strain - Türkçe İngilizce Sözlük

strain

Play ENTRENus
Play ENTRENuk
Play ENTRENau

strain — Definition

Anlamı ve Tanımı:
zorlanma, gerilim, tür, soy
Okunuş (IPA):
(AmE /streɪn/ – BrE /streɪn/)
Terim Türü:
İsim: strain (strains); Fiil: strain (strains – strained – straining)
Fiziksel veya zihinsel baskıyı; biyolojide ise varyant kavramını açıklayan kelimedir. Eski Fransızca estraindre üzerinden Latince stringere (“sıkmak”) köküne dayanır.
Eş Anlamlılar:
stress, tension
Zıt Anlamlılar:
ease, relaxation

"strain" teriminin Türkçe İngilizce Sözlükte anlamları : 150 sonuç

İngilizce Türkçe
Yaygın Kullanım
strain i. zorlama
Hundreds of billions in paying off goodwill are putting a serious strain on business and are hampering recovery.
Yüz milyarlarca dolarlık iyi niyet ödemeleri iş dünyasını ciddi şekilde zorlamakta ve toparlanmayı engellemektedir.

More Sentences
strain i. gerginlik
This strain is unbearable; I quit!
Bu gerginlik dayanılmaz; bırakıyorum!

More Sentences
strain f. gerilmek
The atmosphere became strained when he came.
O geldiğinde ortam gerildi.

More Sentences
strain i. gerilme
strain f. gerilerek zorlanmak (kaslar)
strain f. kasılmak
strain f. gerginleştirmek
strain f. çok gayret etmek
Genel
strain i. tür (bitki için)
There are a variety of TB strains, and some have become resistant to medication.
Çeşitli TB türleri vardır ve bazıları ilaca dirençli hale gelmiştir.

More Sentences
strain i. yük
Using a phone puts too much strain on my wrists.
Telefon kullanmak bileklerime çok fazla yük bindiriyor.

More Sentences
strain i. anlatım
You can sense a strain of despair in his earlier work.
Daha önceki çalışmalarında umutsuzluk içeren bir anlatım hissedebilirsiniz.

More Sentences
strain i. özellik
A strain of extraordinary kindness runs in the family.
Ailede kuşaktan kuşağa aktarılan olağanüstü bir nezaket özelliği var.

More Sentences
strain i. incinme
I'm not allowed to play football for a while due to an ankle strain.
Ayak bileğimdeki incinme nedeniyle bir süre futbol oynamama izin yok.

More Sentences
strain i. baskı
There will be reverses that will place this commitment under severe strain.
Bu taahhüdü ciddi bir baskı altına sokacak geri dönüşler olacaktır.

More Sentences
strain i. zor
Trust issues can put a strain on work relationships.
Güven sorunları iş ilişkilerini zora sokabilir.

More Sentences
strain i. varyant
The UK has announced a new strain of Corona Virus.
Birleşik Krallık yeni bir Corona Virüsü varyantını duyurdu.

More Sentences
strain f. incitmek
I strained a muscle in my back, trying to replace a lightbulb.
Ampul değiştirmeye çalışırken sırtımdaki bir kası incittim.

More Sentences
strain f. yormak
He strained his eyes by reading too much.
Çok fazla okuyarak gözlerini yordu.

More Sentences
strain f. germek
I want to strain your nerves.
Sinirlerini germek istiyorum.

More Sentences
strain f. süzmek
You need to strain the canned chickpeas.
Konservelenmiş nohutları süzmeniz gerekir.

More Sentences
strain f. zorlamak
My dog Buddy was straining against the fence.
Köpeğim Buddy çitleri zorluyordu.

More Sentences
strain f. çalışmak
I pressed my ear against the door, straining to hear them.
Kulağımı kapıya dayadım ve onları duymaya çalıştım.

More Sentences
strain f. zora sokmak
This rumor will strain our relations with clients.
Bu söylenti müşterilerimizle olan ilişkilerimizi zora sokacaktır.

More Sentences
Teknik
strain i. gerginlik
This strain is unbearable; I quit!
Bu gerginlik dayanılmaz; bırakıyorum!

More Sentences
strain i. gerinim
It deals with such notions as stress, strain and elasticity.
Stres, gerinim ve esneklik gibi kavramlarla ilgilenir.

More Sentences
strain i. gerinim
It deals with such notions as stress, strain and elasticity.
Stres, gerinim ve esneklik gibi kavramlarla ilgilenir.

More Sentences
strain i. gerilim
The incident led to deep strains in diplomatic relations with the United States.
Olay, ABD ile diplomatik ilişkilerde derin gerilime neden oldu.

More Sentences
strain i. zorlanma
Some injuries can be caused by repetitive strain or overstretching.
Bazı yaralanmalar tekrarlayan zorlanma veya aşırı gerilmeden kaynaklanabilir.

More Sentences
strain f. germek
I want to strain your nerves.
Sinirlerini germek istiyorum.

More Sentences
strain f. süzmek
You need to strain the canned chickpeas.
Konservelenmiş nohutları süzmeniz gerekir.

More Sentences
strain f. zorlamak
My dog Buddy was straining against the fence.
Köpeğim Buddy çitleri zorluyordu.

More Sentences
Otomotiv
strain i. gerinim
It deals with such notions as stress, strain and elasticity.
Stres, gerinim ve esneklik gibi kavramlarla ilgilenir.

More Sentences
Gıda
strain i. gerinim
It deals with such notions as stress, strain and elasticity.
Stres, gerinim ve esneklik gibi kavramlarla ilgilenir.

More Sentences
Kimya
strain i. zorlama
Hundreds of billions in paying off goodwill are putting a serious strain on business and are hampering recovery.
Yüz milyarlarca dolarlık iyi niyet ödemeleri iş dünyasını ciddi şekilde zorlamakta ve toparlanmayı engellemektedir.

More Sentences
Genel
strain i. germe
strain i. silsile
strain i. anlam
strain i. şarkı
strain i. aile
strain i. belirti
strain i. irsi özellik
strain i. makam
strain i. melodi
strain i. ifade
strain i. karakter
strain i. tarz
strain i. basınç
strain i. yapı
strain i. usul
strain i. hava
strain i. eser
strain i. iz
strain i. nesil
strain i. ırk
strain i. burkulma
strain i. cins (hayvan için)
strain i. mizaç
strain i. zorluk
strain i. soy
strain i. biçimsizleşme
strain i. kan
strain i. kuvvet
strain i. deformasyon
strain i. şekil değiştirme
strain i. kıta
strain i. yoğun talep
strain i. (şiirden) kesit
strain i. büyük rağbet
strain i. (sözlü veya müzikli bir anlatımda) alıntı
strain i. efor
strain i. gayret
strain i. zahmet
strain i. çaba
strain i. çaba
strain i. emek
strain i. olağanüstü çaba
strain i. zorlayarak ulaşılabilen şey
strain i. zorla elde edilen şey
strain i. olağandışı yükseklik
strain i. normalin dışında yoğunluk
strain i. zirve
strain i. doruk
strain i. uç nokta
strain f. gayret etmek
strain f. saptırmak
strain f. çarpıtmak
strain f. burkmak
strain f. süzgeçten geçirmek
strain f. filtre etmek
strain f. burkulmak
strain f. didinmek
strain f. kucaklamak
strain f. kendini zorlamak
strain f. çabalamak
strain f. kasmak
strain f. zorlayarak incitmek (kası)
strain f. eğilmek
strain f. ıkınmak
strain f. zarar vermek
strain f. arasından seçmek
strain f. ayırıp kenara koymak
strain f. filtrelemek
strain f. elekten geçirmek
strain f. sıkıca sarmak
strain f. karıştırıcıdan geçirmek
strain f. sıkıca sarmalamak
strain f. blender ile çekmek
strain f. sıkıca tutturmak
strain f. kenetlemek
strain f. (güç uygulayarak) şeklini değiştirmek
strain f. (kuvvet uygulayarak) boyutunu değiştirmek
strain f. sıkıca tutmak
strain f. sıkıca tutmak
strain f. eline almak
strain f. sıkıca kavramak
strain f. zorlayarak çıkarmak
strain f. gererek çıkarmak
strain f. haksız yere suçlamak
strain f. haksız vergilendirme yapmak
strain f. filtrelenmek
strain f. elenmek
strain f. elekten geçirilmek
strain f. arıtılmak
strain f. işlenmek
strain f. sızmak
strain f. damlamak
Teknik
strain i. biçim değiştirme
strain i. şekil değiştirme
İnşaat
strain i. birim şekil değiştirme
strain i. gerinme
Denizcilik
strain i. deformasyon
strain i. şekil değiştirme
Psikoloji
strain i. gerilme
strain i. strese bağlı sinirlilik durumu
Gıda
strain i. suş
Biyoloji
strain i. suş
strain f. öğürmek
strain f. istifra etmek
strain f. kusmaya çalışmak
Biyokimya
strain i. tür
Deniz Biyolojisi
strain i. aynı özellikteki balıklar
strain i. soy
strain i. türdeş
Müzik
strain i. nağme
strain i. ses
Eski Kullanım
strain i. çocuk
strain i. yavru
strain i. hatalı yorum
strain i. hatalı çeviri
strain i. (sözcüğü veya paragrafı) yanlış yorumlama

"strain" teriminin diğer terimlerle kazandığı İngilizce Türkçe Sözlükte anlamları : 150 sonuç

İngilizce Türkçe
Genel
strain gauge i. gerinim ölçer
eye strain i. göz yorgunluğu
shear strain i. kayma gerinimi
elongation strain i. uzama gerilimi
strain eyes i. gergin gözler
grunt and strain f. ıkınıp sıkınmak
strain after f. gayret etmek
strain every nerve (to do something) f. şartlarını zorlamak
strain every nerve f. yırtınmak
strain off f. süzerek ayırmak
strain at a gnat and swallow a camel f. ufak bir kabahati mesele yapıp büyük bir yanlışa aldırmamak
strain at f. gayret etmek
strain one's eyes f. gözlerine zarar vermek
strain every nerve f. paralanmak
strain something out of f. bir sıvıyı süzgeçten geçirip ondan bir şey çıkarmak
strain one's mind f. zihnini kurcalamak
strain at a gnat and swallow a camel f. önemsiz bir şeyi mesele yapıp önemli bir şeye hiç aldırmamak
strain a gnat f. titizlenmek
strain every nerve f. elinden geleni yapmak
strain at f. çabalamak
strain somebody to one's breast f. kucaklamak
strain every nerve f. büyük bir çaba göstermek
strain out f. süzerek ayırmak
strain the pasta f. makarnayı süzmek
strain the pasta f. makarna süzmek
strain eyes f. gözü yormak
put a strain f. zorluk getirmek
put a strain f. zorlamak
put a strain f. sıkıntı vermek
strain the eyes f. göz yormak
strain courtesy f. nazik olmak adına abartılı derecede ısrar etmek
strain courtesy f. nezaketin bokunu çıkarmak
strain [obsolete] f. rahatsız etmek
strain [obsolete] f. baskı altına almak
strain [obsolete] f. baskı uygulamak
strain [obsolete] f. başına bela olmak
strain [obsolete] f. sıkıntı vermek
strain [obsolete] f. üzmek
strain [obsolete] f. eziyet vermek
strain [obsolete] f. eziyet vermek
strain [obsolete] f. (avı) pençeleri ile kapmak
strain [obsolete] f. (avı) pençeleriyle yakalamak
strain [obsolete] f. (silahı) ustalıkla kullanmak
strain [obsolete] f. baskı yapmak
strain [obsolete] f. (bir silaha) hakim olmak
strain [obsolete] f. (silahını) sallamak
strain [obsolete] f. ısrar etmek
strain [obsolete] f. yükseltmek
strain [obsolete] f. sıkıp çıkarmak
strain [obsolete] f. sıkıştırmak
strain [obsolete] f. yoğunlaştırmak
strain [obsolete] f. kuvvetlendirmek
strain [obsolete] f. tehditle koparmak
strain [obsolete] f. zorlamak
strain [obsolete] f. koparmak
strain [obsolete] f. gasp etmek
strain [obsolete] f. artırmak
Öbek Fiiller
strain something through something f. bir şeyi bir şeyle süzmek
strain through (something) f. güçlükle (bir şeyin) arasından/içinden geçmek
strain something through something f. bir şeyi bir şeyden geçirip süzmek
strain through (something) f. (bir şeyi) aradan görmeye çalışmak
strain through (something) f. bir metinde/yazıda didik didik aramak
strain through (something) f. (bir şeyi) süzgeçten geçirmek
strain through (something) f. bir yazıyı/metni titizlikle incelemek
strain through (something) f. kısık gözlerle (bir şeyi) görmeye çalışmak
strain through (something) f. zar zor (bir şeyden) geçmek
strain through (something) f. (bir şeyi) bir aralıktan görmeye çalışmak
strain through (something) f. kısık gözlerle bakmak
strain through (something) f. bir yazıda/metinde dikkatlice araştırmak
strain through (something) f. zar zor (bir şeyi) seçmeye çalışmak
strain through (something) f. (bir şeyi) süzmek
strain away f. çok uğraşmak/çabalamak
strain at (something) f. (bir şeyi) zorlamak
strain away f. çok gayret etmek
strain (something) off of (something else) f. (bir şeyi bir şeyden) süzerek ayırmak/çıkarmak
strain (something) off of (something else) f. (bir şeyi bir şeyden) seçip çıkarmak
strain off of f. '-i süzmek
strain away f. geri çekilmek
strain off of f. -den süzerek ayırmak/çıkarmak
strain off of f. -den filtrelemek
strain away f. kendini paralamak
strain after (something) f. (bir şey) üretmeye/başarmaya uğraşmak
strain (something) off of (something else) f. (bir şeyin bir şeyini) süzmek
strain away f. uzaklaşmak
strain (something) off of (something else) f. (bir şeyi bir şeyden) filtrelemek
strain away f. kurtulmaya çalışmak
strain after (something) f. (bir şeye) gayret etmek
strain away f. çok çalışmak
strain off of f. '-den seçip çıkarmak
strain (something) off of (something else) f. (bir şeyi bir şeyden) filtre ederek ayırmak
strain away f. kendini çekmek
strain off of f. -den filtre ederek ayırmak
Konuşma Dili
strain at the leash f. yerinde duramamak
strain at the leash f. kabına sığmamak
strain at the leash f. sabırsızlanmak
strain at the leash f. sabırsızlık göstermek
don't strain yourself expr. (aman) zahmet etme
don't strain yourself expr. (aman) rahatını bozma
Deyim
strain every nerve f. tüm şartları zorlamak
strain every sinew f. tüm şartları zorlamak
strain at a gnat f. pireyi deve yapmak
strain every nerve f. her yolu denemek
strain every nerve f. çalmadık kapı bırakmamak
strain every nerve f. her çareye başvurmak
strain for an effect f. çok çaba sarfetmek
strain for an effect f. çok uğraşmak
strain at gnats and swallow camels f. ağaca bakmaktan ormanı görememek
strain at gnats and swallow camels f. ayrıntılara takılıp bütünü görememek
strain at gnats and swallow camels f. büyük sorunları göz ardı edip ufak tefeklerle uğraşmak
strain away (at something) f. üzerinde çok uğraşmak/çabalamak
strain away (at something) f. bir şeye kendini kaptırmak
crack under the strain f. iş yükünden/stresinden bunalıma girmek
be under a lot of strain f. oldukça (çok) gergin/stresli olmak
place a strain on someone f. birini baskı altında tutmak
place a strain on someone f. birine yük olmak
put a strain on somenone's nerve f. sinirlerini germek
put a strain on one's pocket f. birinin kesesine (ekonomik yönden) yük olmak
strain every nerve f. elinden geleni yapmak
strain one's voice f. sesini zorlamak
put strain on f. üzerine baskı uygulamak
strain one's eyes f. (bir şeyi görmek için) gözlerini zorlamak
strain one's ears f. (duymak için) kulaklarını zorlamak
strain a point f. yetkisini genişletmek
strain a point f. özel çaba sarf etmek
strain at stool f. kabız olmak
strain at (one's) stool f. kabız olmak
strain at stool f. dışkısını yapmada zorlanmak
strain at (one's) stool f. dışkısını yapmada zorlanmak
strain at (one's) stool f. kabızlık çekmek
strain at stool f. kabızlık çekmek
place a strain on (someone or something) f. (birini/bir şeyi) baskı altında tutmak
place a strain on (someone or something) f. (birine/bir şeye) yük olmak
put a strain on (someone or something) f. (birinin/bir şeyin) kesesine yük olmak
put a strain on (someone or something) f. (birinin/bir şeyin) sırtına yük olmak
put a strain on f. -in kesesine yük olmak
put a strain on f. -in sırtına yük olmak
strain for effect f. zorlama bir etki yaratmaya çalışmak
strain for effect f. artistik/dramatik bir etki yaratmaya çalışmak/çabalamak
strain every nerve and muscle f. yırtınmak
strain every nerve and muscle f. elinden geleni yapmak
strain every nerve and muscle f. paralanmak
strain every nerve and muscle f. varını yoğunu ortaya koymak
strain every nerve and muscle f. tüm gücüyle uğraşmak/çabalamak
strain for effect f. yapmacık bir artistik/dramatik etki yaratmak
strain every nerve and muscle f. çok çabalamak/uğraşmak
Konuşma
it's better not to strain yourself expr. kendini zorlamazsan iyi olur
Ticaret/Ekonomi
mental strain i. zihinsel gerginlik
strain one's credit f. kredisini zorlamak
Teknik
strain at failure i. kırılma deformasyonu
rate of strain i. şekil değiştirme hızı