mean - Türkçe İngilizce Sözlük

mean

Play ENTRENus
Play ENTRENuk
Play ENTRENau

mean — Definition

Anlamı ve Tanımı:
ortalama, cimri, anlamına gelmek
Okunuş (IPA):
(AmE /miːn/ – BrE /miːn/)
Terim Türü:
İsim: mean (means); Sıfat; Düzensiz Fiil: mean (means – meant – meant- meaning)
İstatistiksel ortalamayı, olumsuz kişilik özelliğini ya da bir şeyi kastetmeyi anlatan çok anlamlı kelimedir. Eski İngilizce mænan (“niyet etmek”) köküne dayanır. Matematik, dil ve karakter betimlemelerinde bağlama göre farklı işlevler üstlenir.
Eş Anlamlılar:
average, intend
Zıt Anlamlılar:
generous, misinterpret

"mean" teriminin Türkçe İngilizce Sözlükte anlamları : 146 sonuç

İngilizce Türkçe
Yaygın Kullanım
mean i. ortalama
The mean age of the patients was 33,6±11,8 years.
Hastaların yaş ortalaması 33,6±11,8 yıl idi.

More Sentences
mean f. demek istemek
What I mean is, I don’t enjoy the same activities as I did when I was younger.
Demek istediğim şu ki, gençken yaptığım aktivitelerden artık zevk almıyorum.

More Sentences
mean f. kastetmek
‘Do you mean me?’ "Yes, you, the girl in the pink dress".
Beni mi kastediyorsun? "Evet, seni, pembe elbiseli kızı".

More Sentences
mean f. anlamına gelmek
The green traffic light means permission to pass.
Yeşil ışık geçiş izni anlamına gelir.

More Sentences
mean s. adi
What a mean fellow!
Ne adi bir adam!

More Sentences
mean s. aşağılık
He is a mean fellow.
O aşağılık bir adamdır.

More Sentences
mean i. orta
mean s. alçak
Genel
mean f. amaçlamak
However, communication is not meant to contain a fully-fledged action plan.
Ancak, iletişimin tam teşekküllü bir eylem planı içermesi amaçlanmamaktadır.

More Sentences
mean f. ifade etmek
Does the name Marisol Smith mean anything to you?
Marisol Smith ismi size bir şey ifade ediyor mu?

More Sentences
mean f. kastetmek
‘Do you mean me?’ "Yes, you, the girl in the pink dress".
Beni mi kastediyorsun? "Evet, seni, pembe elbiseli kızı".

More Sentences
mean f. düşünmek
I mean to go tomorrow if the weather is fine.
Hava güzel olursa yarın gitmeyi düşünüyorum.

More Sentences
mean f. demek istemek
What I mean is, I don’t enjoy the same activities as I did when I was younger.
Demek istediğim şu ki, gençken yaptığım aktivitelerden artık zevk almıyorum.

More Sentences
mean f. anlamına gelmek
The green traffic light means permission to pass.
Yeşil ışık geçiş izni anlamına gelir.

More Sentences
mean f. demek olmak
Do you know what it means to be a mom?
Anne olmanın ne demek olduğunu biliyor musun?

More Sentences
mean f. anlam ifade etmek
These are things that will really mean something to all consumers and users of electronic communication services.
Bunlar, tüm tüketiciler ve elektronik iletişim hizmetleri kullanıcıları için gerçekten anlam ifade edecek şeylerdir.

More Sentences
mean f. istemek
I’m sure he didn’t mean to hurt your feelings.
Duygularını incitmek istemediğine eminim.

More Sentences
mean f. anlamında olmak
Look, Jack, this may mean nothing.
Bak Jack, bunun hiçbir anlamı olmayabilir.

More Sentences
mean f. ciddi olmak
I doubt that Tom really meant what he said.
Tom'un söylediklerinde ciddi olduğundan şüpheliyim.

More Sentences
mean f. niyetinde olmak
I'm sure Tom didn't mean any harm.
Tom'un kötü bir niyeti olmadığına eminim.

More Sentences
mean f. önemli olmak
Be sincere and show them how much their efforts mean to the company.
Samimi olun ve onlara çabalarının şirket için ne kadar önemli olduğunu gösterin.

More Sentences
mean f. ciddi olmak
I doubt that Tom really meant what he said.
Tom'un söylediklerinde ciddi olduğundan şüpheliyim.

More Sentences
mean f. sonucunu doğurmak
The merger will mean the opening of several offices across the USA.
Birleşme, ABD genelinde birkaç ofisin açılması sonucunu doğuracaktır.

More Sentences
mean f. gerçekten kastetmek
Parents should mean it if they say ‘no’ to children.
Ebeveynler çocuklarına 'hayır' derken bunu gerçekten kastetmelidirler.

More Sentences
mean f. göstermek
Dark skies mean that it will rain soon.
Karanlık gökyüzü yakında yağmur yağacağını gösterir.

More Sentences
mean f. … bedel olmak
He said to her, "You mean the world to me."
Ona "Sen benim için dünyalara bedelsin" dedi.

More Sentences
mean f. söylemek
I do not mean that we want to go around telling other nations what to do.
Bunu söylerken diğer uluslara ne yapmaları gerektiğini söylemek istediğimizi kastetmiyorum.

More Sentences
mean f. demek
Failure to guarantee this means exposing our countries and our area to hazards.
Bunun garanti altına alınmaması, ülkelerimizi ve bölgemizi tehlikelere açık hale getirmek demektir.

More Sentences
mean s. huysuz
Is your dog mean?
Köpeğiniz huysuz mudur?

More Sentences
mean s. pinti
She’s too mean to buy a gift for her husband.
Kocasına hediye alamayacak kadar pinti biri.

More Sentences
mean s. zalim
My dear child, stay down here, otherwise the mean geese will bite you to death.
Sevgili çocuğum, burada kal, yoksa zalim kazlar seni ölümüne ısırır.

More Sentences
mean s. kötü davranan
Tom is mean to everybody.
Tom herkese kötü davranıyor.

More Sentences
mean s. acımasız
The terms that we have offered the applicant states are unimaginative and mean.
Başvuran devletlere sunduğumuz şartlar hayal gücünden yoksun ve acımasızdır.

More Sentences
mean s. zor
No mean task for the Council and the Commission, in fact.
Aslında Konsey ve Komisyon için hiç de zor bir görev değil.

More Sentences
mean s. kaba
Why is everyone so mean to me?
Neden herkes bana karşı bu kadar kaba?

More Sentences
mean s. kötü
I mean no harm.
Kötü bir niyetim yok.

More Sentences
mean s. cimri
Tom is very mean to me.
Tom bana karşı çok cimri.

More Sentences
mean s. kötü
I mean no harm.
Kötü bir niyetim yok.

More Sentences
mean s. fena
Tom has a mean streak.
Tom'un damarı tuttu mu fenadır.

More Sentences
mean s. ayıp
Making fun of someone's appearance is mean behavior.
Birinin dış görünüşüyle dalga geçmek ayıp bir davranıştır.

More Sentences
mean s. perişan
They walked briskly through the mean and dirty streets of New York.
New York'un perişan ve kirli sokaklarında hızlı adımlarla yürüdüler.

More Sentences
Teknik
mean f. anlamına gelmek
The green traffic light means permission to pass.
Yeşil ışık geçiş izni anlamına gelir.

More Sentences
mean f. demek olmak
Do you know what it means to be a mom?
Anne olmanın ne demek olduğunu biliyor musun?

More Sentences
mean f. demek istemek
What I mean is, I don’t enjoy the same activities as I did when I was younger.
Demek istediğim şu ki, gençken yaptığım aktivitelerden artık zevk almıyorum.

More Sentences
mean s. ortalama
The study involved 30 patients with a mean age of 39.5 years.
Çalışmaya yaş ortalaması 39,5 olan 30 hasta katılmıştır.

More Sentences
İnşaat
mean i. ortalama
The mean age of the patients was 33,6±11,8 years.
Hastaların yaş ortalaması 33,6±11,8 yıl idi.

More Sentences
İstatistik
mean i. ortalama
The mean age of the patients was 33,6±11,8 years.
Hastaların yaş ortalaması 33,6±11,8 yıl idi.

More Sentences
Dilbilim
mean i. ortalama
The mean age of the patients was 33,6±11,8 years.
Hastaların yaş ortalaması 33,6±11,8 yıl idi.

More Sentences
Meteoroloji
mean i. ortalama
The mean age of the patients was 33,6±11,8 years.
Hastaların yaş ortalaması 33,6±11,8 yıl idi.

More Sentences
Genel
mean i. orta nokta
mean i. orta noktada veya orta noktanın yakınında olan şey
mean i. (konfüçyüsçülük'te) ihtiyat ve ölçülülük eylemlerinin geliştirilmesinde uçlar arasındaki ılımlı eylemi izleme
mean i. (budizm'de) orta yol
mean i. (budizm'de) vurdumduymazlık ve çilecilik arasındaki ılımlı yol
mean i. ılımlılık
mean i. ölçülülük
mean i. ara bağlantı unsuru
mean i. kararında olan şey
mean i. iki uç arasında yer alan unsur
mean i. amaca götüren şey
mean i. eylemi tamamlamaya yönelik araç
mean i. sonuca götüren şey
mean f. niyetlenmek
mean f. niyet etmek
mean f. demeye gelmek
mean f. tasarlamak
mean f. kurmak
mean f. sonucu doğurmak
mean f. önem taşımak
mean f. sözünün eri olmak
mean f. şakası olmamak
mean f. belirli bir kaderi seçmek
mean f. kıymetinde olmak
mean f. üretmek
mean f. sebebiyet vermek
mean f. kehanette bulunmak
mean f. delalet etmek
mean f. çok önemli olmak
mean f. anlamı olmak
mean s. şahsiyetsiz
mean s. kötü (davranış)
mean s. vasati
mean s. ahlaksız
mean s. aşağı
mean s. keyifsiz
mean s. rezil
mean s. tehlikeli
mean s. değersiz
mean s. orantılı
mean s. yoksul
mean s. sefil
mean s. kibritçi
mean s. vasat
mean s. süfli
mean s. kılıksız
mean s. hasis
mean s. bayağı
mean s. eli sıkı
mean s. pespaye
mean s. utangaç
mean s. kanı bozuk
mean s. kubat
mean s. keyifsiz
mean s. rahatsız
mean s. kirli
mean s. pis
mean s. eli sıkı
mean s. bencil
mean s. küstah
mean s. başbelası
mean s. zapt edilemez
mean s. başa çıkılmaz
mean s. çekingen
mean s. mahcup
mean s. çetin
mean s. budala
mean s. aptal
mean s. salak
mean s. ahmak
mean s. özsaygısı azalmış
mean s. mahcup
mean s. utanç duyan
mean zf. alçakça
mean zf. adice
mean zf. kepaze gibi
Irregular Verb
mean f. meant - meant
Konuşma Dili
mean s. terbiyesiz
Deyim
mean s. çok iyi
mean s. muhteşem
mean s. sağlam
mean s. nefis
Teknik
mean i. iki şeyin ortası
mean i. iki seyin ortası
mean s. vasat
Matematik
mean i. bir kümenin elemanlarının tümünü bir mantığa göre temsil eden ve bulundukları aralıkta yer alan türdeş çokluk
mean i. beklenen değer
mean i. aritmetik ortalama
mean i. bir değişkenin verilen limitler arasındaki ortalama değeri
mean i. bir orantının ortanca iki teriminden her biri
Müzik
mean i. 14. yüzyıl koro müziğinde orta ses
mean i. armonili müzikal bir bestede alto veya tenor gibi orta kısma verilen ad
mean i. birbirine eşlik eden viyolalardan alto olanı
mean i. viyolanın orta tellerinden birisi
Argo
mean s. harika
mean s. mükemmel
mean s. şahane

"mean" teriminin diğer terimlerle kazandığı İngilizce Türkçe Sözlükte anlamları : 150 sonuç

İngilizce Türkçe
Genel
mean temperature i. ortalama sıcaklık
emotional mean i. duygusal ortalama
mean sun i. ortalama güneş
mean daily temperature i. günlük ortalama sıcaklık
mean curvature i. ortalama eğrilik
mean time between failure i. arıza arası ortalama zaman
mean square value i. ortalama kareler değeri
mean anomaly i. ortalama anomali
mean height i. ortalama yükseklik
mean depth i. ortalama derinlik
mean noon i. ortalama öğle
greenwich mean time i. greenwich ortalama zamanı
mean sea level i. orta deniz seviyesi
mean free time i. ortalama serbest zaman
mean sea level i. ortalama deniz seviyesi
mean sea level i. denizin kabarması ve çekilmesi seviyeleri ortasında kalan deniz seviyesi
mean value theorem i. ortalama değer teoremi
mean sidereal time i. ortalama yıldız zamanı
mean diameter i. ortalama çap
mean latitude i. ortalama enlem
mean water level i. ortalama su düzeyi
mean stress i. ortalama gerilim
golden mean i. ılımlılık
mean reversion i. ortalamaya dönme
mean time i. ortalama zaman
mass mean diameter i. kütle ortalama çapı
mean effective pressure i. ortalama etkili basınç
greenwich mean time i. milletlerarası saat
mean calorie i. ortalama kalori
mean time clock i. ortalama zaman saati
mean distance i. ortalama uzaklık
mean velocity i. ortalama hız
mean solar time i. ortalama güneş zamanı
mean solar day i. ortalama güneş günü
mean pole i. ortalama kutup
mean time to repair i. ortalama onarım zamanı
geometric mean i. geometrik ortalama
golden mean i. ılım
golden mean i. itidal
mean-time clock i. ortalama zaman saati
weighted mean i. ağırlıklı ortalama
golden mean i. ölçülük
happy mean i. tam ortası
greenwich mean time i. greenwich saati
local mean time i. mahalli vasati zaman
mean of results i. sonuç ortalaması
mean of results i. sonuçların ortalaması
harmonic mean i. harmonik ortalama
mean age i. ortalama yaş
mean [obsolete] i. ara
mean [obsolete] i. çöpçatan
mean [obsolete] i. fırsat
mean [obsolete] i. ara zamanı
mean [obsolete] i. elçi
mean [obsolete] i. uygun koşul
mean [obsolete] i. aracı
mean [obsolete] i. arabulucu
mean-spiritedness i. cimri olma özelliği
mean-spiritedness i. aşağılık olma özelliği
mean-spiritedness i. kötü niyetli olma özelliği
lmt (local mean time) i. mahalli vasati saat
mean business f. niyetli olmak
mean everything to (me/him/her) f. çok şey ifade etmek
mean for f. yapmak (bir şeyi biri için)
mean business f. şaka yapmamak
come to mean f. anlamına gelmek
mean well f. niyeti iyi olmak
mean business f. çok ciddi olmak
mean business f. ciddi olmak
mean for f. yöneltmek (sözü birine)
come to mean f. demeğe gelmek
mean for f. hazırlamak (bir şeyi biri için)
not mean to do so f. böyle olsun istememek
not mean to do so f. böyle yapmak istememek
not mean to do so f. böyle olmasını istememek
not mean to do so f. öyle olmasını istememek
not mean to do so f. öyle olsun istememek
not mean to do so f. öyle yapmak istememek
mean more than (that) f. daha öte bir anlam taşımak
mean more than (that) f. daha öte anlam taşımak
mean something f. manidar olmak
mean a lot f. çok şey ifade etmek
be supposed to mean f. ...demek olmak
be supposed to mean f. ...anlamına gelmek
mean [scotland] f. acımak
mean [scotland] f. şikayet olarak dile getirmek
mean [scotland] f. sızlanmak
mean [scotland] f. şikayet etmek
mean [scotland] f. içerlemek
mean [obsolete] f. anlatmak
mean [obsolete] f. sanmak
mean [obsolete] f. bir fikri savunmak
mean [obsolete] f. konuşmak
mean [obsolete] f. aracılık etmek
mean [obsolete] f. ara bulmak
mean [scotland] f. yakınmak
mean [scotland] f. merhamet etmek
mean [scotland] f. matem tutmak
mean proportional s. orta orantılı
mean-spirited s. kötü niyetli
mean-spirited s. kötü kalpli
mean-minded s. anlayışsız
mean-minded s. acımasız
mean-minded s. kaba
mean-minded s. zalim
mean-minded s. insafsız
mean [obsolete] s. mesafe olarak ortada bulunan
mean [uk] s. ortak olarak düzenlenen veya yapılan
in the mean zf. bu arada
mean-spiritedly zf. kötü niyetli bir biçimde
mean [obsolete] zf. arasına denk gelecek şekilde
mean [obsolete] zf. nispeten daha az
mean [obsolete] zf. ılımlı olarak
mean [obsolete] zf. bir dereceye kadar
mean time zf. bu süre içerisinde
mean time zf. aynı anda
mean time zf. tam bu sırada
in the mean space [obsolete] zf. bu arada
in the mean space [obsolete] zf. bu sırada
in the mean space [obsolete] zf. aynı anda
in the mean space [obsolete] zf. aynı zamanda
in the mean space [obsolete] zf. bu esnada
gmt (greenwich mean time) kısalt. greenwich ortalama zamanı
rms ( root-mean-square) kısalt. ortalama karekök
Öbek Fiiller
mean something as something f. manasında/anlamında olmak
mean by something f. sözlerinin altında başka bir anlam gizli olmak
mean (something) by (something) f. (başka bir şey) demek istemek
mean by something f. (başka bir şey) demek istemek
mean by something f. kinayeli/üstü kapalı konuşmak
mean (something) by (something) f. kinayeli/üstü kapalı konuşmak
mean (something) by (something) f. (başka bir şey) kastetmek
mean (something) by (something) f. sözlerinin altında başka bir anlam gizli olmak
mean by something f. (başka bir şey) kastetmek
mean to f. niyetinde olmak
mean (something) as (something else) f. (bir şey) söyleyerek/yaparak (bir şey) kastetmek
mean to f. niyetlenmek
mean to f. istemek
mean to f. niyet etmek
mean by f. ile (bir şey) kastetmek
mean (something) as (something else) f. (bir şey) söylemekteki/yapmaktaki niyeti (bir şey) olmak
mean as f. manasında/anlamında olmak
mean by f. ile (bir şey) demek istemek
mean (something) as (something else) f. (bir şey) söylemekteki/yapmaktaki maksadı (bir şey) olmak
mean (something) as (something else) f. (bir şeyi bir şey) olarak kastetmek
İfadeler
I mean expr. şunu demek istiyorum ki
no mean cook expr. çok iyi bir aşçı
must not mean expr. anlamına gelmemeli
don’t be mean, go green expr. duyarsız olma, çevreci ol
do it like you mean it expr. hakkını vererek yap
numbers mean nothing expr. sayıların hiçbir önemi yok