sıkıntı - Turc Anglais Dictionnaire
Historique

sıkıntı



Sens de "sıkıntı" dans le Dictionnaire Anglais-Turc : 119 résultat(s)

Turc Anglais
Common Usage
sıkıntı distress n.
sıkıntı nuisance n.
sıkıntı boredom n.
sıkıntı bother n.
General
sıkıntı grayness n.
sıkıntı labor n.
sıkıntı doldrums n.
sıkıntı penury n.
sıkıntı famine n.
sıkıntı pressure n.
sıkıntı depression n.
sıkıntı willies n.
sıkıntı grievance n.
sıkıntı embarrassment n.
sıkıntı anxiety n.
sıkıntı rigor n.
sıkıntı constraint n.
sıkıntı push n.
sıkıntı dire straits n.
sıkıntı gloominess n.
sıkıntı groan n.
sıkıntı disturbance n.
sıkıntı rigour n.
sıkıntı incubus n.
sıkıntı bore n.
sıkıntı gloom n.
sıkıntı gripe n.
sıkıntı toil n.
sıkıntı saturninity n.
sıkıntı dolefulness n.
sıkıntı botheration n.
sıkıntı tribulation n.
sıkıntı strait n.
sıkıntı want n.
sıkıntı draft n.
sıkıntı pinch n.
sıkıntı fear n.
sıkıntı load n.
sıkıntı uneasyness n.
sıkıntı pill n.
sıkıntı agitation n.
sıkıntı shortage n.
sıkıntı boredom n.
sıkıntı infliction n.
sıkıntı oppression n.
sıkıntı fret n.
sıkıntı rock n.
sıkıntı scrape n.
sıkıntı toils n.
sıkıntı hardship n.
sıkıntı weight n.
sıkıntı discomfort n.
sıkıntı greyness n.
sıkıntı uneasiness n.
sıkıntı worry n.
sıkıntı adversity n.
sıkıntı harassment n.
sıkıntı trouble n.
sıkıntı the megrims n.
sıkıntı megrims n.
sıkıntı pip n.
sıkıntı tedium n.
sıkıntı annoyance n.
sıkıntı mope n.
sıkıntı vexation n.
sıkıntı mopes n.
sıkıntı plummet n.
sıkıntı privation n.
sıkıntı onerousness n.
sıkıntı straits n.
sıkıntı agitate n.
sıkıntı dullness n.
sıkıntı inconvenience n.
sıkıntı difficulty n.
sıkıntı bother n.
sıkıntı stringency n.
sıkıntı stress n.
sıkıntı discommodity n.
sıkıntı tracasserie n.
sıkıntı heebie-jeebies n.
sıkıntı burden n.
sıkıntı angst n.
sıkıntı inconveniency n.
sıkıntı trial n.
sıkıntı labour n.
sıkıntı pain n.
sıkıntı care n.
sıkıntı chafe n.
sıkıntı noiance [obsolete] n.
sıkıntı throng [scottish] n.
sıkıntı effort n.
sıkıntı ill ease n.
sıkıntı emotion [obsolete] n.
sıkıntı unease n.
sıkıntı bag n.
sıkıntı vexation n.
sıkıntı barrat n.
sıkıntı kiaugh n.
sıkıntı exagitation n.
sıkıntı troubled adj.
Colloquial
sıkıntı agita n.
sıkıntı a thing n.
sıkıntı dullsville n.
Idioms
sıkıntı a burr in (one's) saddle v.
sıkıntı a closed door n.
sıkıntı closed door n.
sıkıntı a catch to (something) n.
sıkıntı a rough ride n.
sıkıntı a bumpy ride n.
sıkıntı wailing and gnashing of teeth n.
Trade/Economic
sıkıntı shortage n.
sıkıntı crunch n.
Law
sıkıntı distress n.
Psychology
sıkıntı anxiety n.
Archaic
sıkıntı noy [dialect] n.
Slang
sıkıntı beef n.
sıkıntı two and eight [uk] n.
British Slang
sıkıntı hang-up n.
sıkıntı sticky wicket n.

Sens de "sıkıntı" avec d'autres termes dans le Dictionnaire Anglais-Turc : 242 résultat(s)

Turc Anglais
Common Usage
(dert/sıkıntı) çekmek suffer v.
General
sıkıntı vermek afflict v.
sıkıntı çektirmek irk v.
çekmek (sıkıntı) undergo v.
sıkıntı vermek distress v.
sıkıntı vermek pester v.
sıkıntı vermek irk v.
sıkıntı vermek annoy v.
sıkıntı vermek beset v.
sıkıntı vermek chevy v.
sıkıntı vermek inconvenience v.
sıkıntı vermek persecute v.
sıkıntı çekmek suffer v.
sıkıntı vermek gripe v.
sıkıntı vermek bother v.
sıkıntı vermek burden v.
sıkıntı vermek embarrass v.
sıkıntı vermek put somebody to inconvenience v.
sıkıntı vermek make a draft on v.
sıkıntı çektirmek burden v.
geçirmek (hastalık/sıkıntı vb'ni) go through v.
sıkıntı vermek oppress v.
sıkıntı vermek incommode v.
sıkıntı vermek discomfort v.
çok sıkıntı çekmek lead a dog's life v.
sıkıntı çekmek have troubles v.
keder sıkıntı vb'ni çekmek experience v.
sıkıntı vermek clog v.
müşteriye sıkıntı vermek hassle v.
(sıkıntı) çekmek undergo v.
sıkıntı yaratmak cause trouble v.
sıkıntı vermek worry v.
sıkıntı çekmek (maddi yönden) be financially straitened v.
sıkıntı çekmek have difficulty v.
sıkıntı çekmek experience difficulty v.
maddi sıkıntı içinde olmak be in financial difficulties v.
maddi sıkıntı çekmek be in financial difficulties v.
maddi sıkıntı içinde olmak hard put v.
sıkıntı yaratmak cause distress v.
çok sıkıntı çekmek have a bad time v.
sıkıntı yaşamak have difficulty v.
sıkıntı yaşamak experience difficulty v.
sıkıntı yaşamak have trouble v.
sıkıntı vermek trouble v.
sıkıntı vermeye başlamak become annoying v.
sıkıntı vermek put a strain v.
sıkıntı/sorun yaşamak go through a trouble v.
finansal sıkıntı içinde olmak be in financial difficulty v.
mali sıkıntı çekmek be in financial difficulty v.
maddi sıkıntı çekmek be in financial difficulty v.
ekonomik sıkıntı çekmek be in financial difficulty v.
ekonomik sıkıntı çekmek be in financial difficulties v.
sıkıntı çekmek anguish v.
sıkıntı çektirmek anguish v.
sıkıntı vermek anguish v.
(sıkıntı/der/bela) savuşturmak abate v.
maddi sıkıntı yaşamak be ill off v.
sıkıntı çektirmek encomber [obsolete] v.
sıkıntı çekmek languish v.
sıkıntı vermek vex v.
sıkıntı vermek bego v.
sıkıntı vermek besiege v.
mali sıkıntı financial difficulty n.
sıkıntı yer dullsville n.
sıkıntı verme gripping n.
aşırı sıkıntı heebie jeebies n.
sıkıntı veren şey inconvenience n.
sıkıntı sebebi grievance n.
sıkıntı veren şey cloud n.
insana çok sıkıntı çektiren iş ordeal n.
sıkıntı verme gripe n.
büyük sıkıntı tribulation n.
sıkıntı veren şey annoyance n.
loş ve sıkıntı verici olma durumu dismalness n.
başkalarına sıkıntı verme durumu pestiferousness n.
sıkıntı yaratan konu a bone to pick n.
başkalarına zarar veya sıkıntı veren şey nuisance n.
maddi sıkıntı financial problem n.
maddi sıkıntı financial difficulty n.
maddi sıkıntı financial trouble n.
finansal sıkıntı financial difficulty n.
sıkıntı kaynağı annoyance n.
sıkıntı veren şey nuisance n.
sıkıntı veren kimse nuisance n.
sıkıntı verme annoying n.
sıkıntı çıkaran kişi afflicter n.
sıkıntı kaynağı olan şey noyance [obsolete] n.
sıkıntı kaynağı noyer [obsolete] n.
işkence, sıkıntı veya acı veren herhangi bir şey tormentry n.
sıkıntı kaynağı olan şey troublement [dialect] n.
zorluk ve sıkıntı yaratan durum tyrant n.
azaltılabilir sıkıntı abatable nuisance n.
sıkıntı kaynağı bane n.
sıkıntı veren şey besetter n.
sıkıntı veren obtrusive adj.
başkalarına sıkıntı veren pestiferous adj.
sıkıntı veren annoying adj.
sıkıntı verici draggy adj.
loş ve sıkıntı verici dismal adj.
sıkıntı yaratan nettlesome adj.
sıkıntı verici nettlesome adj.
sıkıntı veren unsettling adj.
bayat ve sıkıntı veren banal adj.
sıkıntı dolu noyful [obsolete] adj.
sıkıntı veren nuisance adj.
sıkıntı veren annoyous [obsolete] adj.
yoğun sıkıntı çektiren atrocious adj.
sıkıntı vermek bestad adj.
sıkıntı vermeyerek unobtrusively adv.
sıkıntı vermeden unfazedly adv.
sıkıntı verici bir şekilde depressingly adv.
sıkıntı vererek obtrusively adv.
sıkıntı verici şekilde worrisomely adv.
sıkıntı verecek kadar embarrassingly adv.
sabırsızlık veya sıkıntı anlamına gelen haykırış thunderation interj.
Phrasals
sıkıntı çekmek rough it v.
(sorularla/isteklerle) sıkıntı vermek beset with (something) v.
(sorularla, isteklerle) sıkıntı vermek besiege with (something) v.
(sorularla, isteklerle) sıkıntı vermek besiege someone or something with something v.
(bir şeyi) hiç sıkıntı çekmeden/tereyağından kıl çeker gibi yapmak breeze through (something) v.
birine sıkıntı vermek yank someone around v.
sıkıntı vermek brown off v.
(sıkıntı/üzüntü vb) çökmek wash over someone v.
(sıkıntı/üzüntü vb) çökmek flood over a person v.
sıkıntı vermek grind down v.
sıkıntı vermek grind someone down v.
birine sıkıntı vermek get on someone v.
birine sıkıntı vermek pull someone about v.
(birine) sürekli sıkıntı vermek pinch at (someone) v.
Phrases
sıkıntı verir surette with a heavy hand expr.
Proverb
sıkıntı/zorluk/cefaya katlanmadan rahatlık olmaz there is no pleasure without pain
(üzülme/dert etme) herkes payına düşeni yaşar/herkes sıkıntı yaşar you have to eat a peck of dirt before you die
Colloquial
sıkıntı içinde olmak be up the pole [old-fashioned] [uk] v.
bilgiçlik taslayan bir ifadeyle konuşup karşısındakine sıkıntı vermek chop logic v.
sıkıntı yapmak trouble one's head about something v.
sıkıntı vermek worry to death v.
sıkıntı yapmak bother one's head about something v.
sıkıntı çekmemek/yaşamamak have it easy v.
sıkıntı vermek eat v.
(bir şey) bulamakta sıkıntı çekmek be stuck for (something) v.
'-i bulamakta sıkıntı çekmek be stuck for v.
küçük bir sıkıntı ya da dert fleabite n.
büyük sıkıntı a whole thing n.
bir yığın sıkıntı a peck of troubles n.
bir dolu sıkıntı a peck of troubles n.
sıkıntı veren tip a wet blanket n.
sıkıntı veren spoilsport n.
sıkıntı veren party pooper n.
sıkıntı veren killjoy n.
büyük sıkıntı the devil adj.
benim için sıkıntı değil I don't have a problem with that expr.
asıl sıkıntı half the trouble of something expr.
sıkıntı yok that's all right expr.
sıkıntı yaratabilecek bir meselenin önüne geçtin you saved the day expr.
sıkıntı şurada ki here's the rub expr.
sıkıntı şurada ki that's the rub expr.
bir sıkıntı var, beklenmedik/istenmedik bir durum var something is up expr.
sıkıntı da o (zaten) that’s just it expr.
sıkıntı/problem de orada (zaten) that’s just it expr.
sıkıntı değil no prob expr.
sıkıntı yok no prob expr.
bir sıkıntı biter öteki başlar (it's) one damn thing after another expr.
sıkıntı sıkıntı üstüne (it's) one damn thing after another expr.
sıkıntı yok no stress exclam.
sıkıntı değil np (no problem) exclam.
Idioms
-ile sorun/sıkıntı yaşamak be in a spot of bother v.
-ile sorun/sıkıntı yaşamak have a spot of bother v.
önemli/sorun/sıkıntı olmamak be not fussed (about someone or something) v.
sıkıntı vermek give (one) a bumpy ride v.
sıkıntı çekmek have a bumpy ride v.
sıkıntı vermek give somebody a bumpy ride v.
sıkıntı çekmek have a bumpy ride v.
(bir şey) nedeniyle (birine) sıkıntı vermek/rahatsızlık vermek burden someone or something with someone or something v.
herhangi bir sıkıntı yok onayı almak get the all-clear v.
herhangi bir sıkıntı yok onayı vermek give somebody the all-clear v.
sıkıntı vermek leave (one) cold v.
sıkıntı vermek leave someone cold v.
birisini ilgilendiren bir sıkıntı olmamak no skin off someone's nose v.
birisini ilgilendiren bir sıkıntı olmamak no skin off someone's back v.
birine sıkıntı vermek give someone a bad time v.
birine sıkıntı vermek give somebody grief v.
birine sıkıntı vermek gripe one's soul v.
birisini ilgilendiren bir sıkıntı olmamak no skin off someone's teeth v.
birine sıkıntı vermek give someone a hard time v.
birine sıkıntı vermek give someone a rough time v.
çok sıkıntı çekmek be hard up v.
ekonomik sıkıntı çekmeden yaşayabilecek kadar parası olmak be comfortably off v.
içini sıkıntı basmak somebody's heart sinks v.
sıkıntı vermek give somebody a rough time v.
sıkıntı yapmamak rest easy v.
sıkıntı içinde olmak be on the rack v.
sıkıntı çıkarmak make the feathers/fur fly v.
çok sıkıntı yaratacak bir hatadan kaçınmak err on the right side v.
sıkıntı çekmek go through/hit a sticky patch v.
sıkıntı çekmek hit a sticky patch v.
ekonomik sıkıntı içinde yaşamak exist/live from hand to mouth v.
çok sıkıntı çekmek go to hell and back v.
(bir sıkıntı) yakasına çökmüş olmak be in the grip of v.
önemli/sorun/sıkıntı olmamak be not fussed (about someone or something) v.
önemli/sorun/sıkıntı olmamak not be fussed (about somebody/something) [uk] v.
(bir şey yapmaktan) sıkıntı duymamak be not above (doing something) v.
bir şey yapmaktan sıkıntı duymamak not be above doing something v.
herhangi bir sıkıntı yok onayı almak get the all-clear v.
herhangi bir sıkıntı yok onayı vermek give somebody the all-clear v.
(birine) herhangi bir sıkıntı yok demek give (one) the all-clear v.
pürüz, sıkıntı veya sorun a lion in the way [obsolete] n.
bana sıkıntı verme stop giving me hard time n.
beklenen büyük sıkıntı the deuce to pay n.
önemsiz bir sorun/sıkıntı pea in the shoe n.
maddi sıkıntı içerisinde financially embarrassed adj.
sıkıntı şurada ki there's the rub expr.
sıkıntı şurada ki therein lies the rub expr.
sıkıntı ve güçlükler trials and tribulations expr.
çok büyük sıkıntı olur there will be the deuce to pay expr.
Speaking
sıkıntı verici not be much cop expr.
sıkıntı yok no nuisance expr.
Trade/Economic
ekonomik sıkıntı economic distress n.
ekonomik sıkıntı economic trouble n.
mali sıkıntı financial embarrassment n.
mali sıkıntı financial distress n.
sıkıntı verici challenging n.
Medical
ahlaki sıkıntı moral distress n.
Psychology
çevresel değişimin neden olduğu duygusal veya varoluşsal sıkıntı solastalgia n.
bir mekanda uzun süre kalmaktan ötürü duyulan sıkıntı cabin fever n.
duygusal sıkıntı emotional distress n.
fetal sıkıntı fetal distress n.
aşırı sıkıntı ve gerginlik ile karakterize hafif bir akıl hastalığı anxiety neurosis n.
Archaic
sıkıntı veren carking adj.
Slang
(birine) sıkıntı vermek have got a monkey on (one's) back v.
(birine) sıkıntı vermek bust (one's) ass v.
birine rahatsızlık/sıkıntı vermek kick-ass on someone v.
(yahudi almancasında) sıkıntı tsuris n.
(yahudi almancasında) sıkıntı tsouris n.
büyük sıkıntı holy stink n.
sıkıntı veren kimse wet noodle n.
sıkıntı verecek kadar uzun süren (ders vb) strung out adj.
sıkıntı yok no problem expr.
sıkıntı yok no worries expr.
sıkıntı yok never mind expr.
sıkıntı yok ain't no thang expr.
sıkıntı olmayacak she'll be jake expr.
sıkıntı yok she's jake expr.