| İngilizce | Türkçe | |||
|---|---|---|---|---|
| Yaygın Kullanım | ||||
| Yaygın Kullanım | well i. | kuyu | ||
|
Out of curiosity, the child threw a rock in the well. Çocuk meraktan kuyuya bir tane taş attı. More Sentences |
||||
| Yaygın Kullanım | well s. | iyi | ||
|
I'm feeling very well, thank you. Kendimi çok iyi hissediyorum, teşekkür ederim. More Sentences |
||||
| Yaygın Kullanım | well ünl. | peki | ||
|
Well, it was nice having you. Peki, seninle olmak güzeldi. More Sentences |
||||
| Genel | ||||
| Genel | well i. | iyi durum | ||
|
We must hope they turn out well. Onların iyi durumda olmalarını ummalıyız. More Sentences |
||||
| Genel | well i. | merdiven boşluğu | ||
|
I dropped my phone down the stairwell. Telefonumu merdiven boşluğuna düşürdüm. More Sentences |
||||
| Genel | well i. | kuyu | ||
|
Out of curiosity, the child threw a rock in the well. Çocuk meraktan kuyuya bir tane taş attı. More Sentences |
||||
| Genel | well f. | süzülmek | ||
|
Tears welled up in her eyes as her son received his diploma on stage. Oğlu sahnede diplomasını alırken gözlerinden yaşlar süzülüyordu. More Sentences |
||||
| Genel | well f. | kaplamaya başlamak | ||
|
Sympathy welled up inside him as he thought of the child in need. Muhtaç çocuğu düşündükçe içini şefkat hissi kaplamaya başladı. More Sentences |
||||
| Genel | well s. | yolunda | ||
|
If the Council agrees, and I hope that it does, then all will be well. Konsey kabul ederse, ki umarım eder, o zaman her şey yoluna girecektir. More Sentences |
||||
| Genel | well s. | pekala | ||
|
The United States could perfectly well adopt the same approach on this issue. Amerika Birleşik Devletleri de bu konuda pekala aynı yaklaşımı benimseyebilir. More Sentences |
||||
| Genel | well s. | iyice | ||
|
What academics have called the terrorist criminal nexus is well established. Akademisyenlerin terör suçu bağlantısı olarak adlandırdıkları şey iyice yerleşmiştir. More Sentences |
||||
| Genel | well s. | yerinde | ||
|
Parliament would be well advised to take on board most of these conclusions. Parlamento'nun bu sonuçların çoğunu dikkate alması yerinde olacaktır. More Sentences |
||||
| Genel | well s. | pek | ||
|
History has often shown that an effective foreign policy does not sit well with extended parliamentary powers. Tarih, etkin bir dış politikanın genişletilmiş parlamento yetkileriyle pek de uyumlu olmadığını sık sık göstermiştir. More Sentences |
||||
| Genel | well s. | güzelce | ||
|
Note well. Güzelce not al. More Sentences |
||||
| Genel | well s. | güzel | ||
|
That is all very well! Her şey çok güzel! More Sentences |
||||
| Genel | well s. | tamam | ||
|
Well, I'll be off then, since it's all over between us. Tamam, ben gidiyorum o zaman, madem aramızdaki her şey bitti. More Sentences |
||||
| Genel | well s. | iyi | ||
|
I'm feeling very well, thank you. Kendimi çok iyi hissediyorum, teşekkür ederim. More Sentences |
||||
| Genel | well zf. | çok | ||
|
She came in well after midnight. Gece yarısını çok geçtikten sonra geldi. More Sentences |
||||
| Genel | well zf. | oldukça | ||
|
They are well pleased with the results. Sonuçlardan oldukça memnunlar. More Sentences |
||||
| Genel | well zf. | epey | ||
|
It was well after midnight when Tom got home. Tom eve vardığında gece yarısını epeyce geçmişti. More Sentences |
||||
| Genel | well zf. | hayli | ||
|
Political dialogue between the Union and Turkey advanced well since the last Regular Report. Birlik ve Türkiye arasındaki siyasal diyalog, son düzenli rapordan bu yana bir hayli ilerledi. More Sentences |
||||
| Genel | well zf. | başarılı | ||
|
I did quite well in the exam today. Bugünkü sınavda oldukça başarılı oldum. More Sentences |
||||
| Genel | well zf. | iyi | ||
|
We know each other quite well; we were neighbors. Birbirimizi çok iyi tanıyoruz; biz komşuyduk. More Sentences |
||||
| Genel | well ünl. | valla | ||
|
"Are you coming to the party?" "Well, I want to, but I'm not sure I can." "Partiye geliyor musun?" "Valla, istiyorum ama gelebilir miyim emin değilim." More Sentences |
||||
| Genel | well ünl. | gerçi | ||
|
That painting is so ugly! Well, not as ugly as that one, obviously. Bu resim çok çirkin! Gerçi, bunun kadar çirkin değil tabii ki. More Sentences |
||||
| Genel | well ünl. | işte | ||
|
Remember my Aunt Helga? Well, last week she won the lottery! Helga Teyzemi hatırlıyor musun? İşte o geçen hafta piyangodan para kazandı! More Sentences |
||||
| Genel | well ünl. | eh | ||
|
Well, it seems that our time is up. Eh, Görünüşe göre zamanımız doldu. More Sentences |
||||
| Genel | well ünl. | yani | ||
|
Well, I could ask someone for directions. Yani, birine yol tarifi sorabilirim. More Sentences |
||||
| Genel | well ünl. | öyle ama | ||
|
Well, you could have told me the truth instead of lying to me! Öyle ama, bana yalan söylemek yerine doğruyu söyleyebilirdin yine de! More Sentences |
||||
| Genel | well expr. | yani | ||
|
If Europe can contribute something to the mundus, to the world, well, it is precisely its linguistic diversity. Eğer Avrupa'nın mundus'a, yani dünyaya bir katkısı olacaksa, bu kesinlikle dilsel çeşitliliğidir. More Sentences |
||||
| Konuşma | ||||
| Konuşma | well i. | şey | ||
|
I may well have done the wrong thing, but that is how things are. Yanlış bir şey yapmış olabilirim ama işler böyle yürüyor. More Sentences |
||||
| Konuşma | well expr. | valla | ||
|
"Are you coming to the party?" "Well, I want to, but I'm not sure I can." "Partiye geliyor musun?" "Valla, istiyorum ama gelebilir miyim emin değilim." More Sentences |
||||
| Konuşma | well expr. | valla | ||
|
"Are you coming to the party?" "Well, I want to, but I'm not sure I can." "Partiye geliyor musun?" "Valla, istiyorum ama gelebilir miyim emin değilim." More Sentences |
||||
| Teknik | ||||
| Teknik | well i. | kuyu | ||
|
Out of curiosity, the child threw a rock in the well. Çocuk meraktan kuyuya bir tane taş attı. More Sentences |
||||
| Teknik | well s. | iyi | ||
|
I'm feeling very well, thank you. Kendimi çok iyi hissediyorum, teşekkür ederim. More Sentences |
||||
| Genel | ||||
| Genel | well i. | memba | ||
| Genel | well i. | çeşme | ||
| Genel | well i. | kaynak | ||
| Genel | well i. | bagaj | ||
| Genel | well i. | petrol kuyusu | ||
| Genel | well i. | asansör yuvası | ||
| Genel | well i. | hokka | ||
| Genel | well i. | asansör kuyusu | ||
| Genel | well i. | sahanlık | ||
| Genel | well i. | pınar | ||
| Genel | well i. | asansör boşluğu | ||
| Genel | well i. | apartman boşluğu | ||
| Genel | well i. | su deposu | ||
| Genel | well i. | baca | ||
| Genel | well i. | hazne | ||
| Genel | well f. | kaynamak | ||
| Genel | well f. | fışkırmak | ||
| Genel | well s. | adamakıllı | ||
| Genel | well s. | iyi durumda | ||
| Genel | well s. | sıhhatli | ||
| Genel | well s. | ala | ||
| Genel | well s. | elverişli | ||
| Genel | well s. | hoş | ||
| Genel | well s. | uygun | ||
| Genel | well s. | sağlıklı | ||
| Genel | well s. | karlı | ||
| Genel | well s. | esen | ||
| Genel | well s. | sağlığı yerinde | ||
| Genel | well zf. | dikkatlice | ||
| Genel | well zf. | tamamen | ||
| Genel | well zf. | haklı olarak | ||
| Genel | well zf. | hani | ||
| Genel | well zf. | kolayca | ||
| Genel | well ünl. | oldu | ||
| Genel | well ünl. | ha | ||
| Genel | well ünl. | pek ala | ||
| Genel | well ünl. | şey! | ||
| Genel | well ünl. | pekala! | ||
| Genel | well ünl. | ha! | ||
| Genel | well ünl. | o halde | ||
| Genel | well ünl. | o zaman | ||
| Genel | well ünl. | öyleyse | ||
| Konuşma | ||||
| Konuşma | well expr. | diyordum ki… | ||
| Teknik | ||||
| Teknik | well i. | boşluk | ||
| Teknik | well i. | dengeleme odası | ||
| Teknik | well i. | kuyucuk | ||
| Teknik | well i. | yuva | ||
| Otomotiv | ||||
| Otomotiv | well i. | kanal | ||
| Havacılık | ||||
| Havacılık | well i. | çukur | ||
| Medikal | ||||
| Medikal | well i. | çukurcuk | ||
| Coğrafya | ||||
| Coğrafya | well i. | kuyu (yeraltı suyu) | ||
| Coğrafya | well i. | kuyu (petrol ve gaz) | ||
| Askeri | ||||
| Askeri | well i. | cihazlar iyi çalışıyor kodu | ||
| Silah/Atıcılık | ||||
| Silah/Atıcılık | well i. | çıkarıcı düğme | ||
| Silah/Atıcılık | well i. | kaldıraç | ||