level - Türkisch Englisch Wörterbuch
Verlauf

level

Play ENTRENus
Play ENTRENuk
Play ENTRENau


Bedeutungen von dem Begriff "level" im Türkisch Englisch Wörterbuch : 98 Ergebniss(e)

Englisch Türkisch
Common Usage
level n. seviye
level n. düzey
level n. kademe
General
level v. nişan almak
level v. tesviye etmek
level v. hedef almak
level v. eşitlemek
level v. düzleştirmek
level v. dengelemek
level v. amaç olarak seçmek
level v. hedef olarak seçmek
level v. mükemmel bir şekilde yatay yapmak (tesviye aletiyle)
level v. hizaya getirmek
level v. düzlemek
level v. ateşleme durumuna getirmek için kaldırmak (silah vb)
level v. yıkmak
level v. yöneltmek
level v. düzeçlemek
level v. eşit düzeye getirmek
level v. yerle bir etmek
level v. düzeylendirmek
level v. hedefe doğru yöneltmek
level v. yükseltiler arasındaki farkları saptamak
level v. yatay bir yüzey sağlamak
level v. ufki bir yüzey sağlamak
level v. düzeltmek
level v. düzgünleştirmek
level v. egalize etmek
level n. zemin
level n. aynılık
level n. düzlük
level n. yükselti
level n. su terazisi
level n. düzeç
level n. hiza
level n. rakım
level n. yükseklik
level n. düzlem
level n. düz yer
level n. derece
level n. altitüt
level n. yatay düzlem
level n. kabarcıklı düzeç
level n. düzey
level n. yüzey
level n. yatay yüzey
level n. miktar
level n. ölçü
level n. düzlük yer
level n. mertebe
level adj. hemzemin
level adj. bir seviyede olan
level adj. düz
level adj. beraber
level adj. iyi dengelenmiş
level adj. akılcı
level adj. müsavi
level adj. dürüst
level adj. mükemmel bir şekilde yatay
level adj. makul
level adj. namuslu
level adj. arızasız
level adj. ufuk düzlemine uyan
level adj. muntazam
level adj. yatay
level adj. dengeli
level adj. ölçülü
level adj. birbirinden farklı yükseklikte olmayan
level adj. muvazeneli
level adj. seviyeli
level adj. ufki
level adj. mantıklı
level adj. düzgün
level adv. aynı seviyede
level adv. ayın düzeyde
Trade/Economic
level n. kademe
Politics
level n. düzey
level n. kademe
level n. seviye
Technical
level v. aynı seviyede getirmek
level v. düzgünleştirmek
level v. düzeltmek
level v. egalize etmek
level v. teraziye almak
level v. tesviyelemek (araziyi/toprağı/yüzeyi)
level n. alkol seviyesi
level n. duvarcı terazisi
level n. egal
level n. kot
level n. seviye
level n. tesviye cihazı
level adj. düzgün
level adj. yatay
Automotive
level v. düz olmak
level n. seviye
Aeronautic
level n. tesviye aleti
Linguistics
level n. düzey
Meteorology
level n. seviye

Bedeutungen, die der Begriff "level" mit anderen Begriffen im Englisch Türkisch Wörterbuch erhalten hat: 500 Ergebniss(e)

Englisch Türkisch
General
level something v. yöneltmek
raise the level v. çıtayı yükseltmek
level out v. düzeltmek
level with the ground v. taş taş üstünde bırakmamak
level off v. düzeltmek
level at v. doğrultmak (silahı)
become level v. düzleşmek
level best v. elden geleni yapmak
level something at v. yöneltmek
level at v. yüklemek (suçu)
level out v. saldırmak
level off v. hedef almak
level off v. saldırmak
level with a bulldozer v. dozerle düzlemek
level with somebody v. samimi olmak
maintain a normal level v. normal seviyede tutmak
maintain something at the normal level v. normal seviyede tutmak
keep something at the normal level v. normal seviyede tutmak
do one's level best v. elinden geleni yapmak
reach to a level of v. düzeye gelmek
reach to a level of v. düzeye çıkmak
bring (something) to the level of v. düzeye getirmek
reach to a level of v. düzeye ulaşmak
reach to a level of v. düzeye erişmek
level at v. hedef almak
level at v. yöneltmek
drop down below a certain level v. belli bir seviyenin altına düşmek
achieve the level of v. düzeyine gelmek
achieve the level of v. seviyesine gelmek
reach the level of v. seviyesine gelmek
reach the level of v. düzeyine gelmek
be on the level v. doğruyu konuşmak
be on the level v. dürüst olmak
reach the level of v. seviyeye gelmek
remain at the level of v. seviyesinde kalmak
reach the level v. konuma gelmek
to represent his/her country at the highest level in the international arena v. ülkesini uluslararası alanda en iyi şekilde temsil etmek
raise to the level of a deity v. idolleştirmek
raise to the level of a deity v. ilahlaştırmak
reach a record (level) v. rekora ulaşmak
level at v. (silahı) -e doğrultmak
level at v. (suçu) -e yüklemek
go on to the next level v. kademe atlamak
cut at the bottom (level) v. dibinden kesmek
cut at the bottom (level) v. dipten kesmek
achieve professional level v. profesyonel bir seviyeye gelmek
reach a professional level v. profesyonel bir seviyeye gelmek
get to a professional level v. profesyonel bir seviyeye gelmek
be below the critical level v. kritik seviyenin altında seyretmek
fall below the critical level v. kritik seviyenin altına düşmek
forge public opinion at the international level v. uluslararası düzeyde kamuoyu oluşturmak
enhance the level of service v. hizmet düzeyini yükseltmek
enhance the level of service v. hizmet seviyesini yükseltmek
improve the service level v. hizmet düzeyini yükseltmek
improve the service level v. hizmet seviyesini yükseltmek
decrease to the level v. seviyesine gerilemek
keep at a certain level v. belli bir seviyede tutmak
fall to the level of v. seviyesine gerilemek
raise the alert level to phase 4 v. alarm seviyesini dördüncü düzeye çıkartmak
determine the level v. seviye belirlemek
specify the level v. seviye belirlemek
level playing field v. eşit şartlar oluşturmak
level playing field v. eşit şartlar sağlamak
level at v. doğrultmak
decrease to the level of v. konumuna gerilemek
get to the phase/level of v. aşamasına gelmek
reach record level v. rekor seviyeye ulaşmak
a person's blood sugar level rocket up/shoot up v. şekeri azmak
a person's blood sugar level rocket up/shoot up v. şekeri yükselmek
one's (blood) sugar (level) goes up (to the roof)/increases (dramatically) v. şekeri azmak
a person's blood sugar level rocket up/shoot up v. şekeri fırlamak
one's (blood) sugar (level) go up (to the roof)/increases (dramatically) v. şekeri yükselmek
one's (blood) sugar (level) go up (to the roof)/increases (dramatically) v. şekeri fırlamak
gear level v. vitesi düzleştirmek
level compensator n. düzey dengeleyici
sensation level n. duyma eşiği
normal level n. normal düzey
exchange rate level n. kur seviyesi
petrol level n. benzin düzeyi
main level n. ana kat
mean sea level n. orta deniz seviyesi
educational level n. eğitim düzeyi
level crossing n. yer geçidi
level terrace n. düz teras
level of intelligence n. zeka bölümleri
liquid level indicator n. sıvı düzey göstergesi
ground level n. zemin seviyesi
level difference n. seviye farkı
level bombing n. yatay bombardıman
top level n. en üst seviye
level indicator n. düzey göstergesi
datum level n. başvuru düzeyi
normal level n. normal seviye
above sea level n. deniz seviyesi üstünde
demand level n. talep düzeyi
logic level n. mantık düzeyi
activity level n. etkinlik seviyesi
confidentiality level n. gizlilik derecesi
comparison level n. karşılaştırma seviyesi
preconventional level n. geleneksellik öncesi
noise level n. ses debisi
high level language n. yüksek dereceli dil
static level n. statik su seviyesi
cultural level n. kültürel düzey
emotional intelligence level n. duygusal zeka seviyesi
main haulage level n. ana nakliyat katı
intelligence level n. zeka seviyesi
mean sea level n. ortalama deniz seviyesi
subsistence level n. kefaf sınırı
wage level n. ücret düzeyi
customer service level n. müşteri hizmet değeri
low level file store n. alt düzeyde dosya depolama
sound level n. ses debisi
intelligence level n. zeka düzeyi
level of arousal n. uyarılma düzeyi
loudness level n. gürültü seviyesi
gasoline level n. benzin düzeyi
beginner level n. başlangıç seviyesi
cross level n. tekerlek eğriliği
emergency action level n. acil durum müdahale seviyesi
awareness level n. farkındalık seviyesi
maximum water level n. en yüksek su seviyesi
system level n. sistem düzeyi
mason's level n. duvarcı terazisi
split level n. iki seviyede olan oda
mason's level n. masonluk derecesi
middle level n. orta derece
level of significance n. yanılgı düzeyi
spirit level n. tesviyeruhu
low level flight n. alçaktan uçuş
lifting condensation level n. yükseltme yoğunlaşma seviyesi
plumb level n. tesviyeruhu
level land n. düz arazi
intermediate level n. arakat
low level flight n. alt sınıf uçuşu
brightness level n. parlaklık derecesi
level area n. düz alan
confidence level n. güven seviyesi
level setting n. düzeylendirme
level of intelligence n. zeka düzeyleri
mean water level n. ortalama su düzeyi
subsistence level n. asgari geçim düzeyi
gasoline level n. benzin seviyesi
high level n. yüksek derece
mean sea level n. denizin kabarması ve çekilmesi seviyeleri ortasında kalan deniz seviyesi
water level n. su düzeyi
petrol level n. benzin seviyesi
level of education n. eğitim düzeyi
loudness level n. gürlük seviyesi
subsistence level n. asgari hayat standardı
level setting n. seviyelendirme
subsistence level n. asgari ücret
training level n. eğitim düzeyi
ground level n. toprak seviyesi
skill level n. beceri düzeyi
liquid level n. sıvı düzeyi
first level n. birinci seviye
first level n. birinci evre
first level n. ilk seviye
high level of participation n. yüksek seviyede katılım
high level of participation n. geniş katılım
level of aspiration n. istek düzeyi
high level of participation n. yüksek oranda katılım
weak level n. zayıf seviye
knowledge level n. bilgi seviyesi
success level n. başarı düzeyi
knowledge level n. bilgi düzeyi
level of income n. gelir düzeyi
level of development n. gelişim düzeyi
development level n. gelişim düzeyi
lower level n. alt kademe
acceptance level n. kabul seviyesi
annual production level n. yıllık üretim seviyesi
level of water n. su seviyesi
low level n. alt kademe
water level n. su seviyesini gösteren bir cihaz
water level n. suyun seviyesi
eye level n. göz hizası
hormone level n. hormon seviyesi
usage level n. kullanım oranı
basic level n. temel seviye
urbanization level n. şehirleşme seviyesi
urbanization level n. kentleşme seviyesi
urbanization level n. kentleşme düzeyi
urbanization level n. şehirleşme düzeyi
recognition level n. tanınırlık oranı
awareness level n. bilinirlik oranı
recognition level n. bilinirlik oranı
availability level n. bulunurluk oranı
third level n. üçüncü seviye
third level n. üçüncü düzey
altitude above sea level n. deniz seviyesinden yükseklik
ambient noise level n. çevre gürültü seviyesi
street level n. sokak düzeyi
inflation level n. enflasyon düzeyi
academic level n. akademik düzey
password level n. şifre düzeyi
acceptable quality level n. onanır nitelik düzeyi
acceptable quality level n. kabul edilebilir kalite seviyesi
acceptable quality level n. benimsenir nitelik düzeyi
above sea level n. deniz seviyesi üzerinde
shoulder level n. omuz hizası
income level n. gelir seviyesi
federal poverty level n. federal fakirlik seviyesi
the lowest level n. en düşük seviye
support level n. destek seviyesi
advanced level n. ileri düzey
welfare level n. refah seviyesi
high school level n. lise düzeyi
high school level n. lise seviyesi
base level n. temel düzeyi
base level n. ana düzey
macro level n. makro düzey
macro level n. makro seviye
alcohol level n. alkol derecesi
clipping level n. kırpma düzeyi
comfort level n. rahatlık düzeyi
record level participation n. rekor seviyede katılım
large level of participation n. rekor seviyede katılım
high level of participation n. rekor seviyede katılım
datum level n. başlangıç düzeyi
datum level n. referans düzeyi
datum level n. dayanak düzeyi
administrative level n. yönetim kademesi
knee level n. diz hizası
head level n. baş hizası
donor level n. verici düzeyi
application level n. uygulama seviyesi
application level n. uygulama düzeyi
exceptional water level n. olağanüstü su seviyesi
expert-level n. uzman seviyesi
low-level radioactive waste n. düşük seviyeli radyoaktif atık
expert-level n. uzman düzeyi
level-headedness n. sakınım
low-level waste n. düşük seviyeli radyoaktif atık
subsistence-level n. geçim düzeyi
split-level house n. odaları değişik seviyelerde olan ev
ground level n. zemin hizası
high level protocol n. üst düzey protokol
gray level n. gri düzeyi
ground level n. zemin düzeyi
protection level n. koruma seviyesi
level area n. düz yer
level area n. düz arazi
level ground n. düz arazi
level area n. düzlük
base level n. temel seviyesi
someone with a low level of education n. eğitim düzeyi düşük (kimse)
level of difficulty n. zorluk derecesi
difficulty level n. zorluk derecesi
level of living n. hayat seviyesi
level of living n. yaşama düzeyi
high level n. yüksek düzey
subsistence level n. geçim düzeyi
subsistence level n. yaşama düzeyi
high level of participation n. yüksek düzeyde katılım
level of living n. yaşam düzeyi
level of living n. hayat düzeyi
high level of importance n. yüksek seviyede önem
a reasonable level n. makul bir seviye
educational level n. eğitim seviyesi
level of education n. eğitim seviyesi
higher level n. bir üst mertebe
level of analysis n. analiz düzeyi
level of analysis n. analiz seviyesi
local level n. yerel seviye
local level n. yerel düzey
significance level n. manidarlık derecesi
significance level n. anlamlılık düzeyi
significance level n. önem düzeyi
concentration level n. konsantrasyon seviyesi
level of criticism n. eleştirinin dozu
desired level n. arzu edilen düzey
desired level n. istenilen seviye
top level meeting n. üst düzey toplantı
senior level meeting n. üst düzey toplantı
class level n. sınıf seviyesi
class level n. sınıf düzeyi
state level n. eyalet düzeyi
maturity level n. olgunluk düzeyi
maturity level n. olgunluk seviyesi
level of trust n. güven düzeyi
level of trust n. güven seviyesi
strategy level n. strateji seviyesi/düzeyi
importance level n. önem seviyesi
importance level n. önem düzeyi
level of seriousness n. ciddiyet derecesi
elevation of sea level n. deniz seviyesinin yükselmesi
rise of sea level n. deniz seviyesinin yükselmesi
sufficient level n. yeterli seviye
sufficient level n. yeterli düzey
basic level category n. temel seviye kategorisi
liquid level indicating device n. sıvı seviyesini gösteren cihaz
a baseline level of n. temel düzeyde
level of competence n. yeterlilik düzeyi
level of competence n. yeterlik düzeyi
normal ground level n. normal yer seviyesi
level of effort n. çaba düzeyi
optimum level n. en uygun seviye
skill level test n. beceri düzey testi
air level n. düzeç
air level n. tesviye aleti
perception level n. algı düzeyi
perception level n. algı seviyesi
extinction-level event (ele) n. kitlesel yok oluş
extinction-level event (ele) n. birden çok canlı türünün soyunun aynı zaman aralığı içinde tükenmesi
basic disaster consciousness and preparation level n. temel afet bilinç ve hazırlık düzeyi
project level n. proje düzeyi/seviyesi
good level n. iyi düzey
cultural level n. kültür seviyesi
cultural level n. kültür düzeyi
level of achievement n. başarı düzeyi
fundamental level n. temel düzey
chest level n. göğüs seviyesi
participation level n. kalıtım derecesi
participation level n. katılım oranı
participation level n. katılım seviyesi
participation level n. katılım düzeyi
level of participation n. kalıtım derecesi
level of participation n. katılım oranı
level of participation n. katılım seviyesi
level of participation n. katılım düzeyi
english level n. ingilizce seviyesi
english level n. ingilizce düzeyi
high level summary n. genel kapsamlı özet
regional level n. bölgesel düzey
regional level n. bölgesel seviye
level of evidence n. kanıt düzeyi
high level source n. üst düzey kaynak
air level n. tesviyeruhu
carpenter's level n. su terazisi
technology readiness level n. teknoloji hazırlık seviyesi
low level adj. düşük düzeyli
level with adj. ile aynı hizada
above ground level adj. yer seviyesinin üstünde
above ground level adj. yeryüzünden yukarıda
high-level adj. yüksek düzeyli
level-headed adj. dengeli
level-headed adj. akılcı
low-level adj. düşük düzeyli
low-level adj. düşük seviyeli
level-headed adj. aklı başında
level-headed adj. mantıklı
medium-level adj. orta düzey
multi-level adj. çok katmanlı
top-level adj. üst seviye
on the level adv. düzlükte
at a certain level adv. belirli düzeyde
on the level adv. dürüst
on the level adv. doğru
at every level adv. her düzeyde
on ground level adv. kotta (ev vb)
on the level adv. samimi
at every level adv. her seviyede
at a level of adv. seviyesinde
at a level of adv. düzeyinde
at an international level adv. uluslararası düzeyde
at reasonable level adv. makul seviyedeki
at reasonable level adv. makul seviyede
below the level adv. seviyenin altında
below the sea level adv. deniz seviyesinin altında
at sea level adv. deniz seviyesinde
at the macro level adv. makro düzeyde
in the macro level adv. makro düzeyde
on a people-to-people level adv. toplum düzeyinde
at the highest level adv. had safhada
at the macroeconomic level adv. makro ekonomik düzeyde
at a very successful level adv. son derece başarılı bir seviyede
at the grass roots level adv. taban/temel/halk düzeyinde
at good level adv. iyi düzeyde
at ministerial level adv. bakanlık düzeyinde
at the national level adv. ulusal düzeyde
on a personal level adv. kişisel bazda/düzeyde
on a level with prep. ile bir seviyede
on a level with prep. ile aynı hizada
on a level with prep. bir düzeyde
on a level with prep. ile aynı düzeyde
Phrasals
level down v. aşağı çekmek
level down v. aşağı indirmek
level down v. aşağı seviyeye indirmek
level up v. aynı düzeye getirmek
level up v. aynı seviyeye çıkarmak
level down v. aynı seviyeye indirmek
level something at someone v. birine bir şey (silah vb) doğrultmak
level something down v. bir şeyi düzleştirmek
level something off v. bir şeyi düzleştirmek
level up v. durumlarını düzeltmek
level off v. düz uçuşa geçmek
level down v. düşürerek eşitlemek
level up v. düzeylerini arttırmak
level off v. dengelenmek
level at v. isnat etmek
level up v. seviyelerini yükseltmek
level up v. yükselterek eşitlemek
level off v. yoluna girmek
level off v. yoluna koymak
Phrases
on the same level expr. hemzemin
advanced level of expr. ileri seviyesi
advanced level of expr. ileri seviye
advanced level of expr. ileri düzeyde
on the samel level expr. yeksan
Colloquial
be level pegging v. aynı hızda gitmek
keep a level head v. mantıklı kararlar vermek
find one's own level v. kendini bulmak
find one's own level v. kendi yerini bulmak
keep a level head v. mantıklı olmak
keep a level head v. ne yapacağını bilmek
keep a level head v. sakin olmak
keep a level head v. soğukkanlılığını muhafaza etmek
keep a level head v. soğukkanlı olmak
find one's own level v. yerini bulmak
level pegging n. aynı seviyede ilerleme
on one level expr. bir açıdan
strictly on the level expr. dosdoğru
on the level expr. doğru
on the level expr. dürüst
Idioms
bring (something) down to (one's) level v. (birinin) seviyesine indirmek/düşürmek
bring (something) down to (one's) level v. (birinin) anlayacağı bir dille anlatmak
bring (something) down to (one's) level v. (birinin) anlayacağı şekilde anlatmak
bring (something) down to (one's) level v. (birinin) seviyesinde anlatmak
sink to someone's level v. birisinin seviyesine inmek
level something to the ground v. bir şeyi yıkmak/yerle bir etmek
lower oneself to one's level v. birinin seviyesine inmek
level with someone about something v. birine (bir konu hakkında) dürüst olmak
stoop someone's level v. birinin seviyesine inmek
lower oneself to someone's level v. birinin seviyesine inmek
do one's level best v. büyük çaba göstermek
level with someone about something v. birine (bir konu hakkında) doğruları söylemek
level a charge against someone v. biri hakkında bir iddiada/şikayette bulunmak/dava açmak
level the playing field v. herkes için fırsat eşitliği sağlamak
level the playing field v. herkese eşit fırsat vermek
do one's level best v. elinden geleni yapmak
level the playing field v. herkese aynı fırsatı vermek
compete on a level playing field v. eşit şartlarda rekabet etmek
do one's level best v. elinden gelen her şeyi yapmak
do one's level best v. elinden gelenin en iyisini yapmak
find one's own level v. kendini bulmak
have a level head v. ne yapacağını bilmek
have a level head v. mantıklı olmak
have a level head v. mantıklı kararlar vermek
have a level head v. sakin olmak
have a level head v. soğukkanlılığını muhafaza etmek
have a level head v. soğukkanlı olmak
level to the ground v. yerle bir etmek
try (one's) level best v. elinden gelenin en iyisini yapmaya çalışmak
try (one's) level best v. yapabileceğinin en iyisini yapmaya çalışmak
try (one's) level best v. elinden gelen her şeyi yapmaya çalışmak
do/try your level best (to do something) v. elinden gelenin en iyisini yapmak/yapmaya çalışmak
do/try your level best (to do something) v. yapabileceğinin en iyisini yapmak/yapmaya çalışmak
do/try your level best (to do something) v. elinden gelen her şeyi yapmak/yapmaya çalışmak
someone's level best n. elinden gelen
on the level expr. dürüst ve gerçekçi olarak
on the level expr. dürüst ve gerçekçi bir biçimde
on the level expr. doğru yoldan
at a grassroots level expr. halk düzeyinde
on the level expr. eline eteğine doğru
Formal
high-level language n. üst düzey dil
high-level language n. yüksek düzeyli dil
Speaking
level with me expr. benimle açık konuş
do your level best expr. elinden geleni yap
there's no need to stoop to their level expr. onlar kadar alçalmanın alemi yok
there's no need to stoop to their level expr. onların seviyesine inmenin bir manası yok
don't lower yourself to his level expr. onun seviyesine düşme/inme
your level expr. seviyeniz
I won't lower myself to your level expr. senin seviyene inmeyeceğim
your level expr. seviyen
Trade/Economic
maintain the quality level v. kalite çizgisini korumak
decrease to the level of v. seviyesine gerilemek
fall to the level of v. seviyesine gerilemek
regulate the level of demand v. talep seviyesini düzenlemek
subsistence level n. asgari geçim düzeyi
subsistence level n. asgari geçim seviyesi
minimum subsistence level n. asgari geçim düzeyi
acceptable quality level n. asgari kalite seviyesi
subsistence level n. ancak yaşamı sürdürmeye yetecek gelir düzeyi
minimum subsistence level n. asgari geçim seviyesi
significance level n. anlamlılık düzeyi
minimum exemption level n. asgari istisna düzeyi
level of performance n. beceri derecesi
meso-level purchasing n. bölgesel düzeyde satın almalar
level of debt n. borç düzeyi
resistance level n. bir menkul değerin ulaşabileceği en yüksek fiyat
level of debt n. borçlanma derecesi
unit-level activities n. birim düzeyinde maliyetler
multi-level marketing n. çok katlı pazarlama
multi level marketing (mlm) n. çok katlı pazarlama
equilibrium level of national output n. denge milli geliri
support level n. destek seviyesi
precision level n. doğruluk derecesi
natural level of output n. doğal üretim düzeyi
natural level of employment n. doğal çalışma düzeyi
level cost method n. düz maliyet yöntemi
subsistence level n. en düşük geçim düzeyi
best level of welfare n. en iyi refah düzeyi
price level n. fiyat düzeyi
price level n. fiyat düzeyi
activity level n. faaliyet seviyesi
utility level n. fayda düzeyi
equilibrium level of income n. gelirin denge düzeyi
poverty level n. fakirlik sınırı