Matematik | ||||
| Matematik | face i. | yüz | ||
|
Her face is so beautiful I can't stop looking at her. Yüzü o kadar güzel ki ona bakmadan duramıyorum. More Sentences |
||||
| Genel | ||||
| Genel | face i. | mine (saatte) | ||
| Genel | face i. | şekil | ||
| Genel | face i. | ön | ||
| Genel | face i. | onur | ||
| Genel | face i. | biçim | ||
| Genel | face i. | arın | ||
| Genel | face i. | küstahlık | ||
| Genel | face i. | bet | ||
| Genel | face i. | eda | ||
| Genel | face i. | düzey | ||
| Genel | face i. | tavır | ||
| Genel | face i. | üst taraf | ||
| Genel | face i. | faça | ||
| Genel | face i. | satıh | ||
| Genel | face i. | ayna | ||
| Genel | face i. | resimli taraf | ||
| Genel | face i. | hal | ||
| Genel | face i. | ön taraf | ||
| Genel | face i. | esas yüz | ||
| Genel | face i. | dış görünüş | ||
| Genel | face i. | ekşi yüz | ||
| Genel | face i. | yüzünü buruşturma | ||
| Genel | face i. | yüzünü ekşitme | ||
| Genel | face i. | makyaj | ||
| Genel | face i. | taklit amaçlı yapılan yüz makyajı | ||
| Genel | face i. | prestij | ||
| Genel | face i. | başkalarının gözündeki değer | ||
| Genel | face i. | özgüven | ||
| Genel | face i. | yüzsüzlük | ||
| Genel | face i. | küstahlık | ||
| Genel | face i. | arsızlık | ||
| Genel | face i. | utanmazlık | ||
| Genel | face i. | bir nesnenin en önemli veya belirgin yüzü | ||
| Genel | face i. | (kumaş) doğru yüz | ||
| Genel | face i. | madeni paranın yüzü | ||
| Genel | face i. | madeni paranın ön yüzü | ||
| Genel | face i. | yüz buruşturma | ||
| Genel | face i. | dudak bükme | ||
| Genel | face i. | hoşnutsuzluk ifadesi | ||
| Genel | face i. | maske | ||
| Genel | face i. | saat kadranı | ||
| Genel | face i. | (belge) baskılı yüz | ||
| Genel | face i. | hedefin farklı renklere boyanmış skor yüzeyi | ||
| Genel | face i. | teşhir edilen meyve veya sebzelerin üst veya alt katmanı | ||
| Genel | face i. | kesici bir aletin kenarı | ||
| Genel | face i. | (golf sopası, çekiç) vurma yüzeyi | ||
| Genel | face i. | yüzleşme | ||
| Genel | face i. | kişi | ||
| Genel | face i. | birey | ||
| Genel | face f. | göze almak | ||
| Genel | face f. | göğüs germek | ||
| Genel | face f. | kaplamak | ||
| Genel | face f. | karşısında olmak | ||
| Genel | face f. | karşı çıkmak | ||
| Genel | face f. | nazır olmak | ||
| Genel | face f. | yüzünü yontup düzeltmek (taşın) | ||
| Genel | face f. | karşı koymak | ||
| Genel | face f. | dayanmak (bir duruma) | ||
| Genel | face f. | görmek | ||
| Genel | face f. | tahammül etmek | ||
| Genel | face f. | yüzyüze gelmek | ||
| Genel | face f. | karşılamak | ||
| Genel | face f. | karşı olmak | ||
| Genel | face f. | astarlamak | ||
| Genel | face f. | yüzünü dönmek | ||
| Genel | face f. | katlanmak | ||
| Genel | face f. | -e dönmek | ||
| Genel | face f. | yüzünü -e doğru döndürmek | ||
| Genel | face f. | dönmek | ||
| Genel | face f. | ön yüzü belirli bir yöne çevrilmek | ||
| Konuşma Dili | ||||
| Konuşma Dili | face i. | sol anahtarındaki notaları hatırlamak için kullanılan bir ipucu (f, a, c ve e) | ||
| Ticaret/Ekonomi | ||||
| Ticaret/Ekonomi | face f. | karşısında durmak | ||
| Teknik | ||||
| Teknik | face i. | sıcak veya soğuk hava kütüğü ızgarası | ||
| Teknik | face f. | örtmek | ||
| Teknik | face f. | yüzeyini farklı bir malzemeyle kaplamak | ||
| Teknik | face f. | kenarlarını farklı bir malzemeyle kaplamak | ||
| Teknik | face f. | pürüzsüz hale getirmek için yüzeyini işlemek | ||
| Mekanik | ||||
| Mekanik | face i. | alın | ||
| Mekanik | face i. | çark dişlisinin eğim yüzeyi dışına taşan hareketli yüzey bölümü | ||
| Mekanik | face i. | kasnağın veya dişlinin uçtan uca genişliği veya uzunluğu | ||
| Tekstil | ||||
| Tekstil | face i. | (kumaş, deri) doğru yüz | ||
| Ağaç İşleri | ||||
| Ağaç İşleri | face i. | küstere tabanı | ||
| Denizcilik | ||||
| Denizcilik | face i. | pervane kanadının kıç veya kıça yakın tarafı | ||
| Maden | ||||
| Maden | face i. | madenin sonu | ||
| Maden | face i. | tünelin sonu | ||
| Maden | face i. | madenin cevher çıkarılan bölümü | ||
| Diş Hekimliği | ||||
| Diş Hekimliği | face i. | azı dişinin öğütme yüzeyi | ||
| Geometri | ||||
| Geometri | face i. | geometrik bir katı cismin düzlemsel yüzeyi | ||
| Fizik | ||||
| Fizik | face i. | bir kristalin veya başka bir katı cismin düz yüzeylerinden biri | ||
| Astroloji | ||||
| Astroloji | face i. | burcun üçte birlik bölümü | ||
| Astroloji | face i. | burcun on derecelik boylamı | ||
| Ormancılık | ||||
| Ormancılık | face i. | (ağaçta) reçine kesiği | ||
| Jeoloji | ||||
| Jeoloji | face i. | ayak | ||
| Jeoloji | face i. | (kaya) açıkta kalan yüz | ||
| Jeoloji | face i. | kaya yüzeyi | ||
| Jeoloji | face i. | kristal yüzeyi | ||
| Jeoloji | face i. | topografya | ||
| Askeri | ||||
| Askeri | face f. | emir vererek birliklerin yönünü değiştirmek | ||
| Spor | ||||
| Spor | face f. | (buz hokeyinde hakem) oyunu başlatmak için pakı rakip takımlar arasına bırakmak | ||
| Spor | face f. | (buz hokeyinde hakem) pakı rakip takımlar arasına bırakarak oyunu başlatmak | ||
| İskambil | ||||
| İskambil | face i. | oyun kartının resimli yüzü | ||
| İskambil | face i. | resimli iskambil kartı | ||
| İskambil | face f. | (kart oyunu) kartın ön yüzünü çevirmek | ||
| Ciltçilik | ||||
| Ciltçilik | face i. | kitabın ön yüzü | ||
| Ciltçilik | face i. | kitap kapağının ön yüzü | ||
| Matbaa | ||||
| Matbaa | face i. | yazı karakterinin baskı yüzeyi | ||
| Matbaa | face i. | yazı tipi tarzı, tasarımı ve boyutu | ||
| Matbaa | face i. | tipten yapılan baskı | ||
| Eski Kullanım | ||||
| Eski Kullanım | face i. | görüş | ||
| Eski Kullanım | face i. | mevcudiyet | ||
| Mountaineering | ||||
| Mountaineering | face i. | dağın dik yamacı | ||