| Anglais | Turc | |||
|---|---|---|---|---|
| Common Usage | ||||
| Common Usage | lead n. | kurşun | ||
|
Exposure to lead in the diet is well within safe limits. Beslenmede kurşuna maruz kalma güvenli sınırlar içindedir. More Sentences |
||||
| Common Usage | lead v. | sürmek | ||
|
I think it is very good to lead a regular life. Düzenli bir hayat sürmenin çok iyi olduğunu düşünüyorum. More Sentences |
||||
| Common Usage | lead v. | önderlik etmek | ||
|
Tom led the rescue operation. Tom kurtarma operasyonuna önderlik etti. More Sentences |
||||
| Common Usage | lead v. | yol göstermek | ||
|
Lord Guanjun warned his three disciples and led the way. Lord Guanjun üç öğrencisini uyardı ve yolu gösterdi. More Sentences |
||||
| Common Usage | lead v. | öncülük etmek | ||
|
This IGC is leading to something quite different from past treaties. Bu Hükûmetlerarası Konferans, geçmiş anlaşmalardan oldukça farklı bir şeye öncülük ediyor. More Sentences |
||||
| Common Usage | lead v. | rehberlik etmek | ||
| Common Usage | lead v. | öncülük yapmak | ||
| Common Usage | lead v. | öncülüğünü yapmak | ||
| General | ||||
| General | lead n. | önderlik | ||
|
Your compatriots, led by Lech Walesa, set this peaceful revolution in train. Lech Walesa önderliğindeki yurttaşlarınız bu barışçıl devrimi başlattılar. More Sentences |
||||
| General | lead n. | öncü | ||
|
It is right that we should be leading in this field. Bu alanda öncü olmamız doğru olacaktır. More Sentences |
||||
| General | lead n. | ipucu | ||
|
The police and the FBI pursued several leads. Polis ve FBI birkaç ipucunu takip etti. More Sentences |
||||
| General | lead n. | liderlik | ||
|
Europe was prepared to take the lead, for the US could not be counted on then either. Avrupa liderliği üstlenmeye hazırdı çünkü ABD'ye o zaman da güvenilemezdi. More Sentences |
||||
| General | lead n. | liderlik | ||
|
Europe was prepared to take the lead, for the US could not be counted on then either. Avrupa liderliği üstlenmeye hazırdı çünkü ABD'ye o zaman da güvenilemezdi. More Sentences |
||||
| General | lead v. | sürüklemek | ||
|
This has led us into the situation which we have witnessed in recent days in Macedonia. Bu da bizi son günlerde Makedonya'da tanık olduğumuz duruma sürükledi. More Sentences |
||||
| General | lead v. | götürmek | ||
|
Economic regulations are not at present leading us in the direction we want to go, but we do little about this. Ekonomik düzenlemeler şu anda bizi gitmek istediğimiz yöne götürmüyor, ancak bu konuda çok az şey yapıyoruz. More Sentences |
||||
| General | lead v. | önde gitmek | ||
|
At the end of the first period, the Kings lead the Leafs, one to nothing. İlk periyodun sonunda Krallar Leafs'e bir farkla önde gidiyor. More Sentences |
||||
| General | lead v. | varmak | ||
|
You will all be aware of the difficult negotiations leading up to the adoption of the common position. Hepiniz ortak tutum benimsenmesine giden zorlu müzakerelerin farkına varacaksınız. More Sentences |
||||
| General | lead v. | yönlendirmek | ||
|
The car lobby has led too many people up the garden path. Otomobil lobisi çok fazla insanı bahçe yoluna yönlendirdi. More Sentences |
||||
| General | lead v. | başı çekmek | ||
|
The City of London, which I proudly represent, leads the way at 0.4% of UK GDP devoted to this cause. Gururla temsil ettiğim Londra Şehri, Birleşik Krallık GSYİH'sinin %0.4'ünü bu amaca ayırarak başı çekmektedir. More Sentences |
||||
| General | lead v. | gitmek | ||
|
Without the Barcelona decision leading up to Monterrey, we would not have come up with a real input. Monterrey'e giden yolda Barselona kararı olmasaydı, gerçek bir girdi elde edemezdik. More Sentences |
||||
| General | lead v. | yönetmek | ||
|
Mr Jové Peres has led the debate on the Commission proposal. Sayın Jové Peres Komisyon teklifine ilişkin tartışmayı yönetmiştir. More Sentences |
||||
| General | lead v. | neden olmak | ||
|
The over-representation of some delegations leads me to question how they are funded. Bazı delegasyonların aşırı temsili, nasıl finanse edildiklerini sorgulamama neden oluyor. More Sentences |
||||
| General | lead v. | sürdürmek | ||
|
A violation of the way in which they feel they lead their life as a woman. Bir kadın olarak hayatlarını sürdürdüklerini düşündükleri yöntemin çiğnenmesidir. More Sentences |
||||
| General | lead v. | liderlik etmek | ||
|
We are leading people and that calls for a slightly different approach. Biz insanlara liderlik ediyoruz ve bu biraz farklı bir yaklaşım gerektiriyor. More Sentences |
||||
| General | lead v. | başını çekmek | ||
|
Secondly, the people in question, led by Dr Rath from Germany, have practised deception on Parliament. İkinci olarak, Almanya'dan Dr. Rath'ın başını çektiği söz konusu kişiler Parlamento'yu aldatmaya çalışmışlardır. More Sentences |
||||
| General | lead v. | yol açmak | ||
|
This mistake leads the way to other problems. Bu hata başka sorunlara yol açar. More Sentences |
||||
| General | lead v. | getirmek | ||
|
The report warned that the forthcoming process would lead to restrictions upon the transparency of the Member States. Raporda, önümüzdeki sürecin Üye Devletlerin şeffaflığına kısıtlamalar getireceği uyarısında bulunulmuştur. More Sentences |
||||
| General | lead v. | götürmek | ||
|
Economic regulations are not at present leading us in the direction we want to go, but we do little about this. Ekonomik düzenlemeler şu anda bizi gitmek istediğimiz yöne götürmüyor, ancak bu konuda çok az şey yapıyoruz. More Sentences |
||||
| General | lead v. | sevk etmek | ||
|
I hope that their presence will lead us all to reflect seriously on the matter. Umarım onların varlığı hepimizi konu üzerinde ciddi bir şekilde düşünmeye sevk eder. More Sentences |
||||
| General | lead v. | geçirmek | ||
|
All this thought led me to action. Bütün bu düşünceler beni harekete geçirdi. More Sentences |
||||
| General | lead v. | sürdürmek | ||
|
A violation of the way in which they feel they lead their life as a woman. Bir kadın olarak hayatlarını sürdürdüklerini düşündükleri yöntemin çiğnenmesidir. More Sentences |
||||
| General | lead adj. | öncü | ||
|
It is right that we should be leading in this field. Bu alanda öncü olmamız doğru olacaktır. More Sentences |
||||
| General | lead adj. | baş | ||
|
The rapporteur and the lead committee have complied with these budgetary wishes. Raportör ve baş komite bu bütçe isteklerine uymuştur. More Sentences |
||||
| General | lead adj. | kurşun | ||
|
Exposure to lead in the diet is well within safe limits. Beslenmede kurşuna maruz kalma güvenli sınırlar içindedir. More Sentences |
||||
| Law | ||||
| Law | lead v. | sevk etmek | ||
|
I hope that their presence will lead us all to reflect seriously on the matter. Umarım onların varlığı hepimizi konu üzerinde ciddi bir şekilde düşünmeye sevk eder. More Sentences |
||||
| Technical | ||||
| Technical | lead n. | kurşun | ||
|
Exposure to lead in the diet is well within safe limits. Beslenmede kurşuna maruz kalma güvenli sınırlar içindedir. More Sentences |
||||
| Automotive | ||||
| Automotive | lead n. | kurşun | ||
|
Exposure to lead in the diet is well within safe limits. Beslenmede kurşuna maruz kalma güvenli sınırlar içindedir. More Sentences |
||||
| Automotive | lead v. | liderlik etmek | ||
|
We are leading people and that calls for a slightly different approach. Biz insanlara liderlik ediyoruz ve bu biraz farklı bir yaklaşım gerektiriyor. More Sentences |
||||
| Chemistry | ||||
| Chemistry | lead n. | kurşun | ||
|
Exposure to lead in the diet is well within safe limits. Beslenmede kurşuna maruz kalma güvenli sınırlar içindedir. More Sentences |
||||
| General | ||||
| General | lead n. | rehberlik | ||
| General | lead n. | (iskambilde) ilk oynama hakkı | ||
| General | lead n. | saçma | ||
| General | lead n. | kılavuzluk | ||
| General | lead n. | önde olma | ||
| General | lead n. | ara kablosu | ||
| General | lead n. | başta olma | ||
| General | lead n. | öncülük | ||
| General | lead n. | örnek | ||
| General | lead n. | önde bulunma | ||
| General | lead n. | önde gelme | ||
| General | lead n. | ileride bulunma | ||
| General | lead n. | uç (versatil kalem için) | ||
| General | lead n. | yol | ||
| General | lead n. | kılavuz | ||
| General | lead n. | kurşundan yapılmış | ||
| General | lead n. | kablo | ||
| General | lead n. | kalem kurşunu | ||
| General | lead n. | tasma kayışı | ||
| General | lead n. | bağlantı kablosu | ||
| General | lead n. | sözleşme | ||
| General | lead n. | önde gelme | ||
| General | lead n. | birincilik | ||
| General | lead n. | başta gelme | ||
| General | lead n. | öncelik | ||
| General | lead n. | birinci gelme | ||
| General | lead n. | rehber | ||
| General | lead n. | önder | ||
| General | lead n. | yular | ||
| General | lead n. | kılavuz | ||
| General | lead n. | tasma | ||
| General | lead n. | köpek kayışı | ||
| General | lead n. | delil | ||
| General | lead n. | işaret | ||
| General | lead n. | emare | ||
| General | lead n. | gösterge | ||
| General | lead n. | kılavuzluk | ||
| General | lead n. | kılavuzluk | ||
| General | lead n. | kalem kurşunu | ||
| General | lead n. | iz | ||
| General | lead v. | başlamak | ||
| General | lead v. | sonuçlanmak | ||
| General | lead v. | çekmek | ||
| General | lead v. | başlatmak | ||
| General | lead v. | idare etmek | ||
| General | lead v. | sürmek (yaşam) | ||
| General | lead v. | başında olmak | ||
| General | lead v. | etkilemek | ||
| General | lead v. | başı olmak | ||
| General | lead v. | başta gelmek | ||
| General | lead v. | yedmek | ||
| General | lead v. | bozmak | ||
| General | lead v. | sevk ve idare etmek | ||
| General | lead v. | üstün gelmek | ||
| General | lead v. | başta gitmek | ||
| General | lead v. | başta olmak | ||
| General | lead v. | iletmek | ||
| General | lead v. | almak | ||
| General | lead v. | üstün olmak | ||
| General | lead v. | önderlik yapmak | ||
| General | lead v. | ileride olmak | ||
| General | lead v. | üstünlük sağlamak | ||
| General | lead adj. | önemli | ||
| General | lead adj. | kurşundan yapılmış | ||
| General | lead adj. | kurşundan | ||
| General | lead adj. | kurşunlu | ||
| Irregular Verb | ||||
| Irregular Verb | lead v. | led - led | ||
| Trade/Economic | ||||
| Trade/Economic | lead n. | müşteri adayı | ||
| Trade/Economic | lead n. | potansiyel/hedef müşteri | ||
| Media | ||||
| Media | lead n. | dergi başyazısı | ||
| Media | lead n. | girizgah | ||
| Media | lead n. | giriş | ||
| Media | lead n. | girişlik | ||
| Media | lead n. | söz girişi | ||
| Advertising | ||||
| Advertising | lead n. | müşteri yaratma | ||
| Technical | ||||
| Technical | lead n. | kutup | ||
| Technical | lead n. | sarmal eksen boyu | ||
| Technical | lead n. | uç | ||
| Technical | lead v. | kurşunla kaplamak | ||
| Technical | lead v. | kurşunlamak | ||
| Electric | ||||
| Electric | lead n. | bağlama teli | ||
| Construction | ||||
| Construction | lead n. | pencere kurşunu | ||
| Construction | lead v. | kurşunla tutturmak | ||
| Automotive | ||||
| Automotive | lead n. | adım | ||
| Automotive | lead n. | iletken | ||
| Automotive | lead n. | kablo | ||
| Marine | ||||
| Marine | lead n. | iskandil | ||
| Marine | lead n. | iskandil kurşunu | ||
| Marine | lead n. | zincir doğrultusu | ||
| Marine | lead v. | iskandil etmek | ||
| Mining | ||||
| Mining | lead n. | eski bir nehir yatağındaki cevher katmanı | ||
| Mining | lead n. | maden damarı | ||
| Mining | lead n. | maden damarı | ||
| Hunting | ||||
| Hunting | lead n. | önleme | ||
| Hunting | lead v. | hareket eden hedefe nişan almak | ||
| Hunting | lead v. | kurşunla tıkanmak | ||
| Baseball | ||||
| Baseball | lead n. | ilerleme | ||
| Baseball | lead n. | önde koşma | ||
| Boxing | ||||
| Boxing | lead n. | yumruk | ||
| Card | ||||
| Card | lead n. | ilk oynanan kart | ||
| Card | lead n. | ilk oynama hakkı | ||
| Card | lead n. | ilk oynama hakkı | ||
| Card | lead n. | oyuna başlama | ||
| Card | lead v. | kartlarını açmak | ||
| Card | lead v. | oyunu açmak | ||
| Card | lead v. | oyuna başlamak | ||
| Music | ||||
| Music | lead n. | koroda baş ses | ||
| Theatre | ||||
| Theatre | lead n. | başrol oyuncusu | ||
| Theatre | lead n. | başoyuncu | ||
| Theatre | lead adj. | başrol | ||
| Printery | ||||
| Printery | lead n. | satır arası cetveli | ||