bring - Türkçe İngilizce Sözlük

bring

Play ENTRENus
Play ENTRENuk
Play ENTRENau

bring — Definition

Anlamı ve Tanımı:
getirmek
Okunuş (IPA):
(AmE /brɪŋ/ – BrE /brɪŋ/)
Terim Türü:
Düzensiz Fiil: bring (brings – brought – bringing)
Bir şeyi bir yere/kişiye doğru taşımayı, getirmeyi anlatan temel fiildir. Eski İngilizce bringan kökünden gelmektedir; Germen dillerinde “taşımak/getirmek” çekirdeği çok eskidir

"bring" teriminin Türkçe İngilizce Sözlükte anlamları : 37 sonuç

İngilizce Türkçe
Yaygın Kullanım
bring f. getirmek
That brings me to my next subject: Sustainability.
Bu da beni bir sonraki konuya getiriyor: Sürdürülebilirlik.

More Sentences
Genel
bring f. ikna etmek
I managed to bring him around to my way of thinking.
Onu benim düşünce tarzıma ikna edebildim.

More Sentences
bring f. neden olmak
Unfortunately, changes often bring about a deterioration of workers' living conditions.
Ne yazık ki, değişiklikler çoğu zaman işçilerin yaşam koşullarının kötüleşmesine neden olmaktadır.

More Sentences
bring f. doğurmak
The abandonment of the path of dialogue and negotiations has brought terrible consequences all round.
Diyalog ve müzakere yolunun terk edilmesi her açıdan korkunç sonuçlar doğurmuştur.

More Sentences
bring f. kazandırmak
More must be done on training, bringing older people and women into the labour market.
Eğitim, yaşlıların ve kadınların işgücü piyasasına kazandırılması konularında daha fazla şey yapılmalıdır.

More Sentences
bring f. getirmek
That brings me to my next subject: Sustainability.
Bu da beni bir sonraki konuya getiriyor: Sürdürülebilirlik.

More Sentences
bring f. ikna etmek
I managed to bring him around to my way of thinking.
Onu benim düşünce tarzıma ikna edebildim.

More Sentences
bring f. teslim etmek
It was thought that the legal system would not be able to bring his murderers to justice.
Hukuk sisteminin onun katillerini adalete teslim edemeyeceği düşünülüyordu.

More Sentences
bring f. götürmek
This will bring us closer together, and, together, further forwards.
Bu bizi birbirimize daha da yakınlaştıracak ve birlikte daha da ileriye götürecektir.

More Sentences
bring f. taşımak
They will always have the freedom to continue bringing strictly national discussions to Brussels and Strasbourg.
Üye Devletler, ulusal tartışmaları Brüksel ve Strazburg'a taşımaya devam etme özgürlüğüne her zaman sahip olacaklardır.

More Sentences
bring f. sunulmak
This program is brought to us by Soapy Productions.
Bu program bize Soapy Productions tarafından sunulmaktadır.

More Sentences
bring f. çekmek
Bring your knees to your chest to stretch your back.
Sırtınızı esnetmek için dizlerinizi göğsünüze doğru çekin.

More Sentences
Hukuk
bring f. dava açmak
Regions should be able to bring a case either via their national governments or via the Committee of the Regions.
Bölgeler ya kendi ulusal hükümetleri ya da Bölgeler Komitesi aracılığıyla dava açabilmelidir.

More Sentences
bring f. başlatmak
It is a case of it wanting to bring prosecutions themselves, not of it wanting war crimes to go unpunished.
Bu, savaş suçlarının cezasız kalmasını istemesi değil, bizzat kovuşturma başlatmak istemesi ile ilgili bir durumdur.

More Sentences
Teknik
bring f. getirmek
That brings me to my next subject: Sustainability.
Bu da beni bir sonraki konuya getiriyor: Sürdürülebilirlik.

More Sentences
Genel
bring i. çalan telefon sesi
bring f. belirtmek
bring f. razı etmek
bring f. kandırmak
bring f. sebebiyet vermek
bring f. dikkatini çekmek
bring f. hatırlatmak
bring f. (belirli bir tutara) satılmak
bring f. zorlamak
bring f. kendini zorlamak
bring f. ileri sürmek
bring f. tercih etmek
bring f. öğretmek
bring f. deneyimletmek
Irregular Verb
bring f. brought - brought
Konuşma Dili
bring expr. telefon çalma sesi
bring expr. zır/zır zır (telefon çalma sesini taklit eden bir ifade)
Ticaret/Ekonomi
bring f. (belirli bir tutara) satmak
bring f. (belirli tutarda) para getirmek
Hukuk
bring f. mahkemeye kanıt sunmak
Bilgisayar
bring expr. getir
Beysbol
bring f. atış yapmak

"bring" teriminin diğer terimlerle kazandığı İngilizce Türkçe Sözlükte anlamları : 150 sonuç

İngilizce Türkçe
Yaygın Kullanım
bring forward f. ileri sürmek
bring under control f. kontrol altına almak
bring into conflict f. çatıştırmak
Genel
bring pressure to bear on f. zorlamak
bring to light f. gün yüzüne çıkarmak
bring forward f. tarihi öne almak
bring up the subject f. açmak
bring to life f. canlandırmak
bring down the house f. çok alkış toplamak
bring to life f. ihya etmek
bring something to good working order f. çalışır duruma getirmek
bring over f. ikna etmek
bring luck f. kademli gelmek
bring in f. para getirmek
bring into a certain state f. belirli bir duruma getirmek
bring out f. yayımlamak (yeni bir şeyi)
bring up children f. çocuk yetiştirmek
bring somebody in something f. kazandırmak
bring someone to f. birini ayıltmak
bring someone to her knees f. birini yola getirmek
bring to an end f. nokta koymak
bring up one's big guns f. en önemli destekçileri getirmek
bring home the bacon f. ev geçindirmek
bring on f. sebep olmak
bring down f. değerini düşürmek
bring out f. ortaya çıkarmak
bring forth f. ürün vermek
bring around f. ayıltmak
bring someone to his knees f. birine boyun eğdirmek
bring into derision f. maskara etmek
bring out f. meydana çıkarmak
bring synergy f. sinerji oluşturmak
bring about f. yol açmak
bring on f. geliştirmek
bring forward f. sunmak
bring someone to reason f. birinin aklını başına getirmek
bring somebody to his knees f. dize getirmek
bring along f. getirmek
bring into contempt f. küçük düşürmek
bring to light f. aydınlatmak
bring forward f. hesap toplamını nakletmek
bring out f. piyasaya yeni mal sürmek
bring to a head f. karar noktasına getirmek
bring along f. yanında getirmek
bring in f. kazanmak
bring through f. kurtarmak
bring to heel f. adam etmek
bring someone to her knees f. birine boyun eğdirmek
bring out into the open f. açığa çıkarmak
bring up f. bahsetmek
bring through f. ayıltmak
bring out f. belli etmek
bring pressure to bear on f. sıkıştırmak
bring to the hammer f. açık artırmada satmak
come or bring down to the ground f. alana inmek
bring to life f. hayat vermek
bring up f. çocuk yetiştirmek
bring someone word of f. hakkında birine haber getirmek
bring someone to her knees f. birine diz çöktürmek
bring together f. kavuşturmak
bring to an end f. neticelendirmek
bring someone in on f. birini bir işe katmak
bring to ruin f. mahvetmek
bring off f. üstesinden gelmek
bring in f. kazandırmak
bring trouble on f. başına iş açmak
bring down f. düşürmek
bring good luck f. uğur getirmek
bring about f. gerçekleştirmek
bring the house down f. kahkahadan kırıp geçirmek
bring to an end f. sona erdirmek
be unable to bring oneself to f. kendine yedirememek
bring a child into the world f. doğurmak
bring to mind f. hatırlatmak
bring to an end f. sonuçlamak
bring to light f. meydana çıkarmak
bring something up f. ortaya atmak
bring something forward f. ileri sürmek
bring into force f. yürürlüğe koymak
bring trouble on f. başına dert açmak
bring forward f. öne çekmek
bring into line f. sıraya sokmak
bring fame f. ün getirmek
bring into f. getirmek
bring about f. doğurmak
bring in through f. taşımak
bring someone to justice f. adalete teslim etmek
bring to completion f. tamamlamak
bring into relief f. açığa çıkarmak
bring down the house f. kırıp geçirmek
bring to an issue f. sonuçlandırmak
bring into accord f. uzlaşmaya sevk etmek
bring up f. paylamak
bring about f. beraberinde getirmek
bring through f. korumak
bring to ruin f. berbat etmek
bring something out f. üretmek
bring off f. zorluklara rağmen başarmak
bring (something) to mind f. çağrıştırmak
bring somebody to justice f. hakim karşısına çıkarılmak
bring out f. yapmak (yeni bir şeyi)
bring close together f. bir araya getirmek
bring up f. terbiye etmek
bring into the open f. ortaya çıkarmak
bring into the open f. açığa çıkarmak
bring shame on f. rezil etmek
bring to ruin f. perişan etmek
bring into disrepute f. gölge düşürmek
bring order to f. düzene sokmak
bring into being f. vücuda getirmek
bring on f. gelişmesine neden olmak
bring somebody in something f. kazanç getirmek
bring one's power into play f. ağırlık koymak
bring to reason f. yola getirmek
bring matters to a head f. çıbanın başını koparmak
bring out f. yayımlamak
bring disorder f. kargaşa yaratmak
bring a lawsuit f. dava açmak
bring about a marriage f. evliliği gerçekleştirmek
bring to light f. ortaya çıkarmak
bring an action against f. dava açmak
bring prosperity to f. gönendirmek
bring to ruin f. batırmak
bring together f. toplamak
bring success f. başarı getirmek
bring to a conclusion f. sonuçlandırmak
bring out f. çıkarmak
bring to pass f. meydana getirmek
bring to mind f. akla getirmek
bring somebody through f. kurtarmak
bring short f. durdurmak
bring something to pass f. bir şeyi sonuçlandırmak
bring to mind f. hatırlamak
bring into contempt f. mahcup etmek
bring order into f. düzene sokmak
bring honor to f. onurlandırmak
bring in through pipes f. borularla taşımak
bring to life f. diriltmek
bring to a close f. sona erdirmek
bring results f. meyvesini vermek
bring something to bear on f. bir şeyi uygulatmak
bring forth f. sebep olmak
be unable to bring oneself (to do something) f. nefsine yedirememek
bring together f. cemetmek
bring into disorder f. kargaşa yaratmak
bring somebody up f. yetiştirmek
bring in line f. sıraya sokmak
bring into existence f. türetmek
bring a child into the world f. doğurtmak
bring in f. kazandırmak (para)