fast - Türkçe İngilizce Sözlük

fast

Play ENTRENus
Play ENTRENuk
Play ENTRENau

fast — Definition

Anlamı ve Tanımı:
hızlı, çabuk, oruç tutmak
Okunuş (IPA):
(AmE /fæst/ – BrE /fɑːst/)
Terim Türü:
Sıfat; Fiil: fast (fasts – fasted – fasting)
Hareket veya değişim hızını niteleyen sıfat; ayrıca yemek yememeyi ifade eden fiil olarak kullanılır. Eski İngilizce fæst (“sıkı, sabit”) kökünden gelir; zamanla hız ve perhiz anlamları ayrışmıştır.
Eş Anlamlılar:
quick
Zıt Anlamlılar:
slow

"fast" teriminin Türkçe İngilizce Sözlükte anlamları : 125 sonuç

İngilizce Türkçe
Yaygın Kullanım
fast s. süratli
Excellent work and very fast return.
Başarılı bir çalışma ve süratli bir geri dönüş.

More Sentences
fast zf. çabuk
How fast can you take me there?
Beni oraya ne kadar çabuk götürebilirsin?

More Sentences
fast zf. hızlı
The competitor ran as fast as she could to win the race.
Yarışmacı yarışı kazanmak için olabildiğince hızlı koştu.

More Sentences
Genel
fast i. oruç
The sheikh only ate an olive to break his fast.
Şeyh orucunu açmak için sadece bir zeytin yedi.

More Sentences
fast f. oruç tutmak
This means that a person has to fast at least 16 hours every day.
Bu, bir kişinin her gün en az 16 saat oruç tutması gerektiği anlamına gelir.

More Sentences
fast f. oruç
Fasting is a way to understand the poor people in some religions.
Oruç, bazı dinlerde fakir insanların halini anlamanın bir yoludur.

More Sentences
fast s. seri
We're working as fast as we can.
Mümkün olduğunca seri çalışıyoruz.

More Sentences
fast s. ileri (saat)
The tower's watch must be fast as it is just afternoon.
Kulenin saati ileri herhalde, çünkü daha öğle vakti.

More Sentences
fast s. sabit (renk)
There are no hard or fast rules, everyone is different.
Sabit kurallar söz konusu değildir, herkes farklıdır.

More Sentences
fast s. hızlı
The plane is the fastest way of travelling between the countries.
Uçak, ülkeler arasında seyahat etmenin en hızlı yoludur.

More Sentences
fast s. solmaz
You can wash this shirt with whites as it has fast colour.
Solmaz renkte olduğu için bu gömleği beyazlarla yıkayabilirsiniz.

More Sentences
fast s. hoppa
His new rap song is about fast women.
Yeni rap şarkısı hoppa kadınlar hakkında.

More Sentences
fast s. derin
As he was so tired, he fell fast asleep.
O, çok yorgun olduğu için derin bir uykuya daldı.

More Sentences
fast s. çabuk
This goal must not be abandoned so fast.
Bu hedeften bu kadar çabuk vazgeçilmemeli.

More Sentences
fast s. topun hızlı hareket edebildiği (yüzey)
The fastest surface for tennis is grass.
Tenis topunun en hızlı hareket edebildiği yüzey çimdir.

More Sentences
fast zf. çabucak
Officers die in battlefields, so you get promoted fast.
Subaylar savaş meydanlarında ölür, bu yüzden çabucak terfi alırsınız.

More Sentences
fast zf. tez
Let's hit the road fast.
Tez yola düşelim.

More Sentences
fast zf. hızlıca
The resources of the world are fast running out.
Dünyanın kaynakları hızla tükeniyor.

More Sentences
fast zf. hızla
That is why the Transit Agreement has an expiry date of 2003, which is fast approaching.
Bu nedenle Transit Anlaşması'nın sona erme tarihi 2003'tür ve bu tarih hızla yaklaşmaktadır.

More Sentences
fast zf. çabuk
How fast can you take me there?
Beni oraya ne kadar çabuk götürebilirsin?

More Sentences
fast zf. daha hızlı
Two heroes working together will slay enemies twice as fast!
Birlikte çalışan iki kahraman, düşmanları iki kat daha hızlı öldürecek!

More Sentences
fast zf. hızlı şekilde
Our sales staff are trained and experienced to help you get the part or parts your looking for as fast as possible.
Satış personelimiz, aradığınız parçayı veya parçaları mümkün olan en hızlı şekilde almanıza yardımcı olmak için eğitimli ve deneyimlidir.

More Sentences
Teknik
fast i. çabuk
How fast can you take me there?
Beni oraya ne kadar çabuk götürebilirsin?

More Sentences
fast s. solmaz
You can wash this shirt with whites as it has fast colour.
Solmaz renkte olduğu için bu gömleği beyazlarla yıkayabilirsiniz.

More Sentences
fast s. süratli
Excellent work and very fast return.
Başarılı bir çalışma ve süratli bir geri dönüş.

More Sentences
Genel
fast i. perhiz
fast i. oruç süresi
fast i. perhiz süresi
fast i. bir günlük oruç
fast i. kilit
fast i. sürgü
fast i. zincir
fast i. halat
fast i. çekme halatı
fast i. iskele babası
fast f. dayanmak
fast f. yapışmak
fast f. perhiz yapmak
fast s. rengi atmaz
fast s. ileri
fast s. sadık
fast s. tez canlı
fast s. tamamen
fast s. dayanıklı
fast s. su gibi
fast s. hafifmeşrep
fast s. çıkmaz
fast s. değişmez
fast s. yel gibi
fast s. muhkem
fast s. eli çabuk
fast s. sıkı
fast s. fişek gibi
fast s. uçarı
fast s. sağlam
fast s. sımsıkı
fast s. hızlı yaşayan
fast s. sabit
fast s. bağlı
fast s. yerinden oynamaz
fast s. sıkı bağlanmış
fast s. kilitli
fast s. sımsıkı kapanıp kilitlenmiş
fast s. ayrılmaz
fast s. sıkışmış
fast s. ayrılamaz
fast s. yapışık
fast s. meşgul
fast s. kullanımda
fast s. bağlantılı
fast s. birbirine geçmiş
fast s. metin
fast s. birbirine bağlı
fast s. yakın
fast s. sıkı fıkı
fast s. aralıksız
fast s. sürekli
fast s. mütemadi
fast s. donuk
fast s. tez elden
fast s. basitçe
fast s. çabasızca
fast s. hızlı anlayan
fast s. hızlı öğrenen
fast s. hızlı kapan
fast s. ileride
fast s. hovarda
fast s. hoyrat
fast s. vahşi
fast s. ahlaksız
fast s. sefih
fast s. kalıcı
fast zf. defalarca
fast zf. sık sık
fast zf. sıkıca
fast zf. süratle
fast zf. hoppaca
fast zf. derinden
fast zf. derin bir şekilde
fast zf. önceden
fast zf. dengesizce
fast zf. ölçüsüzce
fast zf. sadakatle
fast zf. sadık olarak
fast zf. tereddütsüz bir şekilde
fast zf. azimle
fast zf. kararlılıkla
fast zf. kıvraklıkla
fast zf. zekice
fast ünl. ok atış hattından hızlı geç uyarısı yapan ünlem
Konuşma Dili
fast s. aldatmacalı
fast s. oyuna getiren
fast s. dalavereli
Teknik
fast s. sabit
Medikal
fast i. diyet
fast s.
Dini
fast s. oruç tutulan
Spor
fast s. (kriket) topu hızlıca gönderen atıcı
fast s. kupkuru (at yarışı pisti)
fast s. sert (at yarışı pisti yüzeyi)
Fotoğrafçılık
fast s. yoğun ışık gönderen (mercek)
fast s. poz süresi kısa (film)
Eski Kullanım
fast zf. yakında
fast zf. yanıbaşında
Argo
fast s. hovarda

"fast" teriminin diğer terimlerle kazandığı İngilizce Türkçe Sözlükte anlamları : 150 sonuç

İngilizce Türkçe
Yaygın Kullanım
the beginning of the day's fast in ramadan i. imsak
Genel
fast color i. solmaz renk
driving fast i. sürek
fast lane i. otoyolda sürat şeridi
fast watch i. ileri saat
fast food i. pizza gibi hazır yiyecekler
the breaking of the ramadan fast i. iftar
breaking of fast i. oruç açma
fast day i. oruç günü
fast food i. hazır yemek
fast breaking i. oruç açma
fast boat i. hızlı gemi
moving fast i. hızlı hareket etme
fast delivery i. hızlı teslim
fast colour i. solmaz renk
fast ice i. karaya bağlı buz
fast friends i. yakın arkadaşlar
fast dye i. has boya
fast friends i. sıkı dostlar
fast motion i. hızlı hareket
fast wind i. (bant) hızlı sarma
fast oil i. hızlı yağ
fast dye i. solmaz boya
fast-breaking i. oruç açma
fast-breaking meal i. iftar yemeği
fast-food restaurant i. ayaküstü lokanta
fast-food restaurant i. hazır yiyecek satan lokanta
fast-food restaurant i. ayaküstü restoran
fast ferry i. hızlı vapur
fast dial i. hızlı arama
fast food service i. çabuk yemek servisi
fast food i. ayak üstü yemek
ability to move fast i. hızlı hareket edebilme kabiliyeti
fast car i. hızlı araba
fast cars i. hızlı arabalar
fast learner i. çabuk öğrenen
fast learner i. hızlı öğrenen
fast-flowing stream i. hızlı akan akarsu
fast ferry i. hızlı feribot
fast ferry i. deniz otobüsü
fast heartbeat i. hızlı kalp atışı
go-fast boat i. sürat teknesi
fast heart beating i. hızlı kalp atması
fast bike i. yarış motoru
fast mover i. hızlı hareket eden kimse veya şey
fast food i. hızlı yiyecek
fast fashion i. hızlı moda
hold fast i. yerinde tutan şey
hold fast i. başka şeyin sıkıca sabitlendiği şey
hold fast i. sabitleyen şey
hold fast i. destekleyen şey
the beginning of the day's fast in Ramadan i. imsak
fast liver i. hızlı yaşayan
fast-tracking i. ilerleyişi hızlandırma
fast-tracking i. hedefe ulaşabilmek için çalışmaya hız verme
fast track i. erken değerlendirme gerektiren süreç
fast-tracker i. terfii hızlandırılan kimse
fast and loose i. bir tür üçkağıt oyunu
fast buck i. kolay para
fast day i. bazı yeni ingiltere koloni ve eyaletlerinde devlet adamlarının ibadet ve oruç tatili ilan ettiği gün
fast track i. hızlı ilerlemeye veya değişime sebep olan süreç
fast buck i. uğraşmadan kazanılmış para
fast day i. ibadet ve oruç tutma günü
fast-forward i. hızlı ilerleme durumu
fast day i. iskoçya'da yazın ibadet ve oruç için devlet adamlarınca ilan edilen yasal tatil
fast track i. erken inceleme süreci
fast-forward i. elektronik cihazda kaydı normalden hızlı oynatma işlevi
fast travel i. ışınlanma
fast travel i. birden gitme
fast-paced lifestyle i. tempolu yaşam biçimi
play fast and loose with f. oynamak
pull a fast one f. kazık atmak
play fast and loose with f. hafife almak
break the fast f. oruç bozmak
sink fast f. günleri sayılı olmak
stand fast f. fikrinden vazgeçmemek
make fast f. sıkmak
stand fast f. geri çekilmemek
hold fast f. sıkı durmak
go fast f. ileri gitmek
fall fast asleep f. derin uykuya dalmak
break one's fast f. iftar etmek
make fast f. hızlandırmak
live fast f. hızlı yaşamak
lead a fast life f. hızlı yaşamak
break fast f. iftar açmak
stand fast f. teslim olmamak
make fast f. kilitlemek
pull a fast one on somebody f. kazık atmak
go fast enough to join f. arayı kapatmak
stand fast f. pes etmemek
play fast and loose with f. çarpıtmak
become fast f. hızlanmak
sink fast f. günlerini saymak
pull a fast one f. oyuna getirmek
drive fast f. aracı hızlı sürmek
break fast f. orucunu açmak
play fast and loose with f. aldatmak
sink fast f. ağır hasta son günlerini yaşamak
stand fast f. kararından caymamak
hold fast f. dayanmak
break fast f. iftarını açmak
hold fast f. aganta etmek
make fast f. sağlamlaştırmak
go very fast f. uçmak
break fast f. oruç açmak
pull a fast deal f. hileli iş yapmak
recover fast f. çabuk iyileşmek
recover fast f. çabuk toparlanmak
make a fast buck f. hızlı para kazanmak
fast-talk f. ikna etmek
fast-talk f. kandırmak
host a fast-breaking meal f. iftar vermek
fast asleep f. derin uykuda olmak
live life in the fast lane f. hızlı yaşamak
live life in the fast lane f. hayatı uçlarda yaşamak
live life in the fast lane f. uçlarda yaşamak
break a fast f. oruç bozmak
run fast f. hızlı koşmak
stand up too fast f. hızla ayağa kalkmak
drive a bit fast f. biraz hızlı sürmek/kullanmak
drive the car too fast f. arabayı çok hızlı sürmek
move very fast f. çok hızlı hareket etmek
add up fast f. sağlama bir yekun tutmak
move fast f. hızlı ilerlemek
go ahead fast f. hızlı ilerlemek
get well fast f. çabuk iyileşmek
not eat fast food f. fast food yiyecekler tüketmemek
make fast f. sabitlemek
stand fast f. sarsılmamak
stand fast f. hareket etmemek
stand fast f. geçit vermemek
hold fast f. sıkıca yapışmak
fast-track f. (imalatı, inşaatı, süreci) hedefe zamanında ulaşabilmek için hızlandırmak
fast dye f. solmaz boyayla renklendirmek
fast talk f. laf cambazlığıyla kandırmak
fast talk f. gargaraya getirmek
fast talk f. oldu bittiye getirmek
fast [obsolete] f. bağlamak
fast talk f. hızlı hızlı konuşarak ikna etmek
move fast f. hızlı hareket etmek
break your fast f. orucunu açmak
break one's fast f. orucunu açmak
nonacid fast s. aside dirençsiz
fast lock s. hızlı kitlemeli
not fast s. ağır
fast growing s. hızla büyüyen
fast asleep s. derin uykuya dalmış
very fast s. mantar gibi
hard and fast s. çok sıkı