fall - Turco Inglés Diccionario

fall

Play ENTRENus
Play ENTRENuk
Play ENTRENau

fall — Definition

Significado:
düşmek, düşüş, sonbahar
Pronunciación (IPA):
(AmE /fɔːl/ – BrE /fɔːl/)
Categoría gramatical:
Düzensiz Fiil: fall (falls – fell – fallen - falling); İsim: fall (falls)
Sinónimo:
drop, tumble, autumn (AmE)
Antónimos:
rise, ascend, spring up

Significados de "fall" en diccionario turco inglés : 150 resultado(s)

Inglés Turco
Common Usage
fall n. güz
Fall begins in October.
Güz, Ekim'de başlar.

More Sentences
fall n. sonbahar
They will be married in the fall.
Sonbaharda evlenecekler.

More Sentences
fall v. inmek
Terrorists do not fall from the sky.
Teröristler gökten zembille inmez.

More Sentences
fall v. düşmek
He tripped on a stone and fell.
Ayağı bir taşa takıldı ve düştü.

More Sentences
fall n. düşüş
General
fall n. düşüş (fiyat/talep/ısı vb'nde)
His painting depicts the fall of Babylon.
Tablosu Babil'in düşüşünü tasvir ediyor.

More Sentences
fall n. çöküş
Prior to the fall of Communism, that had to be the case, but is this still true today?
Komünizmin çöküşünden önce bu böyle olmak zorundaydı, ancak bugün bu hala geçerli mi?

More Sentences
fall n. şelale
I saw a wonderful fall there.
Orada harika bir şelale gördüm.

More Sentences
fall n. yağış
Heavy rains preceded the fall of snow.
Şiddetli yağmurlar kar yağışından önce geldi.

More Sentences
fall n. yıkılma
That was the first step in a process which culminated in the fall of the Berlin Wall.
Bu, Berlin Duvarı'nın yıkılmasıyla sonuçlanan bir sürecin ilk adımıydı.

More Sentences
fall n. düşme
At the same time, the birth rate is falling dramatically.
Aynı zamanda doğum oranı da dramatik bir şekilde düşmektedir.

More Sentences
fall n. azalma
By 2010, life expectancy in Africa will fall by 20 years.
2010 yılına kadar Afrika'da beklenen yaşam süresi 20 yıl azalacaktır.

More Sentences
fall v. dökülmek
Then I got ill and my hair fell down.
Sonra hastalandım ve saçlarım döküldü.

More Sentences
fall v. devrilmek
The government fell shortly after the revolution.
İhtilalden kısa bir süre sonra hükümet devrildi.

More Sentences
fall v. ölmek
Thousands of men fell during the Civil War.
İç Savaş sırasında binlerce insan öldü.

More Sentences
fall v. gelmek
There was also the loss of the , the anniversary of which falls tomorrow, 19 November 2002.
Yıldönümü yarın 19 Kasım 2002'ye denk gelenin kaybı da söz konusuydu.

More Sentences
fall v. dalmak
As he was so tired, he fell fast asleep.
O, çok yorgun olduğu için derin bir uykuya daldı.

More Sentences
fall v. başlamak
Tom fell off the wagon.
Tom içkiye yeniden başladı.

More Sentences
fall v. kapanmak
It happened just when the curtain was falling.
Tam perde kapanırken oldu.

More Sentences
fall v. rastlamak
On what day of the week does your birthday fall this year?
Bu yıl doğum günün haftanın hangi gününe rastlıyor?

More Sentences
fall v. yağmak
The cries, too, fall like rain in summer.
Çığlıklar da yaz yağmuru gibi yağar.

More Sentences
fall v. ayrılmak
The history of this armed struggle, too, falls into three stages.
Bu silahlı mücadelenin tarihi de üç aşamaya ayrılır.

More Sentences
fall v. vurmak
His career unexpectedly fell apart.
Kariyeri beklenmedik bir şekilde dibe vurdu.

More Sentences
fall v. çökmek
Otherwise, the bottom will fall out of budget policy altogether.
Aksi takdirde bütçe politikası tamamen çökecektir.

More Sentences
fall v. kesilmek
Equally, the bill for enlargement must not fall to the richest.
Aynı şekilde, genişlemenin faturası da en zenginlere kesilmemelidir.

More Sentences
fall v. yıkılmak
The South Africa of apartheid fell because racist oppression was being practised in the country.
Apartheid Güney Afrikası, ülkede ırkçı baskı uygulandığı için yıkıldı.

More Sentences
fall v. düşmek
He tripped on a stone and fell.
Ayağı bir taşa takıldı ve düştü.

More Sentences
fall v. düşüş göstermek
Last year, poverty in this country fell at the fastest rate in nearly 50 years.
Geçen yıl, bu ülkede yoksulluk yaklaşık 50 yılın en hızlı düşüşünü gösterdi.

More Sentences
fall v. düşüş yaşamak
The Turkish lira has fallen more than 40 percent since the start of the year.
Türk Lirası senenin başından itibaren %40'tan fazla düşüş yaşadı.

More Sentences
fall v. azalmak
The quality of benefits will suffer if the population falls.
Nüfus azalırsa yardımların kalitesi düşecektir.

More Sentences
Technical
fall v. düşmek
He tripped on a stone and fell.
Ayağı bir taşa takıldı ve düştü.

More Sentences
General
fall n. inme
fall n. kat
fall n. dökülme
fall n. çökme
fall n. yaprak dökümü
fall n. fırfır
fall n. inkıraz
fall n. yavrulama
fall n. döküm
fall n. meyil
fall n. yamaç
fall n. çağlayan
fall n. iniş
fall n. düşürme
fall n. eğim
fall n. sukut
fall n. hazan
fall n. yıkma
fall n. tuş
fall n. sarkma
fall n. akma
fall n. kadının şapkasına asılı olup sırtına doğru sarkan tül
fall n. elbise yakasına takılan süslü dantel şerit veya harç
fall n. uzun ve salınmış postiş
fall n. ahlaki sapma
fall n. yukarı kaldırma işlemindeki güçle çekilen kablo, halat veya zincir ucu
fall n. uçan çulluk ailesi
fall n. bir şeyin düşüş mesafesi
fall n. uzun takma saç
fall n. çıtçıt
fall n. kıyafette bol şekilde sarkan şey
fall n. teslim olma
fall v. tam yerine denk gelmek
fall v. girişmek
fall v. bitmek
fall v. bölünmek
fall v. gerilemek
fall v. bozuşmak
fall v. vurmak (piyango)
fall v. asılmak (surat)
fall v. alınmak
fall v. zaptolunmak (kale)
fall v. tünmek
fall v. tutulmak
fall v. atlatmak
fall v. fenalaşmak
fall v. kar düşmek
fall v. eğimli olmak
fall v. yatağa düşmek
fall v. ucuzlamak
fall v. eksilmek
fall v. karanlık basmak
fall v. basmak
fall v. karanlık bastırmak
fall v. yüzü asılmak
fall v. çıkmak
fall v. alçalmak
fall v. atışmak
fall v. suratı asılmak
fall v. ortalık kararmak
fall v. saldırmak
fall v. sukut etmek
fall v. dağılmak
fall v. mahvolmak
fall v. sıyrılmak
fall v. düşüş kaydetmek
fall v. aşağıya düşmek
fall v. denk düşmek
fall v. (miras) hakkına düşmek
fall v. ödenmesi gerekmek
fall v. (ödemelerin) vadesi gelmek
fall v. ters düşmek
fall adj. güz dönemine ait
fall adj. güz dönemi ile ilişkili
fall adj. güz döneminde gerçekleşen
fall adj. güz dönemine uygun
fall adj. güz döneminde yetişen
Irregular Verb
fall v. fell - fallen
Colloquial
fall n. tutuklanma
fall n. tutukluluk
fall n. tutuklanıp ceza alma
fall n. yakayı ele verme
fall n. polisin eline düşme
fall v. suç işleyip yakalanmak
fall v. yakayı ele vermek
fall v. tutuklanmak
fall v. bir suç yüzünden ceza almak
fall v. tutuklanmak
Technical
fall n. hidrolik yük
fall n. hidrostatik yük
Mechanic
fall n. halat takımını yukarı kaldırmak için kuvvet uygulanan uç
Textile
fall n. özellikle şövalyelerin 17. yüzyılda giydiği ince kumaş ve dantelden yapılmış çok geniş yaka
fall n. katlanmış yakanın pli kısmından dış kenarına doğru olan kısmı
fall n. özellikle denizci pantolonlarında görülen önden sarkan geniş parça
fall n. paltonun etek kısmının serbest olan alt kenarı
Marine
fall n. tirenti
fall n. güvertenin seviyesinde görülen batma veya yükselme
fall n. kargoyu veya filikaları yukarı çekmek ve nakletmek için kullanılan gereç
fall v. çarpışmak
fall v. çatışmak
Astrology
fall n. bir gezegenin etkisinin en olumsuz olduğu zodyak alanı
Zoology
fall n. bir defada doğan yavrular
Botanic
fall n. yaprak dökümü
Breeding
fall v. (kuzu) doğmak
Linguistics
fall n. düşen perde
Religious
fall n. (teolojide) adem ve havva'nın cennet bahçesi'ndeki yasaklı meyveyi yemesi sonucu insanlığın başlangıçta var olan masumiyetini ve mutluluğunu kaybetmesi
fall v. (teolojide) yasaklı meyveyle ezeli masumiyeti ve mutluluğu kaybetmek
fall v. (hristiyanlık'ta) şeytana uymak
fall v. (hristiyanlık'ta) günaha girmek
Meteorology
fall n. düşüş
Geology
fall n. göçme
Hunting
fall n. tuzak
fall n. ağırlıklı tuzak
Sport
fall n. güreşte rakibin omuzlarının mat ile temasının kesilmeyeceği şekilde sırt üstü kalmasını sağlamak
fall n. tuş
fall n. tuş ile sonuçlanan çeşitli güreş hareketleri
fall v. (krikette vurucunun kalesine) yuvarlanan topla gol yemek
Archaic
fall v. (tımar) derebeyine intikal etmek
fall v. (mevki) boşalmak

Significados de "fall" con otros términos en diccionario inglés turco: 150 resultado(s)

Inglés Turco
Common Usage
fall down v. çökmek
General
team fall back n. tim geri çekilin
causing to fall n. düşürme
rain fall n. yağmur
fall guy n. dolandırılan kimse
fall budding n. güz aşısı
fall range n. güzlek
rise and fall n. iniş çıkış
fall irrigation n. güz sulaması
the fall n. hz adem ve havva'nın işlediği günah ve sonuçları
rate of fall n. düşüş hızı
fall guy n. başkasının cezasını çeken kimse
fall guy n. abalı
fall wind n. düşüş rüzgarı
fall of man n. hz adem ve havva'nın işlediği günah ve sonuçları
slope of fall n. düşüş meyili
slope of fall n. düşüş eğikliği
fall guy n. dolandırılan
fall guy n. şamar oğlanı
fall guy n. enayi
fall guy n. keriz
fall-out n. nükleer atık
fall-out n. yan ürün
fall-out n. döküntü
fall-out n. radyoaktif çökelek
dew-fall n. akşam
fall-out n. radyoaktif tortu
fall-out n. atık
fall of an empire n. bir imparatorluğun çöküşü
fall guy n. kurban
rock fall n. kaya düşmesi
fall of darkness n. karanlığın bastırması
fall-board n. piyano klavyesini koruyan menteşeli kapak
risk of fall n. düşme riski/tehlikesi
large fall n. büyük düşüş
big fall n. büyük düşüş
heavy fall of snow n. yoğun kar yağışı
fall tournament n. sonbahar turnuvası
last fall n. son düşüş
marked fall n. belirgin düşüş
fall foliage n. yaprak dökümü
to-fall [scottish] n. akşam vakti
to-fall [scottish] n. akşam üzeri
fall equinox n. eylül ekinoksu
fall equinox n. 22 eylül
fall equinox n. gündüz ve gece süresinin eşit olduğu tarih
fall equinox n. sonbahar ekinoksu
fall guy n. suç üzerine yıkılan kimse
fall guy n. günah keçisi
fall [scotland] n. başa gelen şey
flag fall [australia] n. asgari taksi ücreti
fall out with somebody v. arası açılmak
let fall v. düşürmek
fall into a habit v. adet edinmek
fall for somebody v. kesilmek
fall afoul v. zıt düşmek
fall into the hands of an expert v. adamına düşmek
fall on v. saldırmak
fall on one's knees v. dize gelmek
fall short of v. aşağı kalmak
fall off v. bozulmak
fall off v. dökülmek
fall due v. günü gelmek
fall in step with v. ayak uydurmak
fall back on v. başvurmak
fall out with somebody v. biriyle bozuşmak
fall for v. bayılmak
fall behind v. gerisinde kalmak
fall in love with v. abayı yakmak
fall down v. yıkılmak
fall back upon a thing v. sığınmak
fall away v. inmek
fall behind with v. gecikmek
fall within v. yer almak
fall into ruin v. dökülmek
fall on one's feet v. sıyrılmak
fall flat v. başarısız olmak
fall short of v. yetmemek
fall at somebody's feet v. dizlerine kapanmak
fall behind with v. sürüncemede kalmak
fall on v. rastlamak
fall short v. yeterli olmamak
fall for somebody v. aşık olmak (birisine)
fall upon v. saldırmak
fall to loggerheads v. araları bozulmak
fall foul of v. ile çatışmak
fall on one's feet v. atlatmak
fall down v. eğilmek
fall sick v. rahatsızlanmak
fall into v. yer almak
fall ill v. rahatsızlanmak
fall into disuse v. bırakılmak
fall to v. payına düşmek
fall prey to v. tutsağı olmak
fall into sin v. sapmak
fall into oblivion v. unutulup gitmek
fall a victim v. kurban gitmek
fall in with v. kabul etmek
fall loosely v. halsiz düşmek
fall out with v. bozuşmak
fall out v. kavga etmek
fall in v. dizilmek
fall ill v. hastalığa yakalanmak
fall for it v. çapraza gelmek
fall on v. düşmek
fall asleep v. uyumak
fall in love with v. meyil vermek
fall foul v. ters düşmek
fall into ruin v. haraplaşmak
fall into discredit v. pabucu dama atılmak
fall back on v. müracaat etmek
fall into disrepute v. adı kötüye çıkmak
fall victim to v. kurban gitmek
fall off v. terketmek
fall afoul v. ters düşmek
fall afoul v. çatışmak
fall flat v. umulan rağbeti hiç görmemek
fall into the hands of v. eline düşmek
fall by the wayside v. başarısız olmak
fall through v. gerçekleşmemek
fall with v. rastlamak
fall in love with v. aşık olmak
fall on v. hücum etmek
fall into desuetude v. yürürlükten kalkmak
fall into v. edinmek
fall of one's chair v. küçükdilini yutmak
fall asleep v. dalmak
fall over v. yıkılmak
fall on v. tarihin belirli bir güne rastlaması
fall to pieces v. yıkılmak
fall for v. çok beğenmek
fall flat v. başarı sağlayamamak
fall from v. devrilmek
fall into v. dökülmek
fall to pieces v. paramparça olmak
fall in value v. devalüe olmak
fall with v. uyum sağlamak
fall out with v. külahları değişmek
get someone's to fall for it v. dalgaya gelmek
fall due v. vadesi dolmak
fall off v. damlamak
fall down v. reddetmek
fall in with v. rastlamak
fall astern v. gerisinde kalmak
fall ill v. hasta olmak
fall in love with v. vurulmak
fall with v. karşılaşmak
fall to v. isabet etmek
fall into disuse v. kullanılmaz olmak
fall under v. kapsamı içerisinde olmak