gelen - Türkisch Englisch Wörterbuch
Verlauf

gelen



Bedeutungen von dem Begriff "gelen" im Englisch Türkisch Wörterbuch : 11 Ergebniss(e)

Türkisch Englisch
General
gelen comer n.
gelen inbound adj.
gelen pending adj.
gelen arrival adj.
gelen coming adj.
gelen incoming adj.
gelen arriving adj.
Technical
gelen incident
Computer
gelen received
gelen incoming
Informatics
gelen inbound

Bedeutungen, die der Begriff "gelen" mit anderen Begriffen im Englisch Türkisch Wörterbuch erhalten hat: 500 Ergebniss(e)

Türkisch Englisch
General
açısından önde gelen bir ülke olmak be a leading country for v.
ayağına gelen fırsatı tepmemek welcome the opportunity v.
çekilmek (selle gelen sular) subside v.
çekilmeye başlamak (selle gelen sular) subside v.
elinden gelen çabayı göstermek use its reasonable efforts v.
elinden gelen çabayı sarfetmek exert oneself to the utmost v.
gelen çağrıyı görüp aramak ring back v.
karşı yönden gelen arabaya çarpmak hit a car coming in the opposite direction v.
karşı yönden gelen araca çarpmak hit a vehicle coming in the opposite direction v.
karşı yönden gelen kamyona çarpmak hit a truck coming in the opposite direction v.
karşı yönden gelen kamyona çarpmak crash into a truck coming from the opposite direction v.
yoldan geçen bir arabadan gelen müziğin sesini duymak hear the sound of music coming from a passing car v.
"rüzgâr" ve "su" anlamına gelen, doğada var olan yaşam enerjisini, yaşanılan mekânlarda harekete geçirme yöntemlerini gösteren eski bir çin öğretisi feng shui n.
(incilin getirdiği) ahlak kurallarına karşı gelen antinomian n.
(işe giden/işten gelen) yolcu commuter n.
(tanrıdan gelen) bela/felaket visitation n.
abd'de uzakdoğu dahil asya'nın herhangi bir yerinden gelen kişi asian n.
abd'nin güney eyaletlerindeki fransız yerleşimcilerin soyundan gelen beyazlar creole n.
adli merciden gelen yazılı emir writ n.
aileden gelen predecessor n.
alabora olması halinde otomatik olarak düzgün duruma gelen küçük bot self-righting n.
almanca'da cins isimlerin önlerine gelen üç artikel'den biri der n.
anayurttan gelen kişi mainlander n.
aniden akla gelen parlak fikir brainwave n.
aniden akla gelen parlak fikir brain wave n.
aniden gelen güzel fikir a brain wave n.
aniden gelen parlak fikir brain wave n.
aniden gelen sel flash flood n.
aniden gelen soğuk hava cold snap n.
araba kazasında kafa ve omurganın şiddetle sarsılmasından ileri gelen travma whiplash n.
arada meydana gelen madde intermediate n.
aydan gelen lunarian n.
aynı sesletime sahip farklı anlama gelen kelimeleri karıştırma malapropism n.
banliyödeki evi ile şehirdeki işyeri arasında her gün gidip gelen kimse commuter n.
bar veya şarap dükkanı anlamına gelen ve özellikle meksika'da yaygın ispanyolca bir ifade cantina n.
başa gelen olay misadventure n.
başa gelen olay experience n.
başka bir ülkeden gelen kişi alien n.
beklenmedik yerden gelen para windfall n.
bekletilmiş şarapların üzerinde meydana gelen ince tabaka beeswing n.
belirli bir amaçla bir araya gelen insanların veya milletlerin oluşturduğu grup league n.
belirli bir soydan gelen halk people n.
beraberinde gelen şey concomitant n.
beş şeyden meydana gelen takım quintuplet n.
bir anda gelen aydınlanma sudden and striking realization n.
bir neslin kendisinden sonra gelen nesle bıraktığı şey heritage n.
bir tabakanın on sekiz yaprak olmak üzere katlanmasından meydana gelen forma veya kitap eighteenmo n.
birinden gelen düşünceler veya sözler input n.
birinin soyundan gelen kimse descendant n.
birkaç kelimenin baş harflerinin veya ilk hecelerinin birleşmesiyle meydana gelen kelime acronym n.
borçalı-kazak boyundan gelen kıpçak kuman ve bulgar ve hazar türklerinin ön-asya'daki kolu karapapaks n.
borçalı-kazak boyundan gelen kıpçak kuman ve bulgar ve hazar türklerinin ön-asya'daki kolu karapapakh n.
borçalı-kazak boyundan gelen kıpçak kuman ve bulgar ve hazar türklerinin ön-asya'daki kolu garapapag n.
borçalı-kazak boyundan gelen kıpçak kuman ve bulgar ve hazar türklerinin ön-asya'daki kolu karapapak n.
britanya ve galler'in roma dönemi öncesi halkı ve onların soyundan gelen celt n.
cilt üzerinde meydana gelen morluk tattooing n.
çağrılmadan gelen gate crasher n.
çifte gelen zarlar doublets n.
çürüme (pas veya kimyasal maddeden ileri gelen) corrosion n.
davetsiz gelen misafir gatecrasher n.
davetsiz gelen misafir intruder n.
davetsiz gelen misafir uninvited guest n.
davetsiz gelen misafir unwelcome guest n.
davetsiz gelen misafir self-invited guest n.
davetsiz gelen misafir unexpected guest n.
derinden gelen bir mırıltı brool n.
derinden gelen ses boom n.
dışardan gelen outcomer n.
dize kadar gelen çizme knee boot n.
doğuştan gelen hak natural right n.
doğuştan gelen özel yetenek endowment n.
doğuştan gelen statü ascribed status n.
dolaşıp aynı noktaya gelen yol circuit n.
dört yılda bir gelen ve 366 gün olan yıl leap year n.
-e gelen accruing to n.
elinden gelen çaba utmost n.
elinden her iş gelen jack of all trades n.
elinden her iş gelen erkek handyman n.
elinden her iş gelen kimse all rounder n.
elinden her iş gelen kimse jack-of-all-trades n.
elinden her iş gelen mucit do-it-all inventor n.
erken gelen yaz an early summer n.
faksla gelen mesaj fax n.
feministlerin men kelimesini kullanmadan ifade ettikleri kadınlar anlamına gelen kelime womyn n.
gece yatısına gelen misafir houseguest n.
geç gelen latecomer n.
gelen arama incoming call n.
gelen dalga incident wave n.
gelen evrak incoming document n.
gelen geçen passer-by n.
gelen geçen passerby n.
gelen giden visitors n.
gelen giden passers by n.
gelen kimse comer n.
gelen kutusu inbox n.
gelen malzeme incoming material n.
gelen mektup incoming letter n.
gelen sepeti in basket n.
gelen siparişler incoming orders n.
gelen siparişler received orders n.
gelen şey arrival n.
gelen trafik inbound traffic n.
gelen ve giden postaların düzenlendiği oda mailroom n.
gelen veri incoming data n.
gelen yolcu arriving passenger n.
gelen yolcu incoming passenger n.
genç kadınlarda kansızlıktan ileri gelen bir hastalık greensickness n.
gerçekleri görmezden gelen kişi struthonian n.
geriye gelen dalga backwash n.
görmemezlikten gelen kişi ducker n.
güneş çekiminden ötürü ayın hareketinde meydana gelen düzensizlik evection n.
hakiki ile farzedilen hız arasındaki kayma neticesi meydana gelen fark slippage n.
hakim olan siyasi doktrinlere karşı gelen düşünce heresy n.
hakkından gelen subduer n.
hakkından gelen surmounter n.
hakkından gelen overcomer n.
halk (belirli bir ülkede yaşayan/belirli bir soydan gelen) people n.
hastalar (hekime gelen) practice n.
hastaneye yetiştirilemeden yolda ölen veya hastaneye ölü gelen dead on arrival n.
havaalanı/otobüs garı gibi yerlerde gelen ve giden yolcuların ilgili işlemlerinin yapıldığı bina terminal n.
hem avrupalı hem de siyahi kökenden gelen kimse veya bu kimselerin konuştuğu dil creole n.
her gün işe trenle gidip gelen kimse commuter n.
hızla gelen büyük iflas crash n.
hinducada insanlar anlamına gelen sözcük janata n.
hoparlörden gelen müzik sesi piped music n.
içinden gelen his gut instinct n.
içkiden ileri gelen çılgınca cesaret dutch courage n.
iğne vb´nin batmasından ileri gelen acı prick n.
iki fikir arasında gidip gelen wobbler n.
iki zıt anlamdaki sözcüğün bir araya gelerek farklı anlama gelen bir sözcük oluşturması a conflict in terms n.
ikinci gelen runner up n.
ileri gelen dignitary n.
ileri gelen magnate n.
ileri gelen doctor n.
ileri gelen topliner n.
ileri gelen kimse person of rank n.
ileri gelen kimse notable n.
ileri gelen/saygın kişi notable n.
ilk başta son derece mantıklı gelen sonrasında anlamsızlaşan düşünce epiphanot n.
in soyundan gelen kimse descendant n.
-in soyundan gelen kimse descendant n.
ingiltere'de hint alt kıtası veya çevresinden gelen kişi asian n.
insana alay gibi gelen bir tesadüf irony n.
ishal halinde gelen dışkı squit n.
kanuna karşı gelen contravener n.
karşı gelen kimse dissident n.
karşı yönden gelen mazot yüklü kamyon oncoming truck laden with diesel n.
karşı yönden gelen mazot yüklü kamyon oncoming truck carrying diesel n.
karşı yönden gelen mazot yüklü kamyon oncoming diesel truck n.
karşı yönden gelen mazot yüklü kamyon oncoming diesel fuel-laden truck n.
karşı yönden gelen mazot yüklü tanker oncoming truck carrying diesel n.
karşı yönden gelen mazot yüklü tanker oncoming truck laden with diesel n.
karşı yönden gelen mazot yüklü tanker oncoming diesel fuel-laden truck n.
karşı yönden gelen mazot yüklü tanker oncoming diesel truck n.
karşılık gelen meblağ corresponding sum n.
kaynaktan yüke gelen gerilim dalgası incident wave n.
kendinden sonra gelen successor n.
kesinti (grev yüzünden meydana gelen) stoppage n.
kısıtlamadan ileri gelen zor durum squeeze n.
kıtlıktan ileri gelen zor durum squeeze n.
komşulardan gelen şikayet a complaint from the neighbours n.
korece nehrin güneyi anlamına gelen güney kore'de son derece varlıklı bir muhit gangnam n.
korece nehrin güneyi anlamına gelen güney kore'de son derece varlıklı bir muhit kangnam n.
kuzeyden gelen fırtına norther n.
kütüphaneye yeni gelen kitap acquisition n.
mektup zarfı üzerine isim ve soyadından sonra kısaltılarak yazılan ve “bay” anlamına gelen bir unvan esquire n.
melez kökenden gelen mestizo n.
meydana gelen gelişmeler the emerging developments n.
meydana gelen olumsuz durumda pay sahibi olma contributory fault n.
olay (meydana gelen herhangi bir) occurrence n.
omuza gelen saç shoulder length hair n.
ön tarafa gelen kenar leading edge n.
önce gelen predecessor n.
önce gelen karakter leading character n.
önce gelen karakterler leading characters n.
önce gelen kimse progenitor n.
önceden gelen foregoer n.
önde gelen kenar leading edge n.
önde gelen kişi luminary n.
önde gelen müşteri major client n.
önde gelen müşteri big customer n.
önde gelen müşteri major customer n.
önde gelen sebep leading cause n.
önden gelen outrunner n.
önden gelen forerunner n.
önüne gelen her şeyi yıkan güç juggernaut n.
paskalyadan önce gelen büyük perhiz lent n.
paskalya'dan önce gelen büyük perhiz süresinin ilk çarşambası ash wednesday n.
piskopostan sonra gelen papaz presbyter n.
reklam olarak gelen posta junk mail n.
seçimi kazanan kimsenin ikinci gelen kişiden fazla olarak aldığı oy sayısı plurality n.
seçimle gelen sınırlı yetkili yönetici sheriff n.
sel nedeniyle kara veya demiryolunda meydana gelen çöküntü wash-out n.
sibirya üzerinden gelen soğuk hava dalgası siberian cold front (to affect) n.
soğuktan meydana gelen çatlak kibe n.
sonra gelen yemek remove n.
sonradan akla gelen second thought n.
sonradan akla gelen düşünce afterthought n.
sonradan akla gelen düşünceler second thoughts n.
sonucunda meydana gelen zararlar consequential losses n.
soyundan gelen kimse descendant n.
soyundan gelen kimse descendant of n.
tabandan gelen halk hareketi grassroots movement n.
tanrıdan gelen şey visitation n.
tarafgirlikten ileri gelen haksızlık partiality n.
tereddüt (vicdanın elvermemesinden ileri gelen) scruple n.
tersten okununca başka anlama gelen kelime semordnilap n.
toplantı anlamına gelen bir zulu ifadesi indaba n.
uçurtmalarda ortaya dik olarak gelen çıta cross spar n.
ufak diken vb´nin batmasından ileri gelen acı prickle n.
umulmadık yerden gelen windfall n.
umulmadık yerden gelen para veya mal wind fail n.
uykusu zor gelen insomniac n.
ümitsizlikten ileri gelen dengesizlik desperation n.
üst kattan gelen yüksek ses loud music coming from upstairs n.
üstesinden gelen executer n.
verilen rezervasyonları takip eden muayenehaneye gelen hastalarla ilgilenen diş hekimi muayene görevlisi dental receptionist n.
vicdanın elvermemesinden ileri gelen tereddüt scruple n.
vücutta meydana gelen kızıllık rashness n.
yaklaşık 0,45 kg'a denk gelen ağırlık ölçüsü lbs. n.
yaklaşık 2 litreye denk gelen ibrani ölçü birimi cab n.
yandan gelen darbe sideswipe n.
yanık (kaynar sıvı veya buhardan ileri gelen) scald n.
yarımada anlamına gelen yunanca ifade, özellikle trakya yarımadası için kullanılır chersonese n.
yarışta ikinci gelen runner up n.
yasaya karşı gelen kimse outlaw n.
yeni gelen new arrival n.
yeni gelen incomer n.
yeni gelen newcomer n.
yeni gelen öğrenci incoming freshman n.
yenilikten gelen değer value from innovation n.
yerine zamir gelen isim antecedent n.
yukarıdan gelen darbeyle ileriye doğru atılan top topspin n.
zarda gelen sayı cast n.
abd'den gelen stateside adj.
aceleye gelen hurried adj.
aileden gelen (hastalık vb) run in the family adj.
allahın inayetiyle meydana gelen providential adj.
allahtan gelen providential adj.
amipten ileri gelen amebic adj.
amipten ileri gelen amoebic adj.
anlamına gelen meaning adj.
anlamına gelen meant adj.
anlamına gelen inferred adj.
anne soyundan gelen matrilinear adj.
anne tarafından gelen matrilineal adj.
annelikten gelen matrilineal adj.
ara sıra meydana gelen odd adj.
ara sıra meydana gelen occasional adj.
ara sıra meydana gelen sporadic adj.
ardarda gelen successive adj.
ardından gelen ensuing adj.
ardından gelen next adj.
ardından gelen following adj.
arka arkaya gelen consecutive adj.
arkadan gelen following adj.
art arda gelen consecutive adj.
art arda gelen successive adj.
art arda gelen sequent adj.
art arda gelen sequential adj.
asil bir aileden gelen born to the purple adj.
aynı kökten gelen paronymous adj.
aynı soydan gelen connate adj.
aynı soydan gelen cognate adj.
aynı soydan gelen collateral adj.
aynı soydan gelen sib adj.
aynı zamanda meydana gelen simultaneous adj.
aynı zamanda meydana gelen coinciding adj.
aynı zamanda meydana gelen concurrent adj.
aynı zamanda meydana gelen coincident adj.
aynı zamanda meydana gelen cooccurring adj.
babadan gelen patrilineal adj.
babanın soyundan gelen patrilineal adj.
baskın gelen preponderant adj.
başa gelen befallen adj.
başa gelen (tecrübe) befalling adj.
başına gelen befalling adj.
başta gelen leading adj.
başta gelen foremost adj.
başta gelen first adj.
beraberinde gelen concomitant adj.
bilgisizlikten ileri gelen ignorant adj.
birbiri ardından gelen alternate adj.
bocalayan (farklı görüşler arasında) gidip gelen vacillating adj.
boşluktan gelen hollow adj.
boşluktan gelen (ses) hollow adj.
çok hoş gelen veya umut veren (canı sıkkın veya oldukça umutsuz birine) refreshing adj.
dağların diğer tarafından gelen transmontane adj.
dağların öteki tarafından gelen transmontane adj.
dağların öteki tarafından gelen tramontane adj.
-den ileri gelen originated from adj.
-den önce gelen preceded adj.
-den sonra gelen succeeding adj.
-den sonra gelen subordinate adj.
depremden ileri gelen seismal adj.
depremden ileri gelen seismic adj.
depremden ileri gelen seismical adj.
derinden gelen deep-seated adj.
derinden gelen strong adj.
dışarıdan gelen extraneous adj.
dışarıdan gelen external adj.
dışarıdan gelen sebeplerle olan adscititious adj.
dıştan gelen outside adj.
dıştan gelen adventitious adj.
dıştan gelen extrinsic adj.
dıştan gelen external adj.
doğudan gelen easternmost adj.
doğuştan gelen inborn adj.
doğuştan gelen natal adj.
doğuştan gelen innate adj.
dünya dışından gelen extraterrestrial adj.
dünyanın önde gelen world's leading adj.
düzenli aralarla meydana gelen periodic adj.
elden gelen en büyük (gayret) utmost adj.
elinden gelen çabayı göstermeye hazır on one's mettle adj.
elinden her iş gelen dexterous adj.
elinden her iş gelen handy adj.
elinden her iş gelen ambidextrous adj.
elinden her iş gelen dextrous adj.
elinden her iş gelen versatile adj.
en başta gelen foremost adj.
en başta gelen uppermost adj.
en başta gelen ruling adj.
en başta gelen primary adj.
en önde gelen pre-eminent adj.
en önde gelen preeminent adj.
eş zamanlı meydana gelen equitemporaneous adj.
galip gelen prevailing adj.
galip gelen victorious adj.
gece meydana gelen nightly adj.
geç gelen late-coming adj.
geç gelen tardy adj.
gelgitten ileri gelen tidal adj.
genizden veya burundan gelen nasal adj.
geri gelen returned adj.
gırtlaktan gelen grum adj.
gırtlaktan gelen (ses) throaty adj.
gidip gelen intermittent adj.
göğüsten gelen chesty adj.
gönülden gelen willing adj.
göze hoş gelen eyeable adj.
göze hoş gelen eye-pleasing adj.
göze hoş gelen easy on the eye adj.
güneşin etkisiyle meydana gelen solar adj.
güneybatıdan gelen southwest adj.
güneyden gelen southerly adj.
güneyden gelen south adj.
güneydoğudan gelen southeast adj.
günü gelen due adj.
günümüze kadar gelen extant adj.
hareketten gelen kinetic adj.
hariçten gelen extramural adj.
hastaneye yetiştirilemeden yolda ölen veya hastaneye ölü gelen dead in the field adj.
havadan gelen (mikrop, toz vb) airborne adj.
havayla gelen airborne adj.
hemen ardından gelen immediate adj.
hemen meydana gelen instantaneous adj.
hepsine galip gelen all-conquering adj.
hüsrandan ileri gelen frustrated adj.
içten gelen spontaneous adj.
içten gelen genuine adj.
içten gelen willing adj.
içten gelen gut adj.
içten gelen heartfelt adj.
içten gelen cheerful adj.
ikinci planda gelen petty adj.
iktidara yeni gelen (hükümet) ingoing adj.
ile beraber gelen incidental to adj.
ileri gelen high-up adj.
ileri gelen leading adj.
ileri gelen notable adj.
ingiltere'nin shropshire yerleşiminden gelen salopian adj.
insanın sarılası gelen cuddly adj.
iyi gelen recuperative adj.
japheth soyundan gelen japhetic adj.
kanuna karşı gelen lawbreaking adj.
karadan gelen offshore adj.
karşı gelen refractory adj.
karşı gelen defiant adj.
karşılık gelen related adj.
karşılık gelen equaled to adj.
kendiliğinden gelen (fikir) unbidden adj.
kente gelen commuting adj.
kulağa hoş gelen melodious adj.
kulağa hoş gelen euphonic adj.
kulağa hoş gelen tuneful adj.
kulağa hoş gelen easy on the ear adj.
kulağa hoş gelen dulcet adj.
kuzeybatıdan gelen northwestern adj.
kuzeyde meydana gelen veya yaşayan northern adj.
kuzeyden gelen northern adj.
kuzeyden gelen north adj.
kuzeydoğudan gelen northeastern adj.
maymun soyundan farklı bir tür olarak gelen ape-descendant adj.
memuriyet veya mevkiden ileri gelen (üyelik vb) exofficio adj.
meslek dolayısıyla meydana gelen occupational adj.
meydana gelen taken place adj.
meydana gelen resultant adj.
meydana gelen resultant  adj.
öğleden önce meydana gelen antemeridian adj.
öldükten sonra gelen posthumous adj.
öldükten sonra meydana gelen posthumous adj.
ölümünden sonra gelen posthumous adj.
önce gelen preceding adj.
önce gelen antecedent adj.
önde gelen prominent adj.
önde gelen foremost adj.
önde gelen underlying adj.
önde gelen outstanding adj.
önde gelen arch adj.
önde gelen leading adj.
önde gelen capital adj.
önde gelen central adj.
önde gelen first adj.
önde gelen chief adj.
önde gelen (kimse) prominent adj.
öte yamaçtan gelen transmontane adj.
psikozdan ileri gelen psychotic adj.
razı gelen acquiescent adj.
sağlığa iyi gelen recuperative adj.
saygıdan ileri gelen reverential adj.
selden ileri gelen diluvial adj.
sesi kulağa hoş gelen euphonious adj.
sık sık meydana gelen frequentative adj.
sonra gelen posterior adj.
sonra gelen after adj.
sonra gelen following adj.
sonra gelen subsequent adj.
sonra gelen latter adj.
sonradan gelen ensuing adj.
sonradan gelen subsequent adj.
sonradan gelen descendent adj.
sonradan meydana gelen ensuing adj.
soylu bir aileden gelen blue-blooded adj.
sualtında meydana gelen subaqueous adj.
sudan meydana gelen aqueous adj.
şarkı sesi gelen yer songful adj.
şömineden gelen ateşle aydınlatılan firelit adj.
şömineden gelen ateşle aydınlatılmış firelit adj.
tam zamanında gelen heaven-sent adj.
tarihin derinlerinden gelen coming from the depth of history adj.
tarihin derinliklerinden gelen coming from the depth of history adj.
tesadüfen meydana gelen incidental adj.
tesadüfen meydana gelen accidental adj.
topraktan meydana gelen terrigenous adj.
uygun gelen corresponding adj.
üç farklı ırktan gelen triracial adj.
üstün gelen prevailing adj.
üstün gelen preponderant adj.
vaktinde gelen punctual adj.
yandan gelen lateral adj.
yaradılıştan gelen temperamental adj.
yedi yılda bir meydana gelen septenary adj.
yeni gelen incoming adj.
yerkabuğunun yüzeyinde veya çok derin olmayan bir kısmında meydana gelen epigene adj.
zaman olarak önce gelen antecedent adj.
zamanı gelen due adj.
zamanında gelen punctual adj.
etkiyi artırmak için aynı kelimenin ardarda gelen iki cümlenin başında tekrarlanması anaphorically adv.
giden gelen back-and-forth adv.
hiç bitmeyecekmiş gibi gelen bir gece boyunca all the livelong night adv.
hiç bitmeyecekmiş gibi gelen gece boyunca at the livelong night adv.
içten gelen cheerfully adv.
ilk gelen önceliği alır şeklinde on a first-come first-serve basis adv.
karşı gelen bir biçimde uncompliantly adv.
sektörden gelen talepler doğrultusunda in line with the demands from the sector adv.
sıra halinde/birbiri ardına gelen like beads-on-a-string adv.
başına gelen incident to prep.
-den ileri gelen arising from prep.
-den meydana gelen arising from prep.
ile beraber gelen incident to prep.
karşılık gelen corresponding to prep.
lazım gelen due to prep.
fazla gelen one too many pron.
sonra gelen- meta- pref.
tanrı anlamına gelen ön ek theo pref.
hakamanaiş soyundan gelen achaemenid
ilahi/tanrısal anlamına gelen ön ek theo
Phrasals
elden gelen her şeyi yapmak go all out
Phrases
akla ilk gelen first thing come to mind
elinden gelen en iyi şekliyle to the best of one's ability
geç gelen adalet, adalet değildir justice delayed is justice denied
geçmişten gelen coming from the past
geçmişten gelen from the past
geçmişten gelen dating back
önde gelen topluluk/kişiler a leading body of
size uygun gelen bir zamanda at your convenience
son gelen önce çıkar last in first out
üstün gelen one too many for
Proverb
başa gelen çekilir what can't be cured must be endured
bedava gelen şeyde kusur aranmaz don't look a gift horse in the mouth
el ile gelen düğün bayram misery loves company
haydan gelen huya gider easy come, easy go
işbaşına yeni gelen kimse iyi iş görür a new broom sweeps clean
kaz gelen yerden tavuk esirgenmez you must lose a fly to catch a trout
metin ol anlamına gelen atasözü keep a stiff upper lip
Colloquial
zor bir durumdan rahatça sıyrılmak anlamına gelen bir ifade thug life n.
aklına gelen ilk şeyi söyle say the first thing that comes into your mind
ansızın akla gelen düşünce brain wave
başa gelen çekilir wear it