lead - Türkçe İngilizce Sözlük

lead

Play ENTRENus
Play ENTRENuk
Play ENTRENau

lead — Definition

Anlamı ve Tanımı:
öncülük, yönlendirme, kurşun, ipucu,
Okunuş (IPA):
(AmE /liːd/ – BrE /liːd/; metal için AmE /lɛd/ – BrE /lɛd/)
Terim Türü:
İsim: lead (leads); Düzensiz Fiil: lead (leads – led – led- leading)
yol göstermek; önderlik etmek Süreçleri ileriye taşıyan yönlendirici etki, ağır ve yumuşak metal olan kimyasal element ya da bir sonuca götüren başlangıç noktası. Eski İngilizce lǣdan (yol göstermek) fiili ile Latince plumbum kökenli metal adı aynı yazımda birleşerek tarihsel bir çokanlamlılık oluşturmuştur. Yönetim ve müzikte yön verme, kimyada Pb elementi, gazetecilikte haberin açılış bilgisi bağlamlarında kullanımı yaygındır
Eş Anlamlılar:
guide, clue, leadership
Zıt Anlamlılar:
follow, mislead

"lead" teriminin Türkçe İngilizce Sözlükte anlamları : 150 sonuç

İngilizce Türkçe
Yaygın Kullanım
lead i. kurşun
Exposure to lead in the diet is well within safe limits.
Beslenmede kurşuna maruz kalma güvenli sınırlar içindedir.

More Sentences
lead f. sürmek
I think it is very good to lead a regular life.
Düzenli bir hayat sürmenin çok iyi olduğunu düşünüyorum.

More Sentences
lead f. önderlik etmek
Tom led the rescue operation.
Tom kurtarma operasyonuna önderlik etti.

More Sentences
lead f. yol göstermek
Lord Guanjun warned his three disciples and led the way.
Lord Guanjun üç öğrencisini uyardı ve yolu gösterdi.

More Sentences
lead f. öncülük etmek
This IGC is leading to something quite different from past treaties.
Bu Hükûmetlerarası Konferans, geçmiş anlaşmalardan oldukça farklı bir şeye öncülük ediyor.

More Sentences
lead f. rehberlik etmek
lead f. öncülük yapmak
lead f. öncülüğünü yapmak
Genel
lead i. önderlik
Your compatriots, led by Lech Walesa, set this peaceful revolution in train.
Lech Walesa önderliğindeki yurttaşlarınız bu barışçıl devrimi başlattılar.

More Sentences
lead i. öncü
It is right that we should be leading in this field.
Bu alanda öncü olmamız doğru olacaktır.

More Sentences
lead i. ipucu
The police and the FBI pursued several leads.
Polis ve FBI birkaç ipucunu takip etti.

More Sentences
lead i. liderlik
Europe was prepared to take the lead, for the US could not be counted on then either.
Avrupa liderliği üstlenmeye hazırdı çünkü ABD'ye o zaman da güvenilemezdi.

More Sentences
lead i. liderlik
Europe was prepared to take the lead, for the US could not be counted on then either.
Avrupa liderliği üstlenmeye hazırdı çünkü ABD'ye o zaman da güvenilemezdi.

More Sentences
lead f. sürüklemek
This has led us into the situation which we have witnessed in recent days in Macedonia.
Bu da bizi son günlerde Makedonya'da tanık olduğumuz duruma sürükledi.

More Sentences
lead f. götürmek
Economic regulations are not at present leading us in the direction we want to go, but we do little about this.
Ekonomik düzenlemeler şu anda bizi gitmek istediğimiz yöne götürmüyor, ancak bu konuda çok az şey yapıyoruz.

More Sentences
lead f. önde gitmek
At the end of the first period, the Kings lead the Leafs, one to nothing.
İlk periyodun sonunda Krallar Leafs'e bir farkla önde gidiyor.

More Sentences
lead f. varmak
You will all be aware of the difficult negotiations leading up to the adoption of the common position.
Hepiniz ortak tutum benimsenmesine giden zorlu müzakerelerin farkına varacaksınız.

More Sentences
lead f. yönlendirmek
The car lobby has led too many people up the garden path.
Otomobil lobisi çok fazla insanı bahçe yoluna yönlendirdi.

More Sentences
lead f. başı çekmek
The City of London, which I proudly represent, leads the way at 0.4% of UK GDP devoted to this cause.
Gururla temsil ettiğim Londra Şehri, Birleşik Krallık GSYİH'sinin %0.4'ünü bu amaca ayırarak başı çekmektedir.

More Sentences
lead f. gitmek
Without the Barcelona decision leading up to Monterrey, we would not have come up with a real input.
Monterrey'e giden yolda Barselona kararı olmasaydı, gerçek bir girdi elde edemezdik.

More Sentences
lead f. yönetmek
Mr Jové Peres has led the debate on the Commission proposal.
Sayın Jové Peres Komisyon teklifine ilişkin tartışmayı yönetmiştir.

More Sentences
lead f. neden olmak
The over-representation of some delegations leads me to question how they are funded.
Bazı delegasyonların aşırı temsili, nasıl finanse edildiklerini sorgulamama neden oluyor.

More Sentences
lead f. sürdürmek
A violation of the way in which they feel they lead their life as a woman.
Bir kadın olarak hayatlarını sürdürdüklerini düşündükleri yöntemin çiğnenmesidir.

More Sentences
lead f. liderlik etmek
We are leading people and that calls for a slightly different approach.
Biz insanlara liderlik ediyoruz ve bu biraz farklı bir yaklaşım gerektiriyor.

More Sentences
lead f. başını çekmek
Secondly, the people in question, led by Dr Rath from Germany, have practised deception on Parliament.
İkinci olarak, Almanya'dan Dr. Rath'ın başını çektiği söz konusu kişiler Parlamento'yu aldatmaya çalışmışlardır.

More Sentences
lead f. yol açmak
This mistake leads the way to other problems.
Bu hata başka sorunlara yol açar.

More Sentences
lead f. getirmek
The report warned that the forthcoming process would lead to restrictions upon the transparency of the Member States.
Raporda, önümüzdeki sürecin Üye Devletlerin şeffaflığına kısıtlamalar getireceği uyarısında bulunulmuştur.

More Sentences
lead f. götürmek
Economic regulations are not at present leading us in the direction we want to go, but we do little about this.
Ekonomik düzenlemeler şu anda bizi gitmek istediğimiz yöne götürmüyor, ancak bu konuda çok az şey yapıyoruz.

More Sentences
lead f. sevk etmek
I hope that their presence will lead us all to reflect seriously on the matter.
Umarım onların varlığı hepimizi konu üzerinde ciddi bir şekilde düşünmeye sevk eder.

More Sentences
lead f. geçirmek
All this thought led me to action.
Bütün bu düşünceler beni harekete geçirdi.

More Sentences
lead f. sürdürmek
A violation of the way in which they feel they lead their life as a woman.
Bir kadın olarak hayatlarını sürdürdüklerini düşündükleri yöntemin çiğnenmesidir.

More Sentences
lead s. öncü
It is right that we should be leading in this field.
Bu alanda öncü olmamız doğru olacaktır.

More Sentences
lead s. baş
The rapporteur and the lead committee have complied with these budgetary wishes.
Raportör ve baş komite bu bütçe isteklerine uymuştur.

More Sentences
lead s. kurşun
Exposure to lead in the diet is well within safe limits.
Beslenmede kurşuna maruz kalma güvenli sınırlar içindedir.

More Sentences
Hukuk
lead f. sevk etmek
I hope that their presence will lead us all to reflect seriously on the matter.
Umarım onların varlığı hepimizi konu üzerinde ciddi bir şekilde düşünmeye sevk eder.

More Sentences
Teknik
lead i. kurşun
Exposure to lead in the diet is well within safe limits.
Beslenmede kurşuna maruz kalma güvenli sınırlar içindedir.

More Sentences
Otomotiv
lead i. kurşun
Exposure to lead in the diet is well within safe limits.
Beslenmede kurşuna maruz kalma güvenli sınırlar içindedir.

More Sentences
lead f. liderlik etmek
We are leading people and that calls for a slightly different approach.
Biz insanlara liderlik ediyoruz ve bu biraz farklı bir yaklaşım gerektiriyor.

More Sentences
Kimya
lead i. kurşun
Exposure to lead in the diet is well within safe limits.
Beslenmede kurşuna maruz kalma güvenli sınırlar içindedir.

More Sentences
Genel
lead i. rehberlik
lead i. (iskambilde) ilk oynama hakkı
lead i. saçma
lead i. kılavuzluk
lead i. önde olma
lead i. ara kablosu
lead i. başta olma
lead i. öncülük
lead i. örnek
lead i. önde bulunma
lead i. önde gelme
lead i. ileride bulunma
lead i. uç (versatil kalem için)
lead i. yol
lead i. kılavuz
lead i. kurşundan yapılmış
lead i. kablo
lead i. kalem kurşunu
lead i. tasma kayışı
lead i. bağlantı kablosu
lead i. sözleşme
lead i. önde gelme
lead i. birincilik
lead i. başta gelme
lead i. öncelik
lead i. birinci gelme
lead i. rehber
lead i. önder
lead i. yular
lead i. kılavuz
lead i. tasma
lead i. köpek kayışı
lead i. delil
lead i. işaret
lead i. emare
lead i. gösterge
lead i. kılavuzluk
lead i. kılavuzluk
lead i. kalem kurşunu
lead i. iz
lead f. başlamak
lead f. sonuçlanmak
lead f. çekmek
lead f. başlatmak
lead f. idare etmek
lead f. sürmek (yaşam)
lead f. başında olmak
lead f. etkilemek
lead f. başı olmak
lead f. başta gelmek
lead f. yedmek
lead f. bozmak
lead f. sevk ve idare etmek
lead f. üstün gelmek
lead f. başta gitmek
lead f. başta olmak
lead f. iletmek
lead f. almak
lead f. üstün olmak
lead f. önderlik yapmak
lead f. ileride olmak
lead f. üstünlük sağlamak
lead s. önemli
lead s. kurşundan yapılmış
lead s. kurşundan
lead s. kurşunlu
Irregular Verb
lead f. led - led
Ticaret/Ekonomi
lead i. müşteri adayı
lead i. potansiyel/hedef müşteri
Medya
lead i. dergi başyazısı
lead i. girizgah
lead i. giriş
lead i. girişlik
lead i. söz girişi
Reklam
lead i. müşteri yaratma
Teknik
lead i. kutup
lead i. sarmal eksen boyu
lead i.
lead f. kurşunla kaplamak
lead f. kurşunlamak
Elektrik
lead i. bağlama teli
İnşaat
lead i. pencere kurşunu
lead f. kurşunla tutturmak
Otomotiv
lead i. adım
lead i. iletken
lead i. kablo
Denizcilik
lead i. iskandil
lead i. iskandil kurşunu
lead i. zincir doğrultusu
lead f. iskandil etmek
Maden
lead i. eski bir nehir yatağındaki cevher katmanı
lead i. maden damarı
lead i. maden damarı
Silah/Atıcılık
lead i. önleme
lead f. hareket eden hedefe nişan almak
lead f. kurşunla tıkanmak
Beysbol
lead i. ilerleme
lead i. önde koşma
Boks
lead i. yumruk
İskambil
lead i. ilk oynanan kart
lead i. ilk oynama hakkı
lead i. ilk oynama hakkı
lead i. oyuna başlama
lead f. kartlarını açmak
lead f. oyunu açmak
lead f. oyuna başlamak
Müzik
lead i. koroda baş ses
Tiyatro
lead i. başrol oyuncusu
lead i. başoyuncu
lead s. başrol
Matbaa
lead i. satır arası cetveli

"lead" teriminin diğer terimlerle kazandığı İngilizce Türkçe Sözlükte anlamları : 150 sonuç

İngilizce Türkçe
Yaygın Kullanım
lead actor i. başaktör
lead actress i. başaktris
Genel
lead out groove i. çıkış yivi
dog lead i. tasma kayışı
lead singer i. müzik grubunun solisti
lead ram i. kösemen
lead in i. giriş
sounding lead i. iskandil kurşunu
sounding lead i. iskandil
lead pencil i. kurşunkalem
affixing lead i. tutturucu uç
red lead i. sülüğen
black lead i. grafit
white lead i. üstübeç
sheet lead i. kurşun levha
lead goat i. kösemen
lead foil i. kurşun kağıdı
negative lead i. eksi uç
lead tree i. kurşun ağacı
lead pencil i. kurşun kalem
power lead i. elektrik kablosu
juvenile lead i. jönprömiye
power lead i. elektrik fişi
lead shot i. kurşun saçma
lead designer i. baş tasarımcı
lead acid i. kurşun asidi
lead time i. teslim süresi
lead industry and trade i. kurşun endüstrisi ve ticareti
lead alloys i. kurşun alaşımları
lead poisoning i. kurşun zehirlenmesi
lead-in i. besleme
lead-off i. başlangıç
lead-in i. giriş
lead-free petrol i. kurşunsuz benzin
lead acetate i. kurşun asetat
lead tack i. yaka
lead white i. kurşun beyazı
lead tack i. kulak
pencil lead i. kurşunkalem ucu
sugar of lead i. kurşun asetat
black lead i. siyah kalem ucu
lead author i. başyazar
lead writer i. başyazar
lead guitar i. solo gitar
extension lead i. uzatma kablosu
lead article i. baş makale
lead article i. başyazı
female lead i. kadın başrol
krems lead i. tabletler halinde satılan katışıksız bir beyaz kurşun çeşidi
lead-off i. açılış
lead-off i. başlama
lead-off i. ilk oyuncu
lead-off i. açma
lead-off i. giriş
lead-off i. başlangıç faaliyeti
lead weight [uk] i. kurşundan yapılan ağırlık
lead-off i. başlangıç yapan oyuncu
lead actress i. başaktris
lead actor i. başaktör
coasting lead i. ağırlığı el iskandili ile derin su iskandili arasında olan bir tür iskandil
pencil lead i. grafit kalem ucu
lead consultant i. baş danışman
lead vocal i. ana vokal
follow the lead of someone f. birinin ardından gitmek
lead away f. başlatmak
lead up to f. kapısını yapmak
lead astray f. baştan çıkarmak
lead somebody a dog's life f. süründürmek
lead on f. ayartmak
lead up to f. demeye çalışmak
lead up to f. yol açmak
lead the way f. öne düşmek
lead someone a dance f. birini çok zahmete sokmak
lead the way f. önayak olmak
lead away from f. sapmak
lead someone a merry chase f. birini çok zahmete sokmak
lead a solitary life f. yalnız yaşamak
lead someone a dance f. birini çok uğraştırmak
be in the lead f. başta gelmek
lead astray f. azdırmak
lead someone by the nose f. birinin yuları elinde olmak
lead a happy life f. mutlu bir yaşam sürmek
lead to trouble f. dert açmak
lead on f. götürmek
lead away f. saptırmak
lead a dog's life f. sürünmek
lead the way f. yol göstermek
lead a life of pleasure f. keyif sürmek
lead a life of a privation f. mahrumiyet içinde yaşamak
lead to f. sebep olmak
lead a life of pleasure f. zevk ve sefa sürmek
lead a dog's life f. çok sıkıntı çekmek
lead to the altar f. evlenmek
lead someone a merry chase f. birini çok yormak
have a big lead f. çok önde olmak
lead astray f. aklını çelmek
lead a fast life f. hızlı yaşamak
lead off f. başlatmak
lead by the nose f. parmağında oynatmak
lead a life f. yaşam sürmek
lead someone a dance f. birini çok yormak
lead away from f. ayrılmak
lead into error f. yanıltmak
lead astray f. bozmak
lead a life of luxury f. lüks içinde yaşamak
lead up to f. zemin hazırlamak
lead somebody on f. yutturmak
lead astray f. ayartmak
lead to f. neden olmak
lead a comfortable life f. elini sıcak sudan soğuk suya sokmamak
lead a carefree life f. tasasız bir hayat yaşamak
lead the way f. kılavuzluk etmek
lead on f. inandırmak
lead a dog's life f. dünya zindan olmak
take the lead f. başa geçmek
lead up to f. yolunu yapmak
lead someone astray f. birini ayartmak
lead to f. götürmek
lead to f. yol açmak
lead to f. sürüklemek
take the lead f. yönetimi ele almak
lead off f. başlamak
lead someone a dog’s life f. hayatını zindan etmek
lead a poor life f. aç susuz kalmak
lead to the right path f. doğru yolu göstermek
cover with lead f. kurşunlamak
lead someone a merry chase f. birini çok uğraştırmak
lead the way f. rehberlik etmek
take the lead f. başı çekmek
lead someone astray f. birini kötü yola saptırmak
lead somebody a dog's life f. dünyayı zindan etmek
lead off f. yol göstermek
lead a bohemian life f. bohem yaşamı sürmek
lead up to f. sözü getirmeye çalışmak
take the lead in f. önayak olmak
take the lead f. önayak olmak
lead on f. kandırmak
lead to a stalemate f. açmaza getirmek
lead to a stalemate f. açmaza sürüklemek
lead to a stalemate f. açmaza girmek
lead to a stalemate f. açmaza düşmek
lead into a dead end f. çıkmaza sokmak
lead into a dead end f. açmaza getirmek
lead into a dead end f. açmaza sürüklemek
lead to a stalemate f. çıkmaza sokmak
lead somebody a dance f. üzmek
lead someone a dance f. üzmek
lead someone a dance f. eziyet etmek
lead someone a dance f. kişisel çıkarı için zorluk çıkarmak
lead somebody a dance f. eziyet etmek