put in - Türkçe İngilizce Sözlük
Geçmiş

put in

Play ENTRENus
Play ENTRENuk
Play ENTRENau


"put in" teriminin Türkçe İngilizce Sözlükte anlamları : 42 sonuç

İngilizce Türkçe
General
put in f. yerleştirmek
put in f. ilave etmek
put in f. katmak
put in f. araya girmek
put in f. eklemek
put in f. harcamak (bir iş için zaman)
put in f. sunmak
put in f. takmak
put in f. atmak
put in f. içeri sokmak
put in f. arzetmek
put in f. sokulmak
put in f. başvurmak
put in f. limana girmek
put in f. içeri koymak
put in f. sokmak
put in f. geçirmek (zaman)
put in f. gelmek (istasyona)
put in f. olay çıkarmak
put in f. diye eklemek
put in f. uğramak
put in f. takılmak
put in f. (gemi) limana girmek
put in f. içine sokmak
Phrasals
put in lafa karışmak
put in salça olmak
put in maydanoz olmak
put in sözü kesmek
put in lafı kesmek
put in araya girmek
put in burnunu sokmak
put in tesis etmek
put in zulada saklamak
put in zaman harcamak
put in tartışmada araya girmek
put in söze karışmak
put in zaman ayırmak
put in döşemek
put in monte etmek
put in kurmak
Trade/Economic
put in (gemi) limana girmek
Marine
put in limana girmek

"put in" teriminin diğer terimlerle kazandığı İngilizce Türkçe Sözlükte anlamları : 464 sonuç

İngilizce Türkçe
Common Usage
put in order f. sıraya koymak
put in order f. düzenlemek
General
put one's foot in it f. pot kırmak
put one's head in the lion's mouth f. tehlikeye atılmak
put in barrels f. fıçılamak
put something in someone's mind f. bir şeyi birinin aklına koymak
put somebody in mind of f. hatırlatmak
put down in f. inmek (uçak)
put in time on f. bir iş için belirli bir zaman harcamak
put in parantheses f. parantez içine almak
put in the lottery f. piyangoya koymak
put in train f. sıraya dizmek
put in order f. çekidüzen vermek
be put in f. sokulmak
put in quarantine f. karantinaya almak
put somebody in his place f. haddini bildirmek
put faith in f. güvenmek
put something in storage f. bir şeyi depoya koymak
put in order f. düzeltmek
put one's trust in f. güvenmek
put in an appearance f. boy göstermek
put one's foot in one's mouth f. gaf yapmak
put in order f. düzene koymak
put in prison f. hapsetmek
put a stake in the ground f. ilk çiviyi çakmak
put one's two cents in f. fikrini söylemek
put in an appearance f. kısa bir süre kalıp gitmek
be put in baskets f. sepetlenmek
put in order f. hale yola koymak
put in motion f. devindirmek
put something in order f. düzen vermek
put stitches in f. dikmek
put faith in f. inancı olmak
put one's foot in one's mouth f. pot kırmak
put in for f. başvuruda bulunmak
put in order f. adam etmek
put one's trust in f. itimat etmek
be put in order f. düzelmek
put faith in f. inanmak
put in the picture f. durumu anlatmak
put someone in a flutter f. birini heyecana düşürmek
put oneself in another's place f. kendini başkasının yerine koymak
put in force f. yerine getirmek
put in an appearance f. görünmek
put in order f. tanzim etmek
put in a plaster cast f. alçıya koymak
put in an appearance f. uğramak
put in somebody as intermediary f. araya koymak
put in a word f. sözünü kesmek
put foot in mouth f. patavatsızlık yapmak
put in the dock f. suçlamak
put something in order f. nizama sokmak
put a jerk in it f. acele etmek
put one's head in the lion's mouth f. kellesini koltuğuna almak
put one's foot in it f. akım derken bokum demek
put in a claim for f. hak iddia etmek
put in a flurry f. telaşlandırmak
put in pledge f. rehine koymak
put in a bonded warehouse f. antrepoya koymak
put in an appearance f. yer almak
put somebody in jail f. içeri atmak
put in a good word for someone f. biri için iyi şeyler söylemek
put somebody in mind of f. kafasına sokmak
put one´s foot in it f. baltayı taşa vurmak
put in pledge f. rehin vermek
put oneself in for f. talip olmak
put in order f. düzene sokmak
put someone in the picture f. durumu anlatmak
put in an appearance f. katılmak
put one’s foot in one’s mouth f. pot kırmak
put in a word f. araya girmek
put in an appearance f. çok kısa bir süre kalmak
put somebody in for f. aday göstermek
put in prison f. hapse atmak
put in for f. başvurmak
put in order f. sıralamak
put a stake in the ground f. ilk adımı atmak
put a spoke in somebody's wheel f. engel olmak
put in jeopardy f. tehlikeye atmak
put in jeopardy f. riske atmak
put one's life in danger f. hayatını tehlikeye atmak
put one's life in danger f. hayatını tehlikeye sokmak
put in a good word (for someone) f. biri hakkında olumlu şeyler söylemek
put one's back in it f. canını dişine takmak
put one's heart and soul in doing something f. canla başla çalışmak
put all of one's efforts in a job f. canla başla çalışmak
put someone in one's place f. haddini bildirmek
put one's life and affairs in order (again) f. kendini toplamak
put one's life and affairs in order (again) f. kendini toparlamak
be put in chains f. zincir vurulmak
put in a secret place f. zula etmek
put in a secret place f. zulaya atmak
put (someone) in a dangerous position f. ateşe atmak
put fear in someone's heart f. birinin kalbine korku salmak
put fear in hearts f. yüreklere korku salmak
put fear in someone's heart f. birinin yüreğine korku salmak
put in a file f. dosyalama yapmak
put (something) away in a file or its folder f. dosyaya kaldırmak
put (something) in order f. düzenlemede bulunmak
put (something) in order f. düzen altına almak
put in order f. düzenleme getirmek
put (something) in order f. düzene oturtmak
put in an order f. sipariş vermek
put half the money in the bank f. paranın yarısını bankaya yatırmak
put (someone/something) in quarantine f. karantinaya almak
put (someone/something) in quarantine f. karantina altına almak
put in performance f. performans izlemek
put in performance f. performans sergilemek
put in earring f. küpe takmak
put in performance f. performans ortaya koymak
put in sugar f. şeker atmak
put in sugar f. şeker koymak
put something in writing f. yazılı hale getirmek
put in a tender f. ihale yapmak
put in an outstanding performance f. üstün performans göstermek
put in the ground f. toprağa gömmek
put in an excellent performance f. iyi performans çıkarmak
be put in prison f. hapse girmek
be put in prison f. hapse atılmak
put in a nutshell f. özetle söylemek
put one's thumbprint on (a document) (in lieu of a signature) f. parmak basmak
put someone in one's pocket f. parmağında oynatmak
put something in layman’s terms f. birşeyi sıradan bir insanın anlayacağı şekilde anlatmak
put someone in a tight spot f. zor durumda bırakmak
put in action f. harekete geçirmek
put in for f. adaylığını koymak
be put in touch with someone f. birilerine yönlendirilmek
be put in an awkward position f. zor duruma düşürülmek
put in order f. sıraya sokmak
put in jeopardy f. tehlikeye sokmak
be put in touch with someone f. birisine yönlendirilmek
be put in an awkward position f. zor durumda bırakılmak
put in a difficult position f. zor duruma sokmak
put in prison f. hapse göndermek
put in prison f. cezaevine göndermek
put in process f. işleme koymak
put a question mark in the minds f. kafalarda soru işareti yaratmak
put in prison f. tutuklamak
put in default f. mütemerrit kılmak
put in circulation f. tedavüle koymak
put in pledge f. rehin koymak
put in place f. devreye sokmak
put in perspective f. perspektife yerleştirmek
put complaint in writing f. şikayeti yazılı yapmak
put complaint in writing f. yazılı şikayette bulunmak
put money in one's pocket f. cebine para koymak (harçlık vb.)
put someone in a situation f. birisini bir duruma düşürmek
put someone in prison f. birini hapse atmak
be put in charge of a newly-formed investigative unit f. yeni kurulmuş bir araştırma biriminin başına getirilmek
put the bags in the car f. çantaları arabaya koymak
put a camera in someone's bedroom f. birinin yatak odasına kamera yerleştirmek
keep/leave/put someone out in the cold f. birini soğukta dışarıda bekletmek/tutmak/bırakmak
put a cigarette in one's mouth f. ağzına bir sigara koymak
put a question mark in the minds f. kafalarda soru işareti bırakmak
put in effort f. çabada bulunmak
put in effort f. çaba göstermek
put someone in handcuffs f. kelepçelemek
put in overtime f. fazla mesai yapmak
put something in one's drink f. birinin içkisine bir şey koymak
put one's hand in one's pocket f. elini cebine koymak
put one's hand in one's pocket f. elini cebine sokmak
put something in quotes f. tırnak içine almak
put something in quotes f. tırnak içinde vermek
put in an order f. sıraya koymak
put the dishes in the dishwasher f. bulaşıkları makineye yerleştirmek
put someone in a different place f. birini farklı bir yere koymak
put in a bowl f. bir kaseye koymak
put stitches in f. dikiş atmak
put faith in f. güven duymak
put one's trust in f. güven duymak
put something in the same equation f. aynı kefeye koymak
put something in the same equation f. aynı kefede değerlendirmek
put a tracker in one's car f. birinin arabasına takip cihazı yerleştirmek
put in the oven f. fırına koymak
put it in the center f. merkeze koymak
put flowers in front of ataturk's statue f. atatürk heykelinin önüne çiçek koymak
put in a plaster cast f. alçıya almak
put someone in chains f. birini zincire vurmak
put in cage f. kafese koymak
put in a coffin i. tabuta koymak
put in a coffin i. tabuta yerleştirmek
ability to put ourselves imaginatively in another’s place i. empati kurabilme yeteneği
ability to put ourselves imaginatively in another’s place i. hayal gücüne dayanarak kendimizi başkasının yerine koyabilme yeteneği
put in a nutshell zf. kısaca belirterek
Phrasals
put something in (to) print (yayınlamak amacıyla) basmak
put something in (to) print baskıya vermek
Phrases
put it in a nutshell uzun lafın kısası
put it in a nutshell uzun sözün kısası
put it in a nutshell lafı fazla uzatmayalım
put the dialogue in the correct order diyalogdaki cümleleri/ifadeleri doğru sıraya koyunuz
to put it all in simple terms basitçe söylemek gerekirse
Proverb
you cannot put new wine in old bottles eski köye yeni adet olmaz
put your trust in god and keep your powder dry eşeğini önce sağlam kazığa bağla sonra tanrı'ya emanet et
Colloquial
put that in your pipe and smoke it ister inan ister inanma
put that in your pipe and smoke it üzerinde düşün ve kabul edersen et
in the name of the law put your hands in the air kanun namına ellerini kaldır
put yourself in other people's shoes kendini diğer insanların yerine koy
put someone in charge birini görevlendirmek
put yourself in his position kendini onun yerine koy
put it in your wallet cüzdanına koy
put it in your bag çantana koy
put it in your bag koy çantana
Idioms
put a flea in someone's ear f. ihtar etmek
put oneself in someone's place kendini başkasının yerine koymak
put oneself in someone's place empati kurmak
put a flea in someone's ear kulağını bükmek
put one's head in the lion's mouth kellesini koltuğuna almak
put the boot in yerdeki bir kimseyi tekmelemek
put someone in one's place birine ağzının payını vermek
put someone in the shade birini gölgede bırakmak
put the boot in üstüne varmak
put the boot in haksız muamele etmek
put one's foot in one's mouth pot kırmak
put the roses in cheeks yanaklarına renk getirmek
put one's oar in burnunu sokmak
put that in your pipe and smoke it ister inan ister inanma
put one's foot in one's mouth çam devirmek
put one's foot in it pot kırmak
put all one's eggs in one basket sermayeyi kediye yüklemek
put the roses in someone's cheeks yanaklarına renk getirmek
put in the shade gölgede bırakmak
put the boot in tekmeyi patlatmak
put a spoke in someone's wheel tekerine çomak sokmak
put someone in one's black books birini kara listeye almak
put one's head in the lion's mouth kelleyi koltuğa almak
put one's head in the lion's mouth kelle koltukta
put a spoke in someone's wheel çanına ot tıkamak
put someone in the shade gölgede bırakmak
put all one's eggs in one basket varını yoğunu tehlikeye atmak
put one's hand in one's pocket elini cebine atmak
put your hand in your pocket hayır kurumuna vb bağışta bulunmak
put one's hand in one's pocket cüzdanına davranmak
put one's head in the lion's mouth kendini tehlikeye atmak
put one's head in the lion's mouth kendisini aslanın ağzına atmak
put one's head in the lion's mouth kendini ateşe atmak
put one's house in order işlerini yoluna koymak
put one's house in order işleri hal yoluna koymak
put a spanner in the works işleri kösteklemek
put one's house in order işlerini düzenlemek
put a spanner in the works işleri baltalamak
put one's house in order işlerini kontrol altına almak
put in a good word for (birisi hakkında) iyi konuşmak
put in a good word for birisini destekler nitelikte konuşmak
put in the picture olup biteni anlatmak
put a spanner in the works işlerin içine etmek
put in a nutshell özetlemek
put a good word in for someone biri hakkında iyi konuşmak
put a spoke in someone's wheel birinin işini zora sokmak
put a spanner in the works işleri mahvetmek
put a good word in for someone birinin iyiliğine konuşmak
put in the picture son gelişmeleri aktarmak
put in a nutshell kısaca anlatmak
put in the picture en son haberleri anlatmak
put in the picture olup biteni açıklamak
put a good word in for someone birinin lehine konuşmak
put a good word in for someone arka çıkmak
put a good word in for someone birine destek olmak
hardly put one foot in front of the other adım atacak hali olmamak
barely put one foot in front of the other adım atacak hali olmamak
put your two cents worth in hariçten gazel okumak
put your two cents worth in her lafa atlamak
put your two cents worth in sorulmadan fikir beyan etmek
put your two cents worth in her lafa karışmak
put a crimp in köstek olmak
put your two cents worth in her söze karışmak
put in one's oar her işe maydanoz olmak
put in mind anımsatmak
put in one's oar burnunu sokmak
put in one's oar hariçten gazel okumak
put in mind hatırlatmak
put something in the back of one's mind bir şeyi aklının bir köşesine yazmak
put everyone in the same pot hepsini aynı kefeye koymak
put a bug in someone's ear birisinin kafasına bir fikir sokmak
put that in your pipe and smoke it bunu sineye çekmek zorundasın
put that in your pipe and smoke it bunu kabul edip çeneni kapasan iyi olur
put one's own house in order sorunlarını kendi başına çözmek
put one's own house in order sorunlarını çözmek
put lead in your pencil cinsel gücünü arttırmak
put a bug in someone's ear kulağına kar suyu kaçırmak
put your foot in your mouth utancından yerin dibine girmek
put something down in black and white yazılı hale getirmek
put something down in black and white yazıya dökmek
put someone in the picture birisine gerekli bilgiyi vermek
put in a hard day at work işinde çok çalışmak
put in a hard day's work işinde çok çalışmak
put in an appearance (at something) şöyle bir görünmek
put in an appearance (at something) kısa süreliğine uğramak
put someone in an awkward position zor duruma sokmak
put someone in an awkward position zor durumda bırakmak
put someone in an awkward position müşkül durumda bırakmak
put someone in an awkward position müşkül duruma sokmak
put all one's eggs in one basket varını yoğunu riske atmak
put a bee in someone's bonnet (about something) fikir vermek
put a bee in someone's bonnet (about something) yol göstermek
put a bee in someone's bonnet (about something) birinin aklına bir şeyi sokmak
put the fear of god in somebody birisinin ödünü koparmak
put a bee in someone's bonnet about something (bir şey hakkında) birisine bir fikir vermek
put a bee in someone's bonnet about something aklına sokmak
put the genie back in the bottle sorunun üstesinden gelmek
put a spanner in the works içine etmek
put a spanner in the works işi bozmak
put a spanner in the works çarkına etmek
put a spanner in the works taş koymak
put a spanner in the works engellemek
put a spanner in the works pişmiş aşa su katmak
put a spanner in the works tekere çomak sokmak
put a spanner in the works mani olmak
put the roses in somebody's cheeks yanaklarına renk getirmek
put fannies in the seats (bir gösteriyi) hıncahınç doldurmak
put in one's two cents fikrini söylemek
put something in layaway (kaparo) ödeyip ürünü ayırtmak
put something in will-call (parasının bir kısımını ödeyerek) ürünü ayırtmak
put something in layaway (parasının bir kısımını ödeyerek) ürünü ayırtmak
put something in will-call (kaparo) ödeyip ürünü ayırtmak
put yourself in somebody's shoes kendini başkasının yerine koymak
put a dent in something (us) etki etmek
put a dent in something (us) gedik açmak
put in a hard day's work iş yerinde yoğun bir gün geçirmek
put in a hard day at work iş yerinde yoğun bir gün geçirmek
put the spring back in one's step yeniden iyi hissetmek
put the spring back in one's step toparlanmak
put one's foot in it gaf yapmak
put one's foot in it çam devirmek
put one foot in front of the other zar zor adım atmak
put one foot in front of the other işleri dikkatlice ve sırasıyla yapmak/kitabına göre yapmak
put one foot in front of the other zorla adım atmak
put the plug in the jug içkiyi bırakmak
put my two cents in naçizane görüşüm/fikrim
put in my two pennies worth naçizane görüşüm/fikrim
put something in someone's head birinin aklına bir şeyler sokmak
put somebody in a hole birini zor/güç bir duruma sokmak
put somebody in a hole birini sıkıntıya sokmak
put someone in the hole birini borca sokmak
put a dent in one's car birinin arabasını çizmek
put lead in one's pencil cinsel gücünü arttırmak
put something in the back of someone's mind aklının bir köşesine yazmak
put something in the back of someone's mind aklının köşesine yerleştirmek
put someone or something in jeopardy riske sokmak
put someone or something in jeopardy riske atmak
put someone or something in jeopardy tehlikeye atmak
put someone or something in jeopardy tehlikeye sokmak
put the knife in yerin dibine batırmak
put the knife in aşağılamak
put something in a limbo beklemeye/askıya almak
put trust in the wrong person yanlış kişiye güvenmek/bel bağlamak
put/set something in motion harekete geçirmek
put something in mothballs (sonradan kullanmak üzere) bir şeyi kenara kaldırmak
put one's nose in (where it's not wanted) (birinin işine) burnunu sokmak
put something in a nutshell kısaca anlatmak
put something in a nutshell kısaca belirtmek/açıklamak
put one's oar in bir işe salça/maydanoz olmak
put one's two cents' worth in bir işe salça/maydanoz olmak
put one's two cents' worth in burnunu sokmak
put one's two cents' worth in hariçten gazel okumak
put temptation in somebody's way (bir şeyler yaparak) birinin aklını çelmek/cezbetmek/kandırmak
put one's own house in order sorunlarını kendi kendine çözmek
put one's own house in order kendi sorunlarını kendi çözmek
put something in order düzenli tutmak
put in/stick in your two penn'orth (sorulmadan) görüşünü açıklamak
put in your two penn'orth (sorulmadan) görüşünü açıklamak
put in your two penn'orth konuşmaya dalmak
put in/stick in your two penn'orth konuşmaya dalmak
put in/stick in your two penn'orth (konuşmaya/konuya) maydanoz olmak
put in your two penn'orth (konuşmaya/konuya) maydanoz olmak
put something in apple-pie order bir şeyi iyice derleyip toplamak (toparlamak)
put something in apple-pie order düzgün ve tertipli bir şekilde/muntazaman yerleştirmek
put someone in the picture birini durumdan haberdar etmek
put a plug in for someone birinden övgüyle bahsederek ilgiyi onun üzerinde toplamak
put a plug in for someone birinden olumlu bahsetmek
put a plug in for someone birinin reklamını yapmak
put someone in an awkward position müşkül duruma düşürmek
put someone in yönetime/iktidara getirmek
put a spanner in the works (brit) işlere köstek olmak
put a monkey wrench in the works (usa) işlere köstek olmak
put a wrench in the works (usa) işlere köstek olmak
put a spoke in somebody's wheel köstek olmak
put in a good word for somebody with someone biri hakkında başka birine olumlu referans vermek
put someone in mind of something birine bir şeyi anımsatmak
put something in mothballs naftalinleyip kaldırmak
put oneself in someone else's shoes kendini bir başkasının yerine koymak
put oneself in someone else's place kendini bir başkasının yerine koymak
put something in service bir şeyi kullanıma sunmak
put something in service bir şeyi hizmete sunmak
put someone in touch with someone biriyle temas kurmasını sağlamak
put someone in touch with someone biriyle temasa geçirmek
put something in the way of someone birinin önünü bir şey ile tıkamak
put one foot in front of the other (hata yapmamak adına) adımlarını dikkatli atmak
put the boot in tuz biber olmak/ekmek
put words in someone's mouth birine söylemediği sözleri atfetmek
put yourself in somebody's place kendini başkasının yerine koymak
put something in the open bir şeyi dışarı koymak
not put (a lot) of stock in something dikkate almamak
not put (a lot) of stock in something önemsememek
put in the hard yards çok çalışmak
put someone in a straitjacket birinin özgürlüğünü kısıtlamak
put my foot in pot kırmak
put that in your pipe and smoke it ister işine gelsin ister gelmesin
put your foot in your mouth (american) pot kırmak
put your foot in it (british) pot kırmak
put your foot in your mouth (american) çam devirmek
put your foot in it (british) çam devirmek
put in a good word for someone (bir iş için) birine kefil olmak
put one's head in a noose kendini tehlikeli bir duruma sokmak
put one's head in a noose kendi sonunu hazırlamak
put a bug in someone's ear birine bir tavsiyede bulunmak
put a bug in someone's ear birine ipucu vermek
put a bug in someone's ear birine tavsiye vermek
put one's finger in the air başkalarının yolundan gitmek
put a stopper in durdurmak
put (one's) finger in the dyke önlem almak
put (one's) finger in the dyke (az da olsa) soruna müdahale etmek
put one's hand in the till meter la mano en la lata
put a crimp in umudunu kırmak
put a crimp in cesaretini kırmak
Speaking
put it in a prominent place i. görünen bir yere koy
put it in a prominent place i. göze çarpan bir yere koy
put yourself in my place kendini benim yerime koy
put it in reverse! geri vitese al!
i wouldn't want to put myself in his shoes yerinde olmak istemezdim
let me put it in that way bakın şu şekilde izah edeyim
let me put it in that way bakın şöyle açıklayayım
don't put all your eggs in one basket tüm yumurtalarını aynı sepete koyma
don't put all your eggs in one basket tüm kaynaklarını aynı işe yatırma
put the money in the bag parayı çantaya koy
you put us in danger back there bizi orada tehlikeye soktun
what did you just put in your pocket? ne koydun cebine sen?
put in the box with your name on it bunu üzerinde ismin yazan kutuya koy
put in the box with your name on it bunu üzerinde adının yazılı olduğu kutuya koy
what did you put in my drink? içkime ne koydun?
what did you put in my drink? içkime ne koydunuz?
put your books in your bags kitaplarınızı çantanıza koyun
to put it in different way başka bir deyişle
put mind in gear before opening mouth bin kez düşün bir kere konuş
to put it in a different way bir başka deyişle
put yourself in my shoes kendini benim yerime koy
you put me in danger beni tehlikeye attın
i put you in a tricky situation sizi zor duruma soktum
you only get out of life what you put in hayatta ne ekersen onu biçersin
don't put the pen in your mouth kalemi ağzına koyma
put some oil in the pan tavaya bir miktar yağ koyuyoruz
Slang
put the boot in tepelemek
put the boot in tekmelemek
put the boot in sopalamak
put a sock in it çeneni kapa
put a sock in it sessiz ol
put a cork in it! kapa çeneni!
put a sock in it! kapa çeneni!
put a roofy in her drink içkisine ilaç katmak
Trade/Economic
put in pledge rehnetmek
put in pawn rehine koymak
put in pledge rehin koymak
put in circulation tedavüle sokmak
put in circulation tedavüle çıkarmak
Law
put in default temerrüde düşürmek
put in pledge ipotek koymak
put in pledge rehnetmek
Technical
put in position yerine koymak
put in position yerleştirmek
Computer
put images in resimlerin konulacağı yer
Places
put-in-bay ohio eyaletinde yerleşim yeri
Football
put in front (takımını) öne geçirmek
British Slang
put a sock in it! kes sesini!
put lead in one's pencil güç vermek
put lead in one's pencil kuvvet vermek