| İngilizce | Türkçe | |||
|---|---|---|---|---|
| Yaygın Kullanım | ||||
| Yaygın Kullanım | blow i. | darbe | ||
|
Losing her job was a severe blow. İşsiz kalmak ona ağır bir darbe oldu. More Sentences |
||||
| Yaygın Kullanım | blow f. | esmek | ||
|
There was a light breeze blowing on that summer's night. O yaz gecesinde hafif bir meltem esiyordu. More Sentences |
||||
| Yaygın Kullanım | blow f. | üflemek | ||
|
Now, make a wish and blow your candles. Şimdi bir dilek tut ve mumlarını üfle. More Sentences |
||||
| Genel | ||||
| Genel | blow i. | üfleme | ||
|
Come on, one more blow for the last candle! Hadi, son mum için bir üfleme daha! More Sentences |
||||
| Genel | blow i. | yumruk | ||
|
He dealt me a blow in the face. O yüzüme bir yumruk attı. More Sentences |
||||
| Genel | blow i. | çalma | ||
|
The siren blew. Siren çaldı. More Sentences |
||||
| Genel | blow i. | çarpma | ||
|
The door blew shut. Kapı çarptı. More Sentences |
||||
| Genel | blow f. | esmek | ||
|
There was a light breeze blowing on that summer's night. O yaz gecesinde hafif bir meltem esiyordu. More Sentences |
||||
| Genel | blow f. | harcamak | ||
|
I blew my whole bonus on shopping and travel. Bütün ikramiyemi alışveriş ve seyahat için harcadım. More Sentences |
||||
| Genel | blow f. | çarçur etmek | ||
|
I blew all our savings on a sports car. Tüm birikimimizi bir spor araba için çarçur ettim. More Sentences |
||||
| Genel | blow f. | atmak | ||
|
Teachers should occasionally let their students blow off some steam. Öğretmenler bazen öğrencilerinin stres atmasına izin vermeliler. More Sentences |
||||
| Genel | blow f. | çalmak | ||
|
You can hear the train coming; it's blowing its horn. Trenin geldiğini duyabilirsiniz; kornasını çalıyor. More Sentences |
||||
| Genel | blow f. | sigorta atmak | ||
|
She shouldn't have blown a fuse. Kızın sigortası atmamalıydı. More Sentences |
||||
| Genel | blow f. | patlamak | ||
|
Do you feel like a bomb ready to blow? Kendinizi patlamaya hazır bir bomba gibi mi hissediyorsunuz? More Sentences |
||||
| Genel | blow f. | uçurmak | ||
|
A puff of wind came and blew Curdken's hat far away. Bir rüzgar esintisi geldi ve Curdken'in şapkasını uçurdu. More Sentences |
||||
| Genel | blow f. | üflemek | ||
|
Now, make a wish and blow your candles. Şimdi bir dilek tut ve mumlarını üfle. More Sentences |
||||
| Genel | blow f. | (sigorta) atmak | ||
|
My car keeps blowing fuses. Arabamın sigortaları atıp duruyor. More Sentences |
||||
| Genel | blow f. | havaya uçurmak | ||
|
The bullet blew the watermelon to pieces. Kurşun karpuzu havaya uçurdu. More Sentences |
||||
| Genel | blow f. | uçurmak | ||
|
A puff of wind came and blew Curdken's hat far away. Bir rüzgar esintisi geldi ve Curdken'in şapkasını uçurdu. More Sentences |
||||
| Konuşma Dili | ||||
| Konuşma Dili | blow i. | darbe | ||
|
Losing her job was a severe blow. İşsiz kalmak ona ağır bir darbe oldu. More Sentences |
||||
| Konuşma Dili | blow f. | çarçur etmek | ||
|
I blew all our savings on a sports car. Tüm birikimimizi bir spor araba için çarçur ettim. More Sentences |
||||
| Konuşma Dili | blow f. | üflemek | ||
|
Now, make a wish and blow your candles. Şimdi bir dilek tut ve mumlarını üfle. More Sentences |
||||
| Konuşma Dili | blow f. | berbat etmek | ||
|
We just blew it. Berbat ettik. More Sentences |
||||
| Konuşma Dili | blow f. | heba etmek | ||
|
You're only going to get one shot at this, so don't blow it. Tek bir şansın olacak, onu da heba etme. More Sentences |
||||
| Teknik | ||||
| Teknik | blow i. | üfleme | ||
|
Come on, one more blow for the last candle! Hadi, son mum için bir üfleme daha! More Sentences |
||||
| Teknik | blow f. | üflemek | ||
|
Now, make a wish and blow your candles. Şimdi bir dilek tut ve mumlarını üfle. More Sentences |
||||
| Otomotiv | ||||
| Otomotiv | blow f. | patlamak | ||
|
Do you feel like a bomb ready to blow? Kendinizi patlamaya hazır bir bomba gibi mi hissediyorsunuz? More Sentences |
||||
| Genel | ||||
| Genel | blow i. | darp | ||
| Genel | blow i. | şanssızlık | ||
| Genel | blow i. | saldırı | ||
| Genel | blow i. | esinti | ||
| Genel | blow i. | vuruş | ||
| Genel | blow i. | hamle | ||
| Genel | blow i. | baltalama | ||
| Genel | blow i. | şok | ||
| Genel | blow i. | övünme | ||
| Genel | blow i. | yüksekten atma | ||
| Genel | blow i. | alev lambası | ||
| Genel | blow i. | tokat | ||
| Genel | blow i. | esme | ||
| Genel | blow i. | rüzgar | ||
| Genel | blow i. | felaket | ||
| Genel | blow i. | beklenmedik şok | ||
| Genel | blow i. | beklenmedik felaket | ||
| Genel | blow i. | şiddetli fırtına | ||
| Genel | blow i. | şok | ||
| Genel | blow f. | üfürmek | ||
| Genel | blow f. | küfretmek | ||
| Genel | blow f. | çiçeklenmek | ||
| Genel | blow f. | fırsat vb kaçırmak | ||
| Genel | blow f. | çalınmak | ||
| Genel | blow f. | kaçmak | ||
| Genel | blow f. | uçmak | ||
| Genel | blow f. | düşmek | ||
| Genel | blow f. | çiçek açmak | ||
| Genel | blow f. | altından girip üstünden çıkmak | ||
| Genel | blow f. | defolmak | ||
| Genel | blow f. | soluk soluğa kalmak | ||
| Genel | blow f. | fışkırmak | ||
| Genel | blow f. | balina vb su fışkırtmak | ||
| Genel | blow f. | esmek (rüzgar) | ||
| Genel | blow f. | sigorta vb atmak | ||
| Genel | blow f. | yelpazelemek | ||
| Genel | blow f. | unutulmak | ||
| Genel | blow f. | körüklemek | ||
| Genel | blow f. | yanmak | ||
| Genel | blow f. | patlatmak | ||
| Genel | blow f. | parlamak | ||
| Genel | blow f. | solumak | ||
| Genel | blow f. | sigorta atmak (elektrik) | ||
| Genel | blow f. | (rüzgar) esmek | ||
| Genel | blow f. | hava vermek | ||
| Genel | blow f. | vuruşmak | ||
| Genel | blow f. | kahretmek | ||
| Genel | blow f. | hava akımı ile hareket ettirmek | ||
| Genel | blow f. | içinden hava geçirerek temizlemek | ||
| Genel | blow f. | nefessiz bırakmak | ||
| Genel | blow f. | (at) nefesini toplamasına izin vermek | ||
| Genel | blow f. | gizli bir istihbarat operasyonunu ortaya çıkarıp tehlikeye atmak | ||
| Genel | blow f. | gizli bir istihbarat operasyonunu ortaya çıkaran gazete haberi | ||
| Genel | blow f. | muhalefet tarafından ortaya çıkarılan ajan | ||
| Genel | blow f. | (rüzgar, fırtına) uğultu sesi çıkarmak | ||
| Genel | blow f. | (ıslık, siren ) üfleyerek çalmak | ||
| Genel | blow f. | sümkürmek | ||
| Genel | blow f. | atı çok fazla koşturarak nefessiz bırakmak | ||
| Genel | blow f. | (bilgi, haber) yaymak | ||
| Irregular Verb | ||||
| Irregular Verb | blow f. | blew - blown | ||
| Konuşma Dili | ||||
| Konuşma Dili | blow i. | sorun | ||
| Konuşma Dili | blow i. | engel | ||
| Konuşma Dili | blow i. | fiske | ||
| Konuşma Dili | blow i. | zorluk/güçlük | ||
| Konuşma Dili | blow i. | (alkol tüketiminin damga vurduğu) büyük parti | ||
| Konuşma Dili | blow f. | acele etmek | ||
| Konuşma Dili | blow f. | sıvışmak | ||
| Konuşma Dili | blow f. | kirişi kırmak | ||
| Konuşma Dili | blow f. | uçmak | ||
| Konuşma Dili | blow f. | (fırsat) geri tepmek | ||
| Konuşma Dili | blow f. | har vurup harman savurmak | ||
| Konuşma Dili | blow f. | çılgına dönmek | ||
| Konuşma Dili | blow f. | ateş püskürmek | ||
| Konuşma Dili | blow f. | enstrüman/çalgı çalmak (genellikle üflemeli) | ||
| Konuşma Dili | blow f. | boşa harcamak | ||
| Konuşma Dili | blow f. | bir çuval inciri berbat etmek | ||
| Konuşma Dili | blow f. | bozmak | ||
| Konuşma Dili | blow f. | eline yüzüne bulaştırmak | ||
| Konuşma Dili | blow f. | içine etmek | ||
| Konuşma Dili | blow f. | perişan etmek | ||
| Konuşma Dili | blow f. | hızla geçip gitmek | ||
| Konuşma Dili | blow f. | böbürlenmek | ||
| Konuşma Dili | blow f. | övünmek | ||
| Konuşma Dili | blow f. | lanet etmek | ||
| Teknik | ||||
| Teknik | blow i. | vurma | ||
| Teknik | blow i. | vuruş | ||
| Teknik | blow i. | bessemer işleminde havanın erimiş pik demiri yoluyla yukarı basıldığı bir aşama | ||
| Teknik | blow i. | bessemer dönüştürücüsünde işlenen metal miktarı | ||
| Teknik | blow f. | hava veya gaz yoluyla şekillendirmek | ||
| Teknik | blow f. | fışkırtmak | ||
| Teknik | blow f. | hava vermek | ||
| Teknik | blow f. | (kötü ve aşırı çalıştırma nedeniyle) bozulmak | ||
| Teknik | blow f. | (sigorta) erimek | ||
| Elektrik | ||||
| Elektrik | blow f. | (sigorta, valf ) aşırı akım nedeniyle yanmak | ||
| Maden | ||||
| Maden | blow i. | madene doğru giden hava akışı | ||
| Maden | blow i. | maden çatısının çökmesi | ||
| Botanik | ||||
| Botanik | blow i. | çiçek kümesi | ||
| Botanik | blow i. | şeftalilerin çiçek açması | ||
| Botanik | blow i. | çiçeklenme | ||
| Botanik | blow i. | tam açmış laleler | ||
| Beysbol | ||||
| Beysbol | blow f. | (top) çok hızlı atmak | ||
| Satranç | ||||
| Satranç | blow f. | (rakibin taşını yiyemeyen bir taşı) tahtadan atmak | ||
| Müzik | ||||
| Müzik | blow f. | ıslık çalmak | ||
| Müzik | blow f. | müzik gösterisinde enstrüman çalmak | ||
| Böcek Bilimi | ||||
| Böcek Bilimi | blow f. | (böcek) yumurta bırakmak | ||
| Argo | ||||
| Argo | blow i. | kokain | ||
| Argo | blow i. | kokain | ||
| Argo | blow f. | kokain çekmek | ||
| Argo | blow f. | ot çekmek | ||
| Argo | blow f. | esrar çekmek/içmek | ||
| Argo | blow f. | sakso çekmek | ||
| Argo | blow f. | ağza almak | ||
| Argo | blow f. | mide bulandırıcı derecede kötü olmak | ||
| Argo | blow f. | eğlendirmek | ||
| Argo | blow f. | zevk vermek | ||
| Argo | blow f. | açığa çıkarmak | ||
| Argo | blow f. | ele vermek | ||
| Argo | blow f. | abaza çekmek | ||
| Argo | blow f. | mastur geçmek | ||
| Argo | blow f. | (hap, LSD) ruh halini değiştirmek | ||
| Argo | blow f. | (özellikle abd ve kanada ingilizcesinde) birini şaşırtmak | ||
| İngiliz Argosu | ||||
| İngiliz Argosu | blow i. | esrar | ||
| İngiliz Argosu | blow i. | ot | ||